• Dün sabaha karşı, kendimle konuştum.
    Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
    Yokuşun başında bir düşman vardı,
    Onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum.
    ÖZDEMİR ASAF

    DİPNOT: Özdemir ASAF’ın şairliğini basit bulanlara gelsin Özdemir ASAF’ın bu “DO” şiiri. İçindeki psikolojik gerilimi, duygu yoğunluğunun kısa/öz anlatımını göremeyen veya hissedemeyenler; basit bulmaya devam etsinler…

    DİPNOTLARIN SONDA OLMADIĞI BİR İNCELEME YAZISI...

    DİPNOT: Türk Dil Kurumunun önerisi ile "dipçe"; fakat ben dipnotu kullanmayı tercih ediyorum, bana daha güzel geliyor.

    Yalnızlığımız bize kalabalık geldiğinde, dünyanın hareketlerinin basitleştiğini hissettiğimizde, hayat bizi erken veya geç bir şekilde yorgunluğuyla egale ettiğinde, yenilmemek için zihnimizde yeni dünyalar yaratırız. Şizofreni veya adını bilemediğim türlü kişilik bozukluğu hastalıklarıyla olur bazen bu, bazen de gayet sağlıklı olduğumuz halde, daha sağlıklı olmak amacıyla savunma mekanizmalarımız geçer harekete. Hayatın bir numaralı gerçeği şudur ki, biz insanlar her şeye alışıyoruz. Yaşlılığa, acıya, mutluluğa ve hatta ölüme alışıyoruz. Bu durumda şizofrenik hastaların da bu duruma alışmaktan başka bir çareleri yok elbette. Nasıl ki John Nash zihninde yarattığı üç arkadaşına alışmışsa, nasıl ki Tyler Durden aslında başkası sandığı birinin kendisi olduğuna alışmışsa, nasıl ki Bay Brooks hayali arkadaşı Marshall ile yaşamayı başarılı hale getirdiyse; hepimiz hayatımızda olanlara alışmak mecburiyetindeyiz. İbrahim Yusuf PALA’nın bu kitabında da yazdığı karakterlerin dünyasında yaşayan, gördüğü düşlerin gerçekliğinde yolunu arayan, yarattığı evrenin iğrençliğinde gerçek dünyanın çirkinliğine bile özlem duyan yazar Ramazan Salti’nin Kaybolan Düşler Senfonisi’ne; zihin rüzgârlarımızla ıslık çalarak eşlik ediyoruz.

    DİPNOT: Karakterler o kadar karıştı ki kafamda, belki de baş karakterin adı başkaydı. Kusura bakmayın İbrahim Bey:)
    DİPNOT 2: Akıl Oyunları, Mr Brooks ve Dövüş Kulübü filmleriyle ilgili özel bilgiler verdiğim için özür dilerim:)
    DİPNOT 3: Şizofreni ve benzer hastalıklar psikolojik gerilim eserlerinde her ne kadar hoşumuza gitse de gerçekte karizmatik ve gizemli bir hastalık değil, oldukça üzücü hastalık türleri.

    Bay Şair’in şiiriyle başlayınca kitap, “Eyvah, bir Kahraman Tazeoğlu romanı mı okuyacağım acaba” diye korkmadım değil. Fakat devamında öyle bir noktaya geldi ki eser, soluksuz okudum. + 18 bölümleri rahatsız edici veya yersiz bulmadım, olması gereken şekilde ve seviyede kaldı bence. Psikolojik rahatsızlığı olan bir karakterin hikâyesini okuduğumuz daha ilk sayfalarda anlaşılıyor çünkü. Böyle bir karakterden de sağlıklı bir yaşantı hikayesi beklememiz saçma olur bence. Yazarın hediyesinden dolayı değil, gerçekten beğendiğim için beğendiğimi söyleyerek kitabı psikolojik gerilim – gizem seven herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.Kitapla ilgili fazla ayrıntıya girip sürpriz kaçıran bilgiler vermek istemiyorum. Yazarımız İbrahim Yusuf PALA’nın hediyesi sayesinde sitede okur arkadaşlarımız kitapla ilgili oldukça güzel bilgiler, incelemeler yazmış, ben de yazarımıza teşekkür mahiyetinde bir şeyler karalamak istedim.

    DİPNOT: Kendisine tekrardan teşekkür ediyorum yeri gelmişken.

    Kitapla ilgili tek olumsuz düşüncem, hızlı bitmesi. Daha fazla ayrıntıya girilse, hikâye bizi daha fazla içine alsa, çok daha başarılı bir eser okuyabilirdik diye düşünüyorum.

    SON DİPNOT: Yazımı okuyan herkese teşekkür edip kitapla paralel olduğunu düşündüğüm kendi şiirimle sizlere şimdilik veda ediyorum…


    Farz-ı Misale
    Sevdiğim her şeyim, sevmediklerim oldu
    Düştüğüm yalanın içinde gerçekliğe boğuldum

    Hangisi hayal ve mücerret ?
    Hangisi gerçek ve müşahhas ?
    Ayrıntımda kayboldum.

    Belki de öldüm; hatırlamıyorum
    Belki de gördün cenazemi
    Ben hangi hayatı yaşıyorum ki...

    Seçtiğim her yolun sonunda, pişmanlığımı buldum;
    Verdiğim her kararda müebbetle mahkum oldum

    Hatıralarım gerçek mi ?
    Hayallerimse mecaz mı ?
    Artık çözemiyorum.

