Erzurum Yolculuğu - Alexander Pushkin
6/10
·94 syf.··
2026 12. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 22:20
Kitap / Book: Путешествие в Арзрум (Puteshestvie v Arzrum)/A Journey to Arzrum/Reise nach Arzrum/Erzurum Yolculuğu — Alexander Pushkin, 1836 Tür / Genre: Seyahatname, tarihsel anlatı Travel writing, historical narrative Dönem / Period: 19. yüzyıl Rus edebiyatı - Rus İmparatorluğu 19th Century Russian Literature –Russian Empire Kısa Özet / Short Summary: Erzurum Yolculuğu, Aleksandr Puşkin’in 1829’daki Osmanlı-Rus savaşı sırasında Kafkasya üzerinden Erzurum’a yaptığı yolculuğu anlatan kısa bir seyahatnamedir. Yazar, yol boyunca gördüğü şehirleri, insanları, askerî ortamı ve dönemin kültürel atmosferini kendi gözlemleriyle aktarır. A Journey to Arzrum recounts Pushkin’s travels through the Caucasus to Erzurum during the Russo-Turkish War of 1829. In this brief travel narrative, the author records his impressions of the landscapes, people, military environment, and cultural atmosphere of the region. Yorum / Review: İki yüz yıl öncesinden bir seyahatname okuyup adeta zamanda yolculuk yapmak gibi. O dönemin bakış açısı ve zihniyetiyle kendi kültürümüze dışarıdan bakabilmek oldukça ilginç bir deneyim. Yüz sayfayı bile bulmayan bu kısa eser, beklenmedik derecede güçlü bir etki bırakıyor. Reading this travel narrative feels like traveling back in time two centuries. Observing one’s own culture through the perspective and mindset of that era is a fascinating experience. Despite being fewer than a hundred pages, the work leaves a surprisingly strong impression. #ErzurumYolculuğu #AlexanderPushkin #PuteshestvieVArzrum #RussianLiterature
Erzurum YolculuğuAleksandr Puşkin · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20221,829 okunma
Puan vermedi
“Kendini tanımak, başkasını değiştirmeye çalışmaktan çok daha acı vericidir.” “Ben gerçekten bunu mu istiyorum, yoksa korkularım mı bana bunu istetiyor?” sorusunu sürekli kendime soran biri olarak, kitap üzerimde ürpertici bir etki bıraktı. Sevgi bazen karşıdakini olduğu gibi görmek değil, kendi eksikliğimizi onun üzerine yansıtmaktır… Ah, bu hata gibi görünen ama asla yapmaktan kaçamadığımız yansıtma öyle tehlikeli ve sinsi ki. Evet, “İnsan bazen özgür olmak ister ama özgürlüğün bedeli olan yalnızlıktan korkar.” Ama hangisi daha korkutucu, bilemiyorum: Nietzsche gibi soğuk duvarlar arasına kendini kapatıp avutucu ve yüceltici ideallere sığınarak katı bir hayat sürmek mi, yoksa tüm hatalar ve anlam karmaşaları arasında mutluluğu da, sevinci de, hayal kırıklığını da, gurur duymayı da, sevmeyi de, sevilmeyi de, nefret etmeyi, hatta nefret edilmeyi bile göze alıp denemeye devam etmek mi? Hem de hiç yılmadan… İlginç bir şekilde, bu tedavi düellosuna dahil olanlardan bir diğeri de ben oldum. Tedavi olabildim mi, ondan pek emin değilim. Nietzche’yi bu denli katı bulmama rağmen, kendimi en çok ona yakın hissetmiş olmak da beni ayrı şaşırttı…
Edebiyat
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202470,1bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
