Özgürlüğe Kaçışım
"Hapishanede geçirdiğim 5 yıl bana şunu öğretti: İnsan, bedeni zincirlense bile ruhu özgür kalabilir. Secdeye giden bir alın, hiçbir prangayı tanımaz. Çünkü secde, kulun Allah'a en yakın olduğu andır. Ve Allah'a yakın olan, dünyadan uzaktır._ Gençliğe vasiyetim şudur: Acele etmeyin. Tarih acele edenlerin değil, sabredenlerin tarafındadır. Biz Bosna'da 3 yıl dayandık. 3 yıl aç kaldık, 3 yıl bombaların altında uyuduk. Ama kinle büyümedik. Çünkü biliyorduk ki, kinle kurulan bina, ilk depremde yıkılır. Sevgiyle, adaletle, ilimle kurulan bina ise asırlar boyu ayakta kalır. Unutmayın evlatlarım: Güçlü olmak, bağırmak değildir. Güçlü olmak, haksızlık karşısında 'Hayır' diyebilmektir. Güçlü olmak, elindeki ekmeği yarıya bölüp yetimle paylaşabilmektir. Güçlü olmak, yenildiğinde bile 'Elhamdülillah' diyebilmektir."
Filistin
Uzunca bir hidayet öyküsü…
Eşim ilk evladımızı doğurduğunda daha 30’uma gelmemiştim. Hala o geceyi hatırlarım. Bütün geceyi arkadaşlarımla geçirmiştim. O gece, gereksiz konuşmaların olduğu ve arkadaşlarımı güldürmek için çeşitli saçmalıklar yapıyordum. O zamanlar diğer insnaları etkileme ve güldürme gibi ilginç bir yeteneğe sahiptim. Taklit edeceğim insnanın sesine uygun olarak sesimi değiştirebiliyordum. Kimse benim alaylarımdan kaçamazdı, arkadaşlarımla bile alay ederdim. Sonra bazı insanlar zamanla dilimden kurtulmak için benden uzaklaşmaya başladılar. Tam o gece pazarda dilenen kör bir adamla dalga geçmiştiğimi hatırlarım. Daha da kötüsü ona çelme takarak düşürdüm ve o kör adam ne söylediğini bilmeyerek kafasını sağa sola döndürmeye başladı. Her zaman ki gibi evime geç saatte döndüm ve karım beni bekliyordu. Eşim korkunç bir durumdaydı ve titrek bir sesle “Raşid… Neredeydin ?” diye sordu. “Marsta olacak halim yok ya, arkadaşlarla beraberdim” diye cevapladım. Oldukça hassas durumda olduğu belli olan ve göz yaşlarını zor tutan eşim; “Raşid, çok fazla yorulmaya başladım ve sanırım evladımız yakında doğacak.” dedi ve sükunet içinde bir gözyaşı yanaklarından süzüldü. O an eşimi ihmal ettiğimi hissettim. Bu zamanlarda dışarılarda gezmek yerine onun yanında olmalıydım çünkü eşim hamileliğinin dokuzuncu ayını doldurmak üzereydi. Sonra eşimin sancıları başladı ve hiç zaman kaybetmeden onu hastaneye götürdüm. Hemen eşimi doğum odasına aldırlar ve uzun süre acı işçinde o odanın içinde kaldı. Ben dışarıda onun doğum yapmasını bekledim fakat doğum zordu yine de sızana kadar bekledim. En sonunda hastaneye telefon numaramı bırakarak eve gittim iyi haberleri bana söylemelerini istedim. Aradan biraz süre geçtikten sonra hastane çalışanları bana Salim’in doğumunu müjdelediler. Hastaneye geri döndüm ve
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Humeynî - İran - Şia
Son olarak Humeynî ve bugünkü İran hakkında kısa ve umûmî bir değerlendirme ile bahse son verelim: Hiç şüphesiz, Humeynî Hareketi'nin ve bugünkü İran idarecilerinin icraatlarında takdir edilecek cihetler vardır. Bunlar, tesettüre riâyet olunmasını sağlamaları, İslâm'ın haram kıldığı davranışları fiilen ve kanunen yasaklamaları gibi şeylerdir. Ancak onların yanlışları yanında, bunlar, devede kulak kalmaktadır. Bu yanlışları şöyle sıralayabiliriz: 1-Propagandalarında her vesîle ile: "-Mezhepçilik yapmıyoruz. Mezhep önemli değil, önemli olan İslâm'dır!" derler. Derler, amma mezhepçiliği, Humeynî Hareketi'nden sonra kabul ettikleri anayasalarına koymuşlardır. Sünnîlerin İran'ı idâre hakkı olmadığını, anayasa ile tescil etmişlerdir. İran'dan başka hangi ülke anayasasında mezhebe yer vermiştir?! Hem anayasa ile mezhepçilik tescil edilecek, hem de mezhepçilik