    Belki de öldüm; hatırlamıyorum
    Belki de gördün cenazemi
    Ben hangi hayatı yaşıyorum ki...
  • Şu 'özlü sözlerinizi' facebook hesabınızda paylaşsanız daha iyi olur aslında. 1000kitap bunlar için değil de kitap alıntısı ve incelemeler için kullanıldığında daha çok sevdiğim bir platform.
  • Blaise Pascal (1623-1662): fransız matematikçi, fizikçi, filozof ve yazar. yazmaya başladığında on bir yaşındaydı. kendi kendine geometri öğrendi ve on altı yaşında essai sur les coniques’i [koniler üzerine deneme] yazdı. maliyede çalışan babasına yardım etmek için, bugün ilk hesap makinesi kabul edilen, bir aritmetik makinesi tasarladı. bugün “integral” olarak adlandırdığımız yöntemi kullanarak sikloid problemini çözdü. “boşluk” meselesi üzerinde çalıştı, bu konuda deneme ve incelemeler yazdı. paris’te ilk omnibüs hattının kurulması gibi pratik meselelerle de ilgilendi. 1652’de port-royal manastırı’na girdi ve kendini bilime adadı. lettres provinciales’ı [taşra mektupları] ve 1664’te kendisini bütünüyle tanrı’ya adama kararının neticesi olan apologie de la religion chrétienne’i [hristiyan dininin savunması] yazdı. en büyük eseri düşünceler, ölümünden sonra yakınlarının çabasıyla 1670’te ilk kez kitaplaştırıldı. modern aklı tatmin etmesi zor görünen tezlerine rağmen, yazarını bugüne taşımış bir içgörü, ilhamla, şaşırtıcı gözlemlerle doludur.
  • Lavini'lar ve Mavi kelebekler

    Srebrenitsa katliamından sonra Sırplar , Boşnakların mezarı bulunmasın diye derin çukurlar açmışlar ve etrafını bitki örtüsüne uygun şekilde yeşillendirmişler.Öyle ki uydu fotoğrafları bile işe yaramıyordu ...
    Ta ki mavi kelebekler ortaya çıkana kadar ..Mavi kelebeklerin sayısındaki artış uzmanların dikkatini çekmişti. İncelemeler yapılmaya başlandı .. Mavi kelebeklerin yoğun görüldüğü yerlerde bitki örtüsünde ilginç bir zenginleşme vardı..Nedenini araştırırken korkunç gerçekle karşılaştılar...O bölgeler toplu mezarlardı..Gömülen bedenler toprağa karıştıkça toprağın besleyiciliği artmıştı.Topraktaki minarel ve protein zenginliği lavinia'ların ( ölüm çiçekleri) fışkırmasına sebep olmuştu..Bu çiçeğin özü ile beslenen mavi kelebeklerin sayılarının artması ve belli bölgelerde yoğunluk kazanması bu yüzdendi... Bu sayede 300 toplu mezar bulunmuştur ...
    İşte bu yüzden Bosna'da mavi kelebeklerin kanatları hem ölümün hem de yeniden doğuşun simgesidir..
  • Satranç,
    Kitap hakkındaki incelemeler ve yazarın intihar etmesi falan merak ettiğim ve okumak istediğim bir kitaptı.

    Stefan Zweig'in okuduğum ikinci kitabı yazarın çok akıcı bir üslubu var. Kitabı elinize aldığınızda akıp gidiyor ama ben iki kere 40'lı sayfalara gelip kitabı tekrar başa aldım. Çünkü kendimi Bay Dr. B'nin yerine bir türlü koyamadım. Bir insanın tecrit gibi hapishane şeklinde bir otel odasında kalması ve dünyadan koparılması... Bir insanın tek başına kalıp satranç oynamasından çok bir insanın özgürlüğünden o koparılıp bir odada kendi kişiliğinin parçalanması çok düşündürüp daha çok üzdü...
    Kitap bana biraz özgürlüğü düşündürdü. Ne kadar yasalarla özgürsekte yine aynı yasalarla mahkumuz diye karizmatik bir cümle kurup burada bitiriyorum.
  • Bu tür bir yalancı erdişi, doğumda normal bir kız bebek gibi görülmesi ve normal bir dış gelişim ve ergenlik geçirmesi nedeniyle,yetişkin "kız" adetinin başlamaması sonucu doktora başvurana dek sorun ortaya çıkmayabilir.Bu noktada doktor,adetinin başlamamasının basit bir nedeni olduğunu fark eder: Hastanın dölyatağı, dölyatağı boruları ve üst dölyolu yoktur.Dölyolu beş santimden sonra kör bir uca ulaşır.Daha ayrıntılı incelemeler yapıldığında,normal testosteron salgılayan,normal Y kromozomuyla programlanmış ve ancak kasıkta ya da dudakların içine gömülü olmaları nedeniyle anormal olan erbezlerine rastlanır.Diğer bir deyişle bu güzel manken aslında,genetik olarak belirlenmiş bir biyokimyasal maddenin testosterona tepki verme yeteneğini engellediği ve bunun dışında tamamen normal olan bir erkektir.
  • Kitaplarla ilgili incelemeler, alıntılar paylaştığımız güzel bir platform diyoruz, öğreniyoruz, yeri geliyor belki öğretiyoruz, tavsiyeler alıp veriyoruz. Faydalı sosyal mecralardan biri diye düşünüyorum, severek de kullanıyorum ama içi pislik dolu, mide bulandırıcı bazı insanlar maalesef burada da var. Her yerdesiniz ve hiç bitmiyorsunuz nedense! Kitap önerilerine, düşünce alışverişine açığım bu nedenle insanların mesajlarına dönmekte fazla bir sakınca görmüyordum ki bir süredir bakmıyorum da ama bazı insanların içinin pisliği dışına o kadar fazla vuruyor ki gerçekten her yerden soğutuyorsunuz insanı. Seviyenizi bu kadar düşürmeseniz keşke, en azından böyle güzel amacı olan bir platformda. Burayı da sarmış olmanıza yazık!