8/10
·80 syf.··
2026 45. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 18:32
Rastgele seçtiğim bir kitaptı, konusuna bakmadan okudum. Sonuç olarak şok etkisi yarattı, beklemediğim ölçüde etkileyiciydi, bittiğinde bir süre duvara bakakaldım. 80 sayfa ve sadece 3 karakterle ilerleyen bir hikaye olması inanılmaz, bazı kitaplar biter ama gürültüsü zihninizde devam eder ya, bu tam olarak öyle bir deneyimdi. Kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm, Paulina aslında sadece kendi işkencecisini değil, o korkunç rejime göz yuman ya da bugün "aman tadımız kaçmasın" diyen herkesi yargılıyordu. Paulina’nın Doktor Miranda’yı bağladığı o sahnede, kendimi sadece bir okur gibi değil, o odadaki sessiz bir tanık gibi hissettim. Gerardo’nun "hukuk" ve "uzlaşma" nutukları bana çok steril ve soğuk geldi, çünkü Paulina’nın ruhundaki o kırılma, hiçbir anayasal düzenleme ile tamir edilebilecek gibi değildi. Kitap, doğal olarak beni demokrasi üzerine düşünmeye itti. Bir diktatörlükten demokrasiye geçmek, sadece sandığa gitmek mi? Eğer işkenceciler sokakta elini kolunu sallayarak geziyorsa, mağdur için o ülkede gerçekten demokrasi var mıdır? Kitap bana, demokrasinin bazen suçluları koruyan bir kalkan haline gelebileceği riskini çok sert bir şekilde gösterdi. Beni en çok sarsan kısım ise Dr. Miranda’nın suçlu olup olmadığı konusundaki o ince çizgide yürümek oldu. Bir yanım Paulina’nın hafızasına ve içgüdülerine sonuna kadar güvenmek isterken, diğer yanım "Ya yanlış kişiyse?" sorusunun ağırlığı altında ezildi. Dorfman bizi de o evin içine hapsederek, aslında adaletin ne kadar sübjektif ve bazen ne kadar karanlık olabileceğini gösterdi. Bu kadar kısa bir metnin, insanın vicdanını bu kadar uzun süre meşgul etmesi gerçekten müthiş bir ustalık.
Ölüm ve KızAriel Dorfman · Mitos Boyut Yayınları · 2012241 okunma
9/10
·269 syf.··
2026 16. kitabı
·
39 günde okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 21:29
Favori Türk yazarlarımdan biri olan İhsan Oktay Anar ın şahane bir eseriyle geldim. Masalsı- fantastik tarzı ile okuru yine büyülü bir dünyaya düşürüyor Anar. Düşürüyor diyorum çünkü gerçekten yazarın kitaplarının içine düşüyorsunuz. Kalemi öyle güçlü ki sizi atmosferiyle sarıyor ve içine çekiyor. Detaylı betimlemeleri, eski dil kullanımı zaman zaman zorlayıcı olsa da kurgu ve mizah ile hikayeden kopmanıza engel oluyor. Hatta bu eski dil, yer yer anlatımı ağırlaştırsa da eserin kurduğu dünyaya hizmet eden bilinçli bir tercih gibi duruyor. Zaman olarak yine Osmanlı tarihi seçen yazar, mekanı ince ayrıntılarla, uzun uzun tasvir ederek aklınızda gerçek bir ortam yaratıyor. Sonra bu gerçekliğin ortasına masalsı kahramanlar doğuyor. Hayaletler, hayalet avcıları, işkenceciler, mevleviler, ölümsüzler, mecnunlar, kahinler, cüceler, şifacılar... Yazarın müzik konusunda da derin bilgi sahibi oluşuna ayrıca hayranlık duydum. Lanetli bir müzik bestesinin etrafında toplanan tüm bu fantastik karakterler, kendi başlarına da ayrı birer mesajı taşıyor. Özellikle ses ve sessizlik üzerinden kaderi ve hakikat arayışını sorgulatan yapısıyla, kitap felsefi olarak da güçlü bir yere oturuyor. Kitabın sonunda hikaye asla havada kalmıyor, birbirinden bağımsız görünen olaylar, örümcek ağı gibi bir noktada birleşiyor ve aydınlanıyor. Yer yer çok katmanlı yapısı nedeniyle takip etmesi zorlaşsa da, finalde kurulan bütünlük bu dağınıklık hissini ortadan kaldırıyor. Bu kitap için söylenecek çok şey var… ya da hiçbir şey. Çünkü bazen en iyi anlaşılan kitaplar insanda uzun uzun susma isteği bırakır. Keyifli okumalar
Suskunlarİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202611,8bin okunma
Reklam
Epstein'ın suçlarını 250 yıl önce yazmıştı
Puan vermedi·412 syf.·
2026 13. kitabı
Marquis de Sade (1740-1814), Avrupa monarşisinin ve aristokrasisinin ahlâkî çürümesini 18. ve erken 19. yüzyılda en uç, en rahatsız edici biçimde teşhir eden yazarlardan biridir. Onu sadece “pornografik” ya da “skandal yazar” diye okumak büyük bir indirgeme olur. Sade esasen iktidar, sınıf ve ahlak arasındaki ikiyüzlü ilişkiyi hedef alır. Sade bilinçli olarak ölçüyü aşar. Çünkü: Ilımlı eleştirinin sistem tarafından soğurulacağını düşünür. Skandal üretmeyen eleştiri, görünmez olur. Bu yüzden: Aşırı şiddet Aşırı cinsellik Aşırı küfür kullanır. Amaç haz vermek değil, okuru tiksindirerek uyandırmaktır. Bir anlamda Sade’ın edebiyatı bir “ahlak bombasıdır”. Sade’ın metinlerinde zalimler, işkenceciler, tecavüzcüler ve sömürücüler neredeyse istisnasız biçimde: Dükler Kontlar Piskoposlar Yargıçlar Zengin bankerler gibi iktidar sahipleridir. Bu bilinçli bir tercihtir. Sade şunu söyler: Ahlak vaaz edenler en büyük ahlaksızlardır. Hukuku yönetenler en büyük suçlulardır. Örneğin Sodom’un 120 Günü’nde dört ana figürün tamamı devletin ve kilisenin tepesinden gelir. Bu, doğrudan doğruya ancien régime’e (eski rejim) yöneltilmiş bir politik alegoridir. Sade’a göre monarşik düzen, yalnızca halkı sömürmez; suçu da kurumsallaştırır. Sade’ın asıl korkutucu fikri şudur: İnsan iktidar sahibi olduğunda zalimleşmez; iktidar, zaten zalim olanları yukarı taşır. Bu nedenle onun dünyasında: Güç = başkasının bedenine tasarruf hakkı Hukuk = güçlülerin şiddetine kılıf Din = suçun meşrulaştırma aracıdır
Epstein
SodomMarquis de Sade · Çiviyazıları Yayınları · 2000772 okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2026 16. kitabı
Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar, bireysel bir trajediden yola çıkarak toplumsal hafızanın derinliklerine inen bir kayıt. Eser, Meşhur üzerinden ülkenin en karanlık dönemlerinden biri sayılan 12 Eylül Darbesi’nin bıraktığı izleri, yarattığı travmaları ve ismi varken cismi olmayanları odağına alır. Ailesi olmayan Meşhur, gencecik bir kızken göz altına alınarak işlencelere, tec*vüze ve insanlık dışı muameleye maruz kalır; yaşanan travma fiziksel boyutta değildir sadece, ruhsal çöküntüler eşliğinde dallanıp budaklanır her bir yara. Cezaevinden çıktıktan sonra zihnindeki şiddetin hatıralarıyla dünya ile arasında kendi duvarlarını oluşturan Meşhur; “İşkence Külliyatı”ndan oluşan çevirilerle sesini duyurmaya çalışır: Sadece bir sestir artık, kimliğini gizler herkesten. Polat Özlüoğlu, geriye dönüş yapan bir paralel anlatıyla okurunu “kolektif bellek” sorgusuna davet ediyor #kalbindurduğutümzamanlar ile. Yürek kanatan bir anlatı. Meşhur, Mü, Elmas, işkenceciler artık hafızamda.
