Kurucu Önder Nedir?
Derin Devlet Siyaseti ve Sermayesinin Sonu Kendi Çabaları ile Geldi İlk butlan ile bugün tek yetkinin bekçisi ırkçı milliyetçi bölücülük yapan bebek katili teröristi allayıp pullayan siyasi partiye uygulandı. Gelin hanım partisi oradan çıktı. Cumhuriyet Halk Partisini aldattı sonra da sırt çevirdi. Bugünde aynı esaret CHP için yapılıyor. 15 Temmuz sivil darbenin ardından yan yana gelen ittifak adı altında ki tek yetki ırkçı milliyetçi siyasi partinin politikası ile ilgili Cumhurbaşkanı geçmişte kafatasçı milliyetçi diyordu. Derin devlet sermayesi 15 Temmuz sonrası tek yetkiyi esir alarak hedefe ulaşmak için küresel destekli her iki tarafı da kullanmak istediler. Türk bilinci nefes aldırmadan niyeti okudu ve kimsenin kimseye özellikle vatana ve ulusa daha büyük zarar gelmesin diye dozu yavaş yavaş artıran bir güç dengesi değişikliğini tınlanım yasasına uygun titreşim uyanış enerjisini yayarak farkındalık üreterek zulmü bitme noktasına getirdi. Tek yetki sermayenin çıkarına hizmet adına kullanılan ırkçı milliyetçi bölücülük yapan siyasi partiyi esir aldı. Her iki tarafta birbirlerini tehdit edecek dosyalar ile tehdit ederek sermayeye zarar gelmeyecek bir çıkış arıyorlar. Taht kavgasının sebebi rant ve sermaye soygunudur. El koyarak yandaş olana ekonomik olanak satıyorlar. Buda ayrı bir suçtur. Türk ulusunun gücünü Türk ulusuna karşı kullanmak demektir. Tümü Türk ulusunun bilgisi dışında sarayda pişen yasalar ile oluyor. Vatanı ve ulusu tehdit eden tekel sektör ve holdinglere kamulaştırma devrimi ekonomisi ile güçlerini küçültmek gerekir. Aksi takdirde bu soygun mevcut tüm siyasi partiler ve siyasilerin doğal ömürlerini tamamlaları sonucu yönetim ve kamulaştırma devrimi ile zulüm bitecek. 1938 sonrası Amerikan operasyonu ile oluşan bölücü siyaset ve soyguncu sermaye
Hayata Dair
Johan Vilhelm Snellman
Bundan, dinin bir insanın kamusal faaliyeti üzerinde hiçbir etkisi olmadığı sonucu elbette çıkarılamaz. Dinin dünyevi şeylerin kusurluluğu karşısında sunduğu teselli bile, insan zihnini güvenle çalışmaya teşvik eder. Dinin her ahlaki emri insanı mükemmelleştirmeyi amaçladığı için, kişinin içinde bu yönde bir çaba uyandırmalı ve toplumsal kurumlardaki eksiklikleri daha iyi olanlarla ikame etme niyetini beslemelidir. Dolayısıyla bir din, Tanrı kavramını ne kadar saf sunarsa ve bunun sonucunda insanın vizyonunu ne kadar yükseğe koyarsa, o dine inanan uluslar o kadar hızlı gelişecektir. Buradan, ilk olarak, dini bir terbiyenin devlet için de ne kadar önemli olduğu anlaşılır. İkinci olarak, bir ulus medeniyette ilerledikçe, yasa ve geleneklerin dinin emirleriyle giderek daha fazla uyumlu hale gelmesi gerektiği, buna karşılık dini zihniyetin kamusal alandan ziyade özel hayata ve aileye doğru çekileceği sonucu çıkar. Atalarımız Tanrı adına nice zalimce kamusal kararlar alır, dualar ve şarkılar eşliğinde insan asar ve yağmalardı; bugün ise ne duaya ne de şarkıya ihtiyaç duymadan okullar ve bakımevleri inşa ediyor, köleliği yalnızca insanlık adına ortadan kaldırıyoruz.
Felsefe
Reklam
heteropatriyarka birleşik devletler imparatorluğunun inşa edilmesinde önemlidir. patriyarka toplumsal hiyerarşiyi doğallaştıran mantıktır. tıpkı erkeklerin biyoloji temelinde kadınlara doğal olarak hükmetmesi gerektiği gibi, bir toplumun sosyal elitlerinin de herkese hükmetmesi, şiddet ve kontrol yoluyla inşa edilen ulus-devlet yönetim biçimi aracılığıyla gerçekleşiyor olmalıdır. hint soykırımı tarihinde sömürgecilerin üstlendiği ilk görevin patriyarkayı yerli topluluklara entegre etmek olmasının nedeni budur. sömürgeciler tarafından kullanılan ilk araç cinsel şiddettir. sömürgecilik ve beyaz üstünlüğü için cinsel şiddetin yaptığı şey, beyaz olmayan kadınları da doğal olarak tecavüze uğratır, topraklarımızı işgal edilebilir ve kaynaklarımızı doğal olarak çıkarılabilir kılar.
