Kütahya C. Savcı Yardımcısı bulunduğum sırada, 1947 ve 1948 yıllarında Kütahya'nın merkez köylerinde, ilçelerinde gizlice Nur risalelerinin dağıtılıp okunduğunu haber almıştık. Soruşturmaya başladım. O sırada Saidi Nursi, zorunlu olarak Afyon İli'nin Emirdağı ilçesinde oturmakta idi. Soruşturma genişliyordu. Diğer illerde, özellikle Isparta ile işbirliği yaparak Nur risalelerini ve kitaplarını Kütahya'da topladık. Bunlarda suç unsuru bulunup bulunmadığını incelerken - seracettin-i Nur- adlı 200 sayfalık kitapta Atatürk için -Deccal- kelimesinin kullanıldığını gördüm.
1300-1600 arası dönemde Anadolu, ürünlerini yalnızca Balkanlar'a ve Karadeniz'in kuzeyine değil, Batı ülkelerine de ihraç eden yaygın bir tekstil üretim bölgesiydi. Türkiye'de üretilen pahalı kemhalar ve sof kumaşı, Rus çarlarının ve boyarlarının, İtalyan ve Fransız prens ve prenseslerinin ve İsveç piskoposlarının da aralarında bulunduğu Avrupalı seçkinlerden büyük ilgi gören lüks tekstil ürünleriydi. Bugün en büyük Bursa kemha koleksiyonlarından biri Moskova'dadır. 1400-1600 arası dönemde ise, yalnızca lüks ipekliler değil, Fransa ve İtalya'da boucassin ya da bocassino diye bilinen ince pamuklular da Türkiye'den yapılan ithalat listesinde yer alıyordu. Türkiye'den Kefe, Akkerman ve Buda'ya ihraç edilen ürünler arasında, ucuz bir pamuklu türü olan kirbas gibi daha sıradan dokumalar da vardı. Çeşitli renklerde Ankara sofları Avrupa'da en çok aranan lüks kumaştı. Saraya ve Avrupa'ya geniş ihracat yapan Bursa ipekli sanayiinde 16. yüzyıl başlarında 1.000 kadar tezgâh faaliyette idi. Bundan başka, Aksaray, Gördes, Kula, Uşak halıları da Avrupa, Mısır ve Asya'da aranan lüks mallardı. Denizli, Borlu, Isparta, Karaman, Tire, Menemen, Çorum, Tokat ve Kastamonu'da üretilen çok çeşitli pamuklu kumaşlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun her yerine gönderilmekteydi. Kısacası, Avrupa'nın makine ürünü dokumalarının Türk ürünlerini pa-zarlardan sürüp çıkardığı 19. yüzyıla kadar, Anadolu, dünyanın önemli tekstil üretim merkezlerinden biriydi.
Sayfa 303 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
Risale-i Nurlar ilk defa Burdur'da yazılmıştı. Talebeleri söylediklerini el ile yazıp çoğaltıyor sonra da dört bir tarafa dağıtıyorlardı. Yalnız bu yapılanlar hoş karşılanmayınca kendisini bir gün kuş uçmaz, kervan geçmez bir yere gönderdiler. Amaç onu herkesten tecrit ederek yalnızlıklara, yokluklara mahkûm etmekti. Bildiklerini kimseyle paylaşmasına müsaade etmeden bu dünyadan çekip gitmesini istiyorlardı. Sekiz ay beş gün sonra bir kış günü gül diyarı Isparta'ya sürgüne gönderilmesinin sebebi işte buydu.
Sayfa 285
Risale-i Nur
Gülsuyu mucizesi
İsparta gülü Osmanlı’da ilaç ve güzellik malzemesi olarak kullanılmıştı. Saraylı hanımlar yüzlerini gülsuyu ile yıkarlarlardı. Gülsuyunun cildi güzelleştirdiğini, lekeleri giderdiğini, kırışıklıkları önlediğini biliyorlardı..
Sayfa 69 - hayykitap yayıncılık
Ekoloji
31 Mart ayaklanması, II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumi takvime göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır. İsyan 12-13 Nisan gecesi Taksim Kışlası'ndadaki Avcı Taburu'na bağlı askerlerin subaylarına karşı ayaklanarak Meclis-i Mebusan üzerine yürümesiyle başlamış, Hareket Ordusu tarafından bastırılıp II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesiyle son bulmuştur. Ama bu ayaklanmanın tahrikçileri kimlerdi? Sayalım: Şeriat isteyen Derviş Vahdeti'nin yayımladığı, İngilizler tarafından finanse ve himaye edilen Volkan gazetesi, muhalif Ahrar Fırkası çevresi, İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti... Kışkırtıcı ve destekçileri arasında ünlülerden adem-i merkeziyetçi Prens Sabahattin Bey, Mizancı Murat ve İsparta'nın turizm simgesi (!), günümüz iktidarının mürşidi meczup Said Nursi bulunmaktadır.
Sayfa 265·Kitabı okudu
Kuyruğun sonundan, ağır ağır yaklaşarak yanıma geliyor, elini uzatıyor, tutuyorum. Bir film oluyor tüm olan biten sanki. Yerlerde Isparta halılarla dev bir plato oluyor evimiz. Her şey yavaşlıyor, bir müzik başlıyor inceden ve başım yere eğiliyor birden. "Hoş geldiniz," diyorum, "hoş geldiniz, ciğere ihtiyaç varsa benimki ağzımın içine doldu şu an, buyurun onu size vereyim, sizi kendime alayım, güzel olmaz mı? Sefalar getirdiniz, ben evlenirim sizinle, müsaitseniz şu anda evlenirim, sizinle ben krediyle eve girer, sonra güne de girer, mutfağı balkona katarım, salonu kim var kim yok tüm akrabalarınıza açar, gördüğüm her düzlükte mangal yakarım, yaparım bunu inanın," diyorum. "Hoş geldiniz, bu ne hoş bir geliş..." Ama yüzüne hiç bakamıyorum.
Sayfa 116·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam