O gün aklıma takılan soruları Google'a veya yapay zekâya sorma şansım olsaydı, belki 40 yaşıma kadar saçma inançların peşinde oyalanmak zorunda kalmayacaktım. Allah'ın merhameti mi, yoksa Google'un bilgeliği mi daha üstün acaba? Ömrüm Tanrı'dan kalbimi tatmin edecek bir işaret (belki vahiy) beklemekle geçti. Oysa ihtiyacım olan sadece bir internet sinyaliymiş.
Bazıları gökyüzünden yıldız satın alıyormuş.
Bir internet sitesi aracılığıyla gökyüzünden diledikleri yıldızı alıp, diledikleri isimleri veriyorlarmış. Milyonlarcasını böyle satmışlar.
Zenginlerin, şarkıcıların, mankenlerin gökyüzünde yıldızları var.
Şimdi Göğe Bakma Durağı’na gittiğimizde ne yapabileceğimizi bilmiyorum.
Ah sevgilim!
Şimdi gökyüzüne bakmak, başkalarının evini gözetlemek kadar tedirgin edici.
Gidelim başka bir gökyüzü bulalım, başka bir ay bulalım kendimize.
Bu doymazlar, bu arsızlar gökyüzümüzü çalmışlar!
Ekran teknolojisinin klonladığı bir kuşak, internet üzerinde “konuşuyor” ve zamanının çoğunu bilgisayar başında saldırgan içerikli oyunlarla geçiriyor. “Gençliğimiz, eyvah!” yakınmalarının çoğaldığı, anne ve babalarla gençler arasındaki dilsizliğin tırmandığı bir zamanda yaşıyoruz.
Zihinsel açıdan sağlıklı olmamız için gerekli olanlar ile modern dünyanın sundukları arasındaki kopukluk ebeveynler tarafından hissedilen sürekli huzursuzlukta da görülebilir: İnternet, medya, uyuşturucular, avcı hayvanlar gibi fırsat kollayıp dehşet saçanlar, pedofiller, ekonomik eşitsizlik ve her şeyden önce, kültürümüzün bu konulara verdiğimiz tepkileri şekillendiren değerleri modern dünyanın bize sundukları arasındadır. Sağdan sola, kimse şu anki yaşam tarzının sağlıklı olduğuna inanmıyor gibi. Hatta tam olarak sorunun ne olduğu ve ne yapılması gerektiği konusunda fikir ayrılıkları yaşarken bile...
İnsanlığın bin bir çabayla iki bin yılda yarattığı asgari ahlak, elli yılda televizyon tarafından çiğnenmiş ve on yılda da internet tarafından yutulmuştu.