‍Kozmik Devrim Bilinci Türk Olduğu için Yeryüzü Rahatsız 21 Aralık 2015 tarihinde Anadolu'da başlayan kozmik devrim süreci tesirlerini uyanış ile gösterdiği için yeryüzündeki tüm yayılmacı soyguncuları telaş sardı. Çünkü Anadolu üzerinde ki planlarını yüz yıl sonraya erteleyenlerin tüm hazırlıkları art niyetli planları boşa gitti. Her gün de güç kaybederek yeryüzünde her yerden silah düşman ve savaş üreterek zulüm yaşatan anlayışa karşı direnç ve bu amaca yönelik toplumları temsil eden devlet temsilleri ile uluslar arasında mesafe açılıyor. Kuralsızlık ve gücü ele geçirmiş olma barbarlığı bu kuralsızlığı bugüne kadar tersini savunarak yapan haçlı soyguncu soykırımcı yayılmacı batı ve yerli işbirlikçileri aynı dayatmacı tutumun bir parçası olmaya başladılar. Yeryüzünde ilk kez hiçbir ulus bugüne kadar çıkarılan numaralı dünya vekalet savaşlarında olduğu gibi kimse kimsenin yararına savaşmak istemiyor. Para, silah, teknoloji vb güçleri üreten ve kötüye kullanan şer ise kendisini gizleme başarısını göstermekten her gün biraz daha uzaklaşıyor. Anadolu merkezli Türk bilinci ile büyüyen ve tesirlerini uyanış ile yavaş yavaş artıyor kozmik devrim yeryüzünde her ulusa eşit şartlarda yeni bir dünya düzeni kurma ahlakını yayıyor ve yerleştiriyor. Türk bilinci içine sızarak varlığını sürdürmek isteyenlerin Türk aşkı bu sebeple depreşti. Dünya uluslar birliği dahil her konuda dünyada köklü değişimin merkezi Anadolu ve Türk olacak. Türk yeryüzünde bu tesirleri yaşatması için önce Anadolu da Türkiye Cumhuriyeti devletinin yönetim de kolektif bilinç düzeyinde yönetim anlayışı ve ekonomide paylaşım ahlakı bozulduğu için kamulaştırma devrimi ekonomisi ile devrimi başlatıp yeryüzüne örnek olarak rol model olacak. Yüz yıl önce Mustafa Kemal Atatürk ve Türk ulusu tarafından
Hayata Dair
M. Kemal Neden Turancılığa Karşıydı?
Mustafa Kemal Paşa, söylemlerinde daima Turancılığa karşı olduğunu dile getirmiştir. 1 Aralık 1921’de TBMM’de yaptığı konuşmasında; büyük hayaller peşinde koşan ve yapılamayacak şeyleri yapılacak gibi gösteren sahtekârlardan olunmadığını, Panislamizm ve Panturanizm ülkülerinin savunulmadığını söylemiştir. Ziya Gökalp, Nihal Atsız veya niceleri Turancılık fikrini açık açık dile getirirken, bir Türkçü olan Mustafa Kemal Paşa bunu neden dile getirmemiş, dile getirmediği gibi neden Turancılığın bir hayal olduğunu söylemiştir? Bunun cevabı gayet açıktır. Mustafa Kemal Paşa bir ulus devlet kurmak için mücadele eden, bu ulus devleti kurduktan sonra da bir ulus devletin gerekliliklerini yerine getirerek temellerini sağlamlaştırmaya çalışan, 1911’deki Trablusgarp Savaşı’ndan 1922’deki Mudanya Mütarekesi’ne kadar kesintisiz bir şekilde 11 yıl savaşmış ve bitap düşmüş bir milleti kalkındırmayı hedefleyen ve bu kalkınmanın gerçekleşebilmesi için sulhun tesisini şart kabul eden bir devlet başkanıdır. İster Panislamizm olsun ister Pantürkizm, önünde “pan-“ ön eki olan her ülkü bir birliği ön görmektedir. Bu sebeple ulusal ülküsü “birlik kurmak” olan devletlerin, çevrelerindeki komşu devletler başta olmak üzere birçok devleti tedirgin edeceği aşikârdır. Türkçülüğün hedefi olan Turancılık da bu minvalde bir ülküdür, Türk birliğini amaçlayan bu ülkünün, diğer devletler arasında en çok Rusya’yı rahatsız edeceği çünkü hakimiyetleri altında Türklerin birçok kolunun bulunduğu gerçeği Mustafa Kemal Paşa tarafından anlaşılmıştır. Mustafa Kemal Paşa, yüzyıllardır devam eden Türk-Rus savaşlarında Türklerin uğradığı zararları görmüş, Turancılık fikriyle Rusları tedirgin etmenin manası olmayacağını düşünmüştür. Zira Ruslar, Millî Mücadele boyunca Türkiye’ye maddî destek sağlamış,
* Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi (TBMM ZC), 1 Aralık 1921 (1337), c. XIV, Devre: 1, İnikat: 120, s. 431. * TBMM ZC, 1 Aralık 1921 (1337), c. XIV, Devre: 1, İnikat: 120, s. 431·Kitabı okudu
Osmanlı'nın "nizâm-ı âlem"inden Cumhuriyet'in "ulus devlet"ine geçiş sürecinde yaşanan ölçek küçülmesi, geleneksel siyaset ontolojisinin yeniden inşa edilmesini zorunlu kılmıştır. Bu ölçek küçülmesi, basit manada toprak kaybından ibaret değildir; tersine milletin sahip olduğu bir mefkurenin, hafızanın, jeopolitik tasavvurun ve siyasi ufkun köklü bir şekilde değişmesini ifade etmektedir. Bu değişimin yol açtığı sarsıntı, son Osmanlı ve ilk Cumhuriyet nesilleri arasında yeni ve zor bir politik psikolojinin doğmasına neden olmuştur. Neticede ihtişamlı ama kaybedilen bir tarih ile yeni ama belirsiz bir gelecek arasında sıkışıp kalan nesiller, ne kendileri kalabilirdiler ne de batılı olabildiler. 
Reklam
Reklam