Oldukça ürpertici
Hiç kimse bir inanç uğruna acı çekenler kadar tehlikeli değildir. Büyük işkenceciler, idam edilmemiş kurbanlar arasından çıkar. Emil Cioran
Duygu/Düşünce
insan kendini eleştirebilir, üzülebilir, yenilmiş hissedebilir, ama kendine acımak... Hayır, bu olmamalı. İnsan kendine acımamalı. İşte işkenceciler bunu ister; ruhunu zayıflatıp seni kendi gölgene bağlamak. Zülfü Livaneli
Reklam
Sade’ın metinlerinde zalimler, işkenceciler, tecavüzcüler ve sömürücüler neredeyse istisnasız biçimde: Dükler Kontlar Piskoposlar Yargıçlar Zengin bankerler gibi iktidar sahipleridir. Bu bilinçli bir tercihtir. Sade şunu söyler: Ahlak vaaz edenler en büyük ahlaksızlardır. Hukuku yönetenler en büyük suçlulardır. Örneğin Sodom’un 120 Günü’nde dört ana figürün tamamı devletin ve kilisenin tepesinden gelir. Bu, doğrudan doğruya ancien régime’e (eski rejim) yöneltilmiş bir politik alegoridir. Sade’a göre monarşik düzen, yalnızca halkı sömürmez; suçu da kurumsallaştırır. Sade’ın asıl korkutucu fikri şudur: İnsan iktidar sahibi olduğunda zalimleşmez; iktidar, zaten zalim olanları yukarı taşır. Bu nedenle onun dünyasında: Güç = başkasının bedenine tasarruf hakkı Hukuk = güçlülerin şiddetine kılıf Din = suçun meşrulaştırma aracıdır Bu yaklaşım, modern çağda Foucault’nun “iktidar–beden” analizlerinin erken ve kaba bir öncülü gibidir.
Alıntı
Empati Olmalı mı, Yoksa Olmamalı mı ?
Bütün bunlar Selim'i belki de aşırı olabilecek bir genellemeye götürdü. Katil Hüseyin gibi, başlarındaki diktatör ya da işkenceciler gibi yaratıkları insandan ayıran şey, empati duygularının olmamasıydı. Hiç kimsenin acısını, hiçbir insanın hatta hiçbir canlının derdini hissedemiyorlardı. Bu da onları birer zulüm makinesine çeviriyordu. Her şeyin başı da empati sonu da empati diye düşündü Selim. Bizim başımızı derde sokan da zaten bu değil mi. Ama eğer sende empati varsa olmasın diyemezsin, varsa var yoksa yok. Ödeyeceğin her bedeli göze almak zorundasın. Bekle Beni
en büyük işkenceciler o işkenceye maruz kalanlardır.
İŞKENCECİLER ve HESABA ÇEKİLMELERİ...
Bizi bu hâle düşürenlerin hesaba çekilmesi Hakkın mı, kulların mı Yüce Divân'ına bırakılacaktır? Hakkın Yüce Divânı, onu dünyada kuramayanların da hesaba çekileceği İlâhî mahkeme... -Salih Mirzabeyoğlu, Yağmurcu, Sayfa 33, İBDA Yayınları- (İlk işkencesini, 1991 Körfez Savaşı Protestoları’nın ardından 2 buçuk aylık gözaltında gördü. Tahliyesinden sonra, kendisine işkence eden emniyet görevlilerinin “Fetullahçı” olduklarını yazdı. İkinci işkencesi, fotoğrafta gördüğünüz, 25 Ocak 2000 Noel Baba Operasyonu’nun olduğu güne âit. Ölüm koridoruna alındı. Kaşı gözü patlamış halde (biz rötuşlamış bulunduk!) saçı sakalı zorla tıraş edildi. Mahkemeye çıkarılırken ayakta zor duruyordu. Basın (başta zamanın Star Gazetesi olmak üzere), öldüresiye işkence görmüş halini yayınlayıp dalga geçti. Üçüncü işkencesi, Kartal Cezaevi’nde başlayıp Bolu F Tipi’ndeki tek kişilik hücreye alındıktan sonra da tam 16 sene devam eden zihin kontrolüydü. x.com/5Devre)
İşkence
Reklam
Reklam