*
İşkenceciler öğle yemeklerini işkence odalarında, kurbanlarının karşısında yerler. Çocuklar anne babalarının nerede oldukları konusunda sorguya çekilirler; anne babalar, çocuklarının nerede olduğunu söylemeleri için askıya alınır ve vücutlarına elektrik verilir.
Sayfa 11 - Sel Yayıncılık, 4.Baskı: Ekim 2024·Kitabı okudu
Seni düşünüyorum: İşkence, insanın buluşu. Tekerleği bulan o zeki, yaratıcı insan soyu, belki de tekerlekten önce işkenceyi icat ediyor. Hayvanlar âleminde böyle şey yok; ne içgüdüsel ne bilinçli.
Hayvanlar öldürür, parçalar ama acıyı bir amaç haline getirmez. İnsansa bu dünyada hem mucit, hem kurban hem de cellat. İşkencenin hedefi, kurbanında, kendine acıma duygusu uyandırmak. Oysa bu korkunç bir tuzak; insan kendini eleştirebilir, üzülebilir, yenilmiş hissedebilir, ama kendine acımak... Hayır, bu olmamalı. İnsan kendine acımamalı. İşte işkenceciler bunu ister; ruhunu zayıflatıp seni kendi gölgene bağlamak.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"İşkence, insanın kötü zekasının sonucu; bir sanat gibi tasarlanmış bir gün bir bilim gibi mükemmelleştirilmiş, bir zevk gibi kullanılmış. İşkencenin hedefi, kurbanında, kendine acıma duygusu uyandırmak. Oysa bu korkunç bir tuzak; insan kendini eleştirebilir, üzebilir, yenilmiş hissedebilir, ama kendine acımak... İşkenceciler bunu ister; ruhunu zayıflatıp seni kendi gölgene bağlamak."
Her yerde hazır ve nazır olan yüce Tanrı'nın gözü gece gündüz üzerimizdedir, yaptıklarımızı, düşündüklerimizi her saat, her dakika, her saniye kaydeder, bizi asla rahat bırakmaz, bir saniye bile kendi başımıza kalmamıza izin vermez. Gizleri olmayan bir insan nedir? Kendisinin, sadece kendisinin bildiği düşüncelere ve arzulara sahip olmayan biri? İşkenceciler, engizisyon dönemindeki ve günümüzdeki işkenceciler bilirler: Kendi kabuğuna çekilmesini engelle, ışığı hiç söndürme, onu hiç yalnız bırakma, uyumasına ve sükûnete izin verme: konuşacaktır. İşkencenin ruhumuzu çalması şu anlama gelir: Soluduğumuz hava kadar ihtiyaç duyduğumuz şeyi, kendimizle yalnız kalmamızı olanaksız kılar. Gemlenemez merakı ve uğursuz tecessüsüyle ruhumuzu, hem de ölümsüz olması gereken ruhumuzu çaldığını düşünmedi mi Yaradanımız, Tanrımız?
Postal sesleri caddelerde hala yankılanırken; geceleri hala
iki ile beş arasında sokağa çıkma yasağı varken; her an bir köşe başında heyula gibi bir tank ve yeşil bereliler görünürken; onları her gördüğümüzde yüreğimiz ağzımıza gelirken, okulda bir yıl boyunca hocalarımız amfinin içinde, kapının iki yanında yüzleri bize dönük şekilde ve tüfeklerini indirmeden dikilen dersi dinlemesi, cuntaya rapor etmesi beklenen iki jandarma er eşliğinde ders anlatmışken; öğrenciler bir araya gelmesin diye kantinler ve yemekhaneler kapalı tutulurken; bahçede jandarma eşliğinde kuyruğa girip aldığımız kumanyamızı- köfte börek haşlanmış yumurta- bizi düşmanı olarak gören soğuk yüzlü ve ceberut cunta devletimize inat ne şey içinde yemişken; kırk yaşıma kadar askeri bir araç türü sandığım adının GMC (General Motors Corporation) logosundan geldiğini öğrendiğimde şaşırdığım, sözlüklere bile geçen [mesela Kubbealtı Sözlüğü "askeri hizmetlerde kullanılan bir kamyon çeşidi "diyor] cemseler meydanlarda, köşelerde, sokak başlarında korku duvarı gibi yol keserken; her türlü askeri aracın önünden geçmekten korkan halk, kaldırım değiştirip jandarmanın dikkatini çekmemek için önüne bakarak hızlı hızlı yürürken; polisler hâlâ ve sık sık canlarının istediği gibi kimlik kontrolü yaparlarken; kimliği olmayanları ya da kimliğini beğenmediklerini ya da göğsünün üstündeki kaşa taktıklarını, özellikle yoksul görünen, solcu görünen, Kürt görünen gençleri herkesin gözü önünde zevkle döverek götürürlerken; insanlar devletin tehlikeli bulduğu kitaplarını evlerinin banyo kazanlarında, kalorifer dairelerinde hâlâ ve hâlâ, içleri yana yana yakarlarken; yasaklı kitaplar yakmakla tükenmezken; devlet her gün yeni kitapları yasaklı ilan ederken; mesela herhangi bir yerinde Nazım Hikmet'in adının geçtiği bir kitabı
haftalar boyu küfürler, tekmeler, tokatlar, tükürükler ve aşağılamalar... Ve işkenceciler hep aynı cevabı duydular:
"La ilahe iliallah Muhammed rasûlullah!"