İskender

Kıt’aları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar… Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, “Ben Avrupalıyım” demeğe başladı, “Asya bir cüzzamlılar diyarıdır.” Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara ve kulağına: “Hayır delikanlı”, diye fısıldadılar, “sen bir az-gelişmişsin.” Ve Hırıstiyan Batı’nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir “nişan-ı zîşân” gibi gururla benimsedi aydınlarımız.
Sayfa 98·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
"Her Gün Bir Kötü Huyundan Vazgeçsen"
Her gün bir kötü huyundan vazgeçsen, her gün bir zaafını, bir erdemle değiştirsen, her yeni gün başka bir yetimin başını okşasan, bir zalime meydan okusan, kendin sürekli fakirleşirken, her geçen gün daha da cömertleşsen, her gün insanların yolları üzerinden bir taşı kaldırsan veyahut bir yeteneğe kendini gerçekleştirmesi içinqs yardım etsen, her gün büyüklerin sözlerinden küçüklere bir şeyler öğretsen, her yeni gün büyük bir adamın bir sözüne hayat versen… Ah her sabah kendine bir iyilikler listesi hazırlasan ve her akşam kendini acımasızca sorguya çeksen, o kadar çok sorgulasan ve eleştirsen ki kendini başka hiç kimseye ve hiçbir şeye zaman kalmasa… Öyle meşgul olsan ki nefsini ezmekle, her çekiç darbesiyle ruhuna kıvılcımlar sıçrasa ve tenin nurunu gizleyemeyecek kadar incelse bile farkında olmasan… Gözlerin kızarmış okumaktan, alnın kırışmış düşünmekten, bacakların yorulmuş hakikatin yollarında yürümekten, ellerinde çekiçlerden nasırlar, sırtında kamburlar insanlığın acılarından, taliplerin birer birer ümidi kesip uzaklaşırken, yolunu gözleyen çaresizler her geçen gün artmış, ölümün soluğu ensende gezerken, yüz yıl sonra için planların hazırlanmış ve Azrail kabzetmeye geldiğinde canını hala yapılacak işlerin kalmış ve aksakallı başın önüne düşse ama ağır çekicin düşmese elinden… İsterse cenazende kimse olmasın, cesedin kimsesizler mezarlığında, isimsiz bir çukura indirilsin, sen ki ölümü yenmiş ve dirisin. Rafet Elçi
Uğradığın dertlerden mahluklara şikayeti kes! Merhametliyi merhametsize şikayet etmiş olursun.
Sayfa 272 - Necip Fazıl Kısakürek·Kitabı okudu
Bin nedametle nihayet anladık ki dünyada belki her şeyi bulmak kolay, kendini bulmak zormuş . Kendimizi nerede bulalım? Kendi dışımızda nereye koştuksa gurbette kaldık. Kendimize nasıl koşalım?
Sayfa 107·Kitabı okudu
2025 Okumaları
Bak burası okunur.
"Sana okutacağız, artık Allah'ın dilediği hariç sen unutmayacaksın." dedi kendi kendine. Az sonra başını indirip "Ey Abduluzza! Sen benim öğrencim değil misin?" diye sordu. "Evet üstadım!" "Sana hatırlamayı kim öğretti?" "Sen öğrettin!" "Senden başkaları da öğrenmek istediler, ama öğrenemediler." "Evet!" "Çünkü sen öğrenmeyi biliyordun, sen raviydin!" "Evet!" "Ben sana bilmen gerekeni öğrettim!" "Evet!" "Zeyde ise öğretemedim!" "Evet!" "Çünkü o şairdi, ravi değildi!" "Evet!" Kafasını salladı. "Senin Muhammed'in nasıl bir tüccarsa ona hem hatırlamayı hem de şiiri öğretmişler. Ona şehirleri bölmeyi, yeni şehirler kurmayı ve Arabistan'ın en büyük kabilesini yenmeyi öğretmişler. Ona geçmişlerin tarihini ve insanları büyülemeyi öğretmişler." "Evet ey Ebu Nusayb! O şüphesiz büyük biri."
Sayfa 211 - Litera Yayıncılık 5.Baskı 2021.·Kitabı okudu
Reklam