Simyacı’yı bitirdiğimde bana bir hikâye okumuş gibi değil, sanki biri uzun zamandır unuttuğum bir şeyi hatırlatmış gibi hissettirdi. Kitap aslında bir çobanın yolculuğunu anlatıyor gibi görünse de, bir süre sonra insan şunu fark ediyor: Santiago’nun peşine düştüğü hazine çoğu zaman bizim kendi hayatımızdaki eksik parçalar oluyor.
En çok etkileyen tarafı şu oldu: Hayatta bazen işaretler gerçekten vardır ama çoğumuz onları görmeye cesaret edemeyiz. Çünkü işaretleri görmekten daha zor olan şey, onların peşinden gitmektir. Paulo Coelho bunu çok sade ama insanın içine işleyen bir şekilde anlatmış.
Kitabı kapattığımda aklımda hikâyeden çok bir his kaldı: İnsan bazen dünyanın öbür ucunda aradığı şeyi, aslında kendisine giden yolda buluyor. Ve belki de en büyük hazine, vardığın yer değil; dönüşürken olduğun kişi.
Caner’den Bir Bakış !