Bir cepheyi terk etmenin hüzünlü ama umutlu hikayesi
Bir Hitit duasında söylendiği gibi; "eğer bana ait değilse Tanrım kalbimden o arzuyu al onu istemekten vazgeçmeme yardım et yokluğunda huzur bulmama izin ver." İnsan kendisine ait olmayan huzur vermeyen kendisi için bir anlam ifade etmeyen bir şeylerden uzaklaşırken alıştığı şeyin yasını da içinde tutar alışılmışın huzuru radika kararların önüne geçer. Tanıdık kıyılar ile bilinmeyen ufuklar arasındaki boşluk boş değildir sonunda kendimizle buluştuğumuz yerdir düşmek gibi hissettiren şey aslında uçmaktır bir kez her zaman sahip olduğumuzun kanatlara güvendiğimizde uçmanın ne kadar güzel olduğunu anlamış oluruz bir şey çok derinden hissediyorum. Oysa insan hayatı biriciktir tektir başka yollara çiçek ekmenin dışında kendi bahçesine ulaşması için de bir yol ayrımı vardır hayatta öğrendiğim bir şey var insanın iyi günlerin geleceğine inanması başlı başına bir cesaret eylemi vazgeçmek zordur ama insanın kendi huzurunu seçmesi her zaman buna değer güçlü kal ve lütfen yolculuğuna Güven...
Sayfa 187·Kitabı okudu
Hayata Dair
Her insan kendisi için yaşar, kişisel amaçlarına ulaşmak için özgürlükten faydalanır ve şu ya da bu eylemi şu anda gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğini tüm varlığıyla hisseder; ama onu o eylemi zamanın belli bir anında gerçekleştirir gerçekleştirmezbu eylem artık geri alınamaz olur, tarihin bir parçası haline gelir, özgürlüğünü kaybeder ve önceden belirlenmiş bir anlam kazanır.
Sayfa 5 - 2.cilt·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ortaçağda tecavüz görmezden gelinmez ama üzerinde fazla durulmazdı. Ancak çok ender durumlarda bir suç eylemi olarak ciddiye alınırdı. Geç ortaçağ/erken Rönesans döneminin mahkemeleri tecavüzü, olaydan sonra saldırganın ve kurbanın evlenmesinin beklendiği bir çiftleşme tarzı olarak görüyordu. Tecavüzün açıkça kınandığı yerlerde bile mahkemeler, ya kadınların sekse rıza gösterdiklerine ya da olayın yaşandığı koşullarda kadının erkeğe teslim olması gerektiğine hükmederek suçu hafifletiyordu. Tecavüz tartışmaları öteden beri seksten çok paraya odaklıydı. Roma hukuku tecavüzü bir tür hırsızlık olarak görüyordu: dişi malını muhafızlarının elinden almak. Kadınların atlardan veya mobilyalardan pek farkı yoktu. Hıristiyanlık Roma'da hakim olunca tecavüz, biraz baştan savma olsa da kendi başına cinsel bir suç olarak yeniden tanımlandı fakat hukuk hâlâ kurbanlara karşı çok sertti. Soylu kızların kendi rızalarıyla kaçtıkları saptandığında kendilerini kaçıranlarla birlikte infaz ediliyorlardı. Çoğu vakada tecavüzde rızası olmasa bile kadın, "daha güçlü bir tepki verebilirdi" gerekçesiyle cezalandırılıyordu. Dahası, tevacüzcünün eve girmesine yardım ettikleri anlaşılırsa hizmetçilerin boğazına erimiş kurşun dökülüyordu. 6. yüzyılda Roma İmparatoru Justinian, kadınların kaçırılmasını veya tecavüze uğramasını her sınıftan insan için büyük bir suç saydı. Kurban ailelerine, iş üstünde yakaladıkları takdirde suçluyu öldürme izni verildi. Para cezalarını önlemek için kadınların tecavüzcüleriyle evlenmesi yasaklandı. Bu değişimler tecavüzü sadece mülkiyete değil, kadına karşı da bir suç olarak tanımlaması bakımından önemliydi. Ne var ki bu anlayış uzun sürmedi ve neticede kadınları zoraki seksten veya zapt etme yoluyla evlenmekten koruma noktasında fazla bir şey yapamadı. Ceza kılavuzları
Sayfa 144 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
Aziz Augustinus'a göre cinsel organların ısrarlı talepleri, Adem ve Havva'nın günahlarından ötürü Tanrı'nın insanlık üzerindeki lanetiydi; her seks eylemi ve düşüncesi, ilk erkekle kadının hatalarının yeni bir cezasıydı. Aynı konuya farklı bir açıdan bakan Platon da insanların sekse duyduğu yoğun arzuyu kabul edip Yasalar'da şöyle der: "Seks en azgın delilikle insan ruhunu etkiler; döl vermeye duyulan şehevi istek, azami şiddetiyle insanın içini yakar." Platon'a göre seks dürtüsü, insanın parçalanmış doğasını bütünlemek için giriştiği çılgınca bir bilinçaltı çabadır.
Sayfa 29 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
Birincisi, Hindistan Müslümanlarının başlattığı ve Hindular da davalarına katmakla dünyanın hakimi İngiltere'yi büyük Sıkıntıya sokan Hilafet Hareketi`dir. Londra'ya İstanbulun Türklerde kalmasını kabul ettirecek kadar etkili olan bu girişimin asıl hedefi, uluslar arası bir anlasmada evrensel insan haklarını (Wilson Prensiplerini) kabul ettirip kendi toplumları için örnek saydırarak sömürge statüsünden kurtulmaktı. Gandi başkanlığındaki Hindular bu amaçla, kendilerini hiç de ilgilendirmeyen hatta karsit oldukları islam dininin halifesinin haklarını savunur hale gelmislerdi. 70 milyon Hintli Müslümanın eylemi 230 milyon Hindunun katılması sayesinde büyük önem kazanmıştı.
İnsan yaşamının esas gailesi, kendi tedavisidir, yani kendi eksikliklerini tamamlamak, çatışmalarını çözümlemek, biz zedelenmişliklerinin ıstırabını azaltmaktır. Bunu başarmak dünyayı, yeniden ve merkezinde kendisi olmak kaydıyla, yani, kendi dünyası olarak “ tamam” etmektir.” yaratıcılık” dediğimiz, hiç bitmeyecek, yani hiçbir zaman ufkun ulaşamayacak eylem de budur:” dünyayı-tamam-etme- eylemi”..
Sayfa 10·Kitabı okuyor