6/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2026 97. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 14:56
#morsandıktakiyazılar Kitap Adı: Sevgili Michele Yazar: Natalia Ginzburg Çeviri: Şemsa Gezgin Sayfa Sayısı: 210 Tür: Roman / Mektup Roman Haziran ayının son kitabını da bitirdim ve sıra geldi yorumlamaya. Yazmaya başlamadan önce biraz düşünmem gerekti. Çünkü bu kitap bende bir olaydan çok bir duygu bıraktı: Mutsuzluk. Kitap boyunca herkes bir şekilde mutsuz. Fakat ilginç olan şu ki, kimse bu mutsuzluğu değiştirmek için bir çaba göstermiyor. Sanki herkes hayatın onu sürüklediği yere doğru sessizce savruluyor. Bu yüzden kitap bana sürekli şu cümleyi fısıldadı: "Birisi mutsuzsa, diğeri de mutsuzdur." Kitapta en çok karşıma çıkan duygu da buydu: "Mutlu değil… Mutsuz." Bir başka dikkat çekici nokta ise romanın mektuplardan oluşması. Mektuplar, bizim alışık olduğumuz kısa ve öz mektuplardan farklı; karakterlerin hayatlarına, düşüncelerine ve yalnızlıklarına açılan kapılar gibi. Kitaptaki insanların yaşamları da yoksulluk ve belirsizlik üzerine kurulu. Herkes günü kurtarmaya çalışıyor ama geleceğe dair büyük umutlar beslemiyor. Belki de 1970'lerin başındaki insanların ruh hâli buydu; kim bilir? Bana göre kitap, sadece bir ailenin hikâyesini değil, birbirine ulaşamayan insanların hikâyesini anlatıyor. Aynı hayatın içinde bulunup birbirlerini gerçekten duyamayan insanların... Altını çizdiklerim: - "Tanrım, insanlar artık bıktığı ve tahammül edemediği halde neden bu kadar çok çocuk dünyaya getiriyor?" - "Eğer mutluluk diye bir şey varsa, bize sunulan dünyada mutluluğun izine ara sıra rastlasak da olup olmadığını tam olarak bilemiyoruz." - "Özleme duygusuna tiksinti duygusu karıştığı zaman sevdiğimiz yer ve insanların çok uzaklarda olduklarını görürüz." - "Eşine evimin düzenli olduğunu ama kalbimin dağınık olduğunu anlat." - "Michele'nin anıları yoktu, çünkü anıları
1000Kitap
Sevgili MicheleNatalia Ginzburg · Can Yayınları · 2024150 okunma
Kara Keşiş|Anton Çehov
7/10
·43 syf.·
2026 140. kitabı
Anton Çehov’un 1890’lı yılların başında, rüyasında tarlaların üzerinde uçan uğursuz bir kara keşiş görmesi ile başlayan bu öykü bilim insanı Kovrin tarafından şekilleniyor. Kovrin kendisini Tanrı’nın seçilmiş bir dâhisi olarak görür, fakat sadece delirmeye başlamıştır. Kara keşiş ile yaptığı konuşmalar eşi Tanya ve Tanya’nın babası ile olan ilişkilerinin nasıl şekillendiğini anlatıyor. Tanya ve babası Kovrin’i iyileştirmeye çalışır, iyileştirir de fakat neden, neden iyileştirdiniz beni diyerek yakınır. Deliriyordum, fakat neşeli, zinde ve hatta mutluydum, ilginç ve orijinal biriydim. Şimdi ise herkes gibiyim der. Belki de herkesi düzeltmeye çalışmak yerine deli de olsa, olduğu gibi kabul etmemiz gerekiyordur . Çehov bu öyküsünde dâhilik ve delilik arasındaki ilişkiyi anlatıyor.Gerçekten de,her dâhi biraz deli midir?Yoksa kendini dâhi sananlar mı deliriyordur? Kısa, tek oturuşta bitirebileceğiniz bir öykü. Ama anlatılmak istenen zihnimizde uzun süre yer edebilir . Herkese keyifli okumalar ..
İnceleme
Kara KeşişAnton Çehov · İş Bankası Kültür Yayınları · 20229,6bin okunma
9/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 64. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 20:57
Dünya devletleri, Dünya'da yaşanan yıkıcı silahlanma yarışına son vermek için bir karar alıyor ve tüm silah üretimini, askeri yapay zekaları, robotları Ay'a yolluyor. Ay, ülkelere göre ayrılan sektörlere bölünüyor ve insanların müdahalesi olmadan burada makinelerin kendi kendine gelişmesi, evrilmesi izleniyor. Böylece yeryüzünde mutlak bir barış sağlanırken, savaşlar Ay'a taşınıyor ancak burada oluşan bilinmezlik beraberinde korku da getiriyor. Böylece iş yine Lem'in birçok kitabında yer verdiği kozmonot Ijon Tichy'e düşüyor. Gizli bir görevle Ay'a gönderilen Tichy, dünyaya beyninin iki lobunu birbirine bağlayan korpus kallozumu kesilmiş halde dönüyor ve böylece kafasının içinde iki farklı karakter oluşuyor. Kitap boyunca da öncelikle Tichy'nin bu durumu içinde Dünya'daki durumu, sonrasında da geriye dönüşler ve güncel zamanda geçen olaylarla birlikte Tichy'nin Ay'da neler gördüğü, neler öğrendiği gerçeğine kavuşma çabasını takip ediyoruz. Çok ilginç fikirlerin bir araya getirildiği bu kitabı okumak çok keyifliydi ama özellikle sonunun bu kadar aceleye getirilmiş olması çok hoşuma gitmedi. Yine de belli bir sonuca ulaşmaktansa zaten amaç biraz daha orta bölümlerde Lem'in paranoyaya ve özellikle nekroevrim, yani cansız varlıkların insan etkisi olmadan yaşadığı ilerleme ve evrim süreci olduğunu düşününce yalnızca böylesi ilginç kavramlar ve olaylar üzerinden kitabı düşündüğümüzde oldukça güzel bir kurgu diyebilirim.
Dünya'da BarışStanislaw Lem · Alfa Yayınları · 202069 okunma
6/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 09:04
“Anlıyor musun, kıskanıyorum. Bir deli gibi, bir çılgın gibi kıskanıyorum. Bu gözleri, beni deli eden, çıldırtan bu güzel gözleri, bu siyah gözleri kıskanıyorum… Onlarda bir başka hissin, bir başka hayalin gölgelerini görmek istemem. Onlarda yalnız ben yaşamak, yalnız ben ölmek isterim…” 1911 yılında yayımlanan Siyah Gözler, genç yaşta dul kalmış ve bu sebeple toplumun baskıcı ahlak duvarları arasında sıkışıp kalmış bir kadının gözünden yazılmış. Hem olay örgüsünü, hem türü hem de dönemini düşününce böyle bir kitapta olayların kadın bakış açısından yazılmış olması ve özellikle de kadın karakterin yaşanan aşk için daha etkin, daha baskın tarafta olması bana çok ilginç geldi. Kitap boyunca, kendisinden daha genç olan bir erkeğin aşkına dair şüpheleri, toplumun bu ilişkiye yapacağını düşündüğü yorumlar, sonrasında yaşayabileceği yıkım ve mahvoluş gibi ihtimallerin düşüncesiyle savaş veren ve bu sebeple asıl yıkıma uğrayan bir kadını takip ediyoruz. Olaylar ve durumların arasında çok hızlı geçişler olmuş ama önemli olan yaşananlardan ziyade ana karakterimizin toplumsal baskıyı içselleştirmiş oluşuyla birlikte yaşadığı krizleri, suçluluk duygusu ve paranoyaları olduğu için o geçişlere çok takılmadım. Kitap o kadar iyiydi ki Siyah Gözler ve Cemil Süleyman Alyanakoğlu hakkında hiçbir şey duymamış olduğuma çok şaşkınım.
Siyah GözlerCemil Süleyman · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20264,059 okunma