—Hiç boş odamız yok!
talihsiz yanıtını verdi. Onu sinirle kulağından tuttum, kulağının iyice acımasını sağlıyacak bir hızla, bir anlamda sürükleyerek, otelin kapısının cammdaki afişimin önüne getirdim, ben de geçtim afişin yanında, o fotoğraftaki bakış ve ifadeyi takınarak öyle durdum. Afiş ve canlısı arasındaki ikizcil durumu birkaç an içinde anlayan ebleh adamımsı çocuk, elime sarıldı, tanıyamadığı için özür diledi, odamın hazır olduğunu belirtti, yanımda imzalı resmim olup olmadığını sordu, yaşlanmışsınız demek gafletinde bulundu, bunun bir gaflet olduğunu kendisinden beklenmeyen bir hızla kavrayarak, yani çok zayıflamışsınız, biçiminde toparlamaya uğraşırken, ağzından kaçırdığı,
- Yani biraz çökmüşsünüz ağbi!
cümlesiyle kendisi de çöktü. Konserimden geldiğim için yorgun göründüğümü belirtmek istediğini türkçe kompozisyonlamayı denedi, başarılı olamadı, ben demek istediğini anlayarak, konuşmasına son verdim:
- Konser değil, tiyatro!