yapmıyoruz diye propaganda yapılacak!.. Bu, bir tezat değil mi?! 2-Humeynî ve bugünkü İran idarecilerine göre, Kur'ân değiştirilmiştir. "Asıl Kur'ân, "Mushaf-ı Fatımadır ki, şimdi mevcud olan Kur'ân'ın üç misli idi." derler. "Cebrail'in Hz. Peygamber'e getirdiği on yedi bin âyetti. " iddiasında bulunurlar, "Bakara Sûresi'nin 23. âyetinde "Hz. Ali"nin adı vardı." diyorlar. "Asıl Kur'ân'da Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in isimlerinin mevcud olduğunu, bunların Hz. Osman tarafından çıkarıldığını" söylerler. Şöyle diyen olabilir: "-el-Kâfi'de böyle yazılı olabilir. Ama Humeynî, böylesi sapık iddiaları kabul etmemiştir. Gerçek böyle değildir!.. Bütün şiîler, Buhârî, Müslim gibi sahih hadis kitaplarını kabul etmezler, ama en kuvvetli mercîlerden biri olarak "el-Kâfi"yi görürler. Humeynî de bu kitabı bizzat kaynak olarak göstermektedir. 3-İmamlarını, peygamberlerden ve mukarreb meleklerden üstün
Sayfa 218·Kitabı okuyor
Din
Bakara Sûresi 1
ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir. Bakara 2 اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙ Onlar ki gaybde(gizlide, içtenlikle) inanıp namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah rızası için) harcarlar. 3 وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَۚ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ Sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar; ahirete de kesinlikle iman ederler. 4 اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ İşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve umduklarına erenler, işte onlardır! 5 يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki, (azaptan) korunasınız. 21 اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءًۖ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْۚ فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَاداً وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ O (Rabb) ki yeri, sizin için döşek, göğü de bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, bile bile Allah’a eşler koşmayın. 22
Tâhâ Suresi 115 - 123. Ayet-i Kerimeler | "İlk Günah"
• 115: Biz daha önce Âdem’den söz almıştık, fakat o unuttu; biz onda yeterli bir kararlılık görmedik. • 116: Meleklere “Âdem’e secde edin” dedik, onlar da secde ettiler, sadece İblîs direndi. • 117: Bunun üzerine “Ey Âdem!” dedik, “Bil ki bu senin de eşinin de düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa mutluluğunu yitirirsin! • 118: Burada sana acıkmak da çıplak kalmak da yok. • 119: Yine burada susuzluk çekmezsin ve sıcaktan bunalmazsın.” • 120: Derken, şeytan şöyle diyerek onun kafasını karıştırdı: “Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacının ve son bulmayacak bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi?” • 121: Nihayet ikisi de o ağaçtan yediler. Bunun üzerine mahrem yerleri kendilerine göründü, üstlerini cennet yaprağıyla örtmeye çalıştılar. Böylece Âdem rabbine karşı gelmiş ve yolunu şaşırmıştı. • 122: Sonra rabbi onu seçkin kıldı, tövbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti. • 123: Şöyle buyurdu: “İkiniz birden inin oradan, birbirinize düşman olarak. Size benden bir hidayet geldiğinde bilesiniz ki hidayetime uyan artık ne sapar ne de bedbaht olur.
Alıntı
Onların görüşüne göre, Martin'in durumunda, en doğru hareket bir işe girmekti. İlk sözleri de son sözleri de buydu. Fikir dağarcıkları bundan ibaretti. İşe gir! İşe git! Ablası konuşurken, zavallı, aptal köleler diye düşünüyordu. Dünyanın güçlülere ait olmasında şaşacak bir şey yoktu.Köleler, kendi köleliklerine saplantıyla bağlıydı. İş, önünde secde edip tapındıkları altın putuydu onların.