İnsanın hedeflerini yaşadığı gerçeklerden hareket ederek tayin etmesi gerekir. Ulaşılması güç hedefler koyarak bu uğurda fazla yorulmak, bilinen depresyon nedenlerinden birisidir.
İç sıkıntısı, bugün Batı toplumlarını içten içe kemiren bir illet. İnsanlar yeni şeyler peşinde koşmak yerine konforu seçiyor, iş dışında aktif olarak ilgilenecekleri uğraşlar bulmakta zorlanıyor. Bizim toplumumuzdaki ezici çoğunluk gibi, hayatta kalmak için canlarını dişlerine takıp çaba harcamaları gerekmiyor. Bu da onları amaçsız, tüketim kölesi, televizyon bağımlısı, sıkıntılı insanlar haline getiriyor.
İnsan bazı şeyleri anlatmak istese de anlatamıyor. Kimse anlamayacak sanıyor. Hatta belki de bazı şeyleri anlatmamak gerekiyor. Susmalı, söylememeli, kendine saklamalı, kendini saklamalı, saklanmalı... Anlaşılmamak korkusundan belki de bu, anlaşılamayacak olmaktan. Ne beter bir korku ve ne illet bir şey...
Evlatlarım dedi Hüdayi. Fitne bir ateştir ki hem o ateşi salonu yakar hem de ateşinde değdiğini. İnsan Allah'a imanın var diye kendine bir an bile olsa güvenmesin. Zira içinde imanı vardır sahi lakin nefsi de vardır. Kendine kendi nefsine güvenmek Müslümanlık alameti değildir. Müslüman olan kişi kendine değil de Allah'a güvenir. Fitne denen Ateş imanı olandan da gelir ve imanı olana da gelir. Bulaştığı vakit bir illet gibi sarar insanı. O vakit ondan uzak olmak gerekir.