Bu kitap sadece bir yoga kitabı değil.
Her daim elimizin altında olması gereken, hayata karşı yol gösterici niteliğinde muhteşem bir kitap.
Duygularından korkma...
Çünkü her duygu bir ihtiyaçtan doğar.
Bu yüzden bir duyguyu tanımak, aslında bir ihtiyacı bilmektir.
Neye ihtiyacı olduğunu bilmeyen, rasgele eylemlerde bulunarak, anlık reaksiyonlarla değiştiremeyeceği sonuçlar yaratıyordur hayatında.
Oysa duygular elementlerle konuşurlar.
Her element, bir duyguyu hayta davranışı temsil eder.
Toplum içinde dikkat çekenlerin hangi elementi yüksek çalışır?
-Ateş...
Hangi element eksildiğinde aşk ihtiyacı doğar?
-Toprak...
Hangi elementler dengeli çalıştığında mükemmel iletişim yakalanabilir?
-Hava...
Cinsellikte romantizmi arttıran element hangisi?
-Su...
Peki elementleri dengeleyerek bir davranışı, deneyimi be sonucu değiştirmek mümkün mü?
-Elbette mümkün...
Türkiye’de ilk kez bir Brahmaçarya’nın (münzevi) kaleme aldığı bu kitap, elementlerin mucizelerle dolu büyülü dünyasının kapılarını aralıyor.
Ateş, toprak, hava, su ve tüm bu elementleri içine alan açan element akaşa...
İşte bu beş element, hayatın alfabesi...
Öğrendiğinde kendi hikayenin izleyicisi değil, yazarı olursun...
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Türk Edebiyatında “insan ruhunun ve derinliklerinde ve labirentlerinde dolaşan ilk roman” olması ve hasta bir insanı ve onun psikolojisini ele alması bakımından önemli bir yere sahiptir.
Türk edebiyatında bir ilk olarak kabul edilen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Tanpınar’ın dediği gibi”acının ve ıstırabın yegane kitabı” olarak hem kemiyet hem de keyfiyet bakımından başka hiçbir eser olmasa da Türk romanının var olduğuna delil gösterilebilecek kudrette bir eserdir.
Peyami Safa’nın çocukluk ve gençlik dönemlerinden fazlasıyla izler taşıyan roman, hem umudu ve umutsuzluğu, hem de sevinci ve felaketi aynı sayfalara sığdırabilmiş olması bakımından insanın eşsiz bir tarifini sunuyor.
sayfa 8
Küçükler çok benzeşirler:Korku ile acının derinleştirdiği anlayışlı gözler, yaşlarına nisbetle ağır tecrübelerin kırıştırdığı ve soldurduğu manalı yüzler, tahammülün düşürdüğü başlar ve ümit...
sayfa 9
Yalnız başıma demir parmaklıklı kapıdan içeriye girerdim, dokuzuncu hariciye koğuşuna doğru ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm, camlı kapıların garip bir beyazlıkla gözlerime vuran ve içimden korku ile karışarak yuvarlanan parıltıları arasında o dehlize girerdim ve yalnız başıma bir köşeye ilişirdim, kımıldamazdım, susardım, beklerdim, korkudan büzülürdüm, rengimin uçtuğunu hissederdim.