Kalbin Durduğu Bütün ZamanlarPolat Özlüoğlu · İthaki Yayınları · 2025128 okunma
Hayatı söndüren işkenceciler
10/10
·192 syf.··
2026 9. kitabı
Cafer Solgun 'a ait bu kitap, bize insanlara ne tür koşullarda işkence ettiklerini öyle bir şekilde anlatıyor ki bu durumu yaşamayan birisi bile o acıyı en derinden hissedebilir. Onca acı dolu işkencelere dayanan insanların hikâyelerine şahit olmak o kadar can yakıcıydı ki ağlamamak için kendimi zor tuttum. İnsanlar nasıl o işkencelere dayanmış aklım almıyor. Hepsi de onurlu bir duruş sergiliyorlar. İşkenceci katillerin vahşice sorgu yöntemleri o kadar iğrençti ki bunları yaparken vicdanları sızlamıyor mu? Her insana terörist yaftası yapıştırmak o kadar kolay ki bunun yüzünden onca insanın hayatı yerle bir oluyor. İnsanları sevdikleriyle tehdit etmekte artık bu topraklarda moda olmuş. Bu hikâye hayatları, varlıkları inkâr edilen, yaşam hakkından mahrum edilen insanların acı dolu haykırışlarıydı. İnsanlar yaşamlarını neden hep ötekileştirmeye ve ayrımlaştırmaya göre dizayn ediyorlar
1000Kitap
İşkenceciCafer Solgun · Src Kitap · 20232 okunma
Son Tanık
Puan vermedi·436 syf.··
2025 186. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Aralık 2025 11:46
Glenn Meade 'in 2014'te yayımlanan ve Ali Cevat Akkoyunlu tarafından Türkçeye çevrilen Son Tanık Bosna Savaşı'nın (1990'lar) karanlık yüzünü, Omarska Kampı'ndaki soykırımı merkeze alarak işleyen etkileyici bir tarihi gerilim romanı. Yugoslavya'nın dağılışı sırasında Sırp güçlerinin işlediği katliamlar, aile sırları ve adalet arayışı, gerilim dolu bir tempoyla örülüyor. Meade, savaşın insan ruhundaki yaralarını özlem, ihanet ve direnişi çarpıcı diyaloglarla işliyor. Meade'in imzası olan detaylı araştırma, Bosna'nın acısını bugüne taşıyor. Gerçek olaylara meraklı, duygusal gerilim sevenler için zorunlu okuma; insanı sarsan, düşündüren bir eser. Bu kitabı okurken daha evvel okuduğum Osman Balcıgil'in İncir Kuşları kitabı da aynı konu üzerine okumuş olduğum kitaplardan biri henüz okumamış olanlara bu kitabı da okumalarını öneriyorum. Kitabı okumam için Referans olan, okur arkadaşım,Bahar hanıma teşekkürlerimi arz ediyorum. Kitapta beni en çok etkileyen bölüm, LANA JORAN'IN GÜNLÜGÜ Adım Lana joran ve bu benim öyküm. Ben, kocam ve iki sevgili çocuğumuz, hepimiz öleceğiz. Dünyanın ıstıraplarımıza kayıtsız kalacağından emin olduğum gibi, öleceğimizden de eminim. Onun için bu satırları bizi kurtarmaları umuduyla değil, acılarımızın kaydı olması amacıyla yazıyorum. Eğer dünya bunca masumun katledilmesine tanık olacaksa ve eğer öyküm tek bir insanın bile öldürülmesini engelleyecekse, o zaman zahmetlerime değmiş olacak. Önce, tarihin tekerrürden ibaret olduğunu öğrendiğimi belirtmeme izin verin. Bundan yıllarca önce, Nazi toplama kampları keşfedilip, fırınlarının hala milyonlarca masumun öldürülmesinin sıcaklığını taşıdıkları anlaşıldığı zaman, dünya böyle bir şeyin bir daha asla tekrarlanmayacağına söz vermişti. Oysa, şimdi o söz unutuldu. Çünkü bizimki gibi yüz binlerce
Edebiyat & Roman
Son TanıkGlenn Meade · Kırmızı Kedi Yayınları · 2014805 okunma
Reklam
Reklam