...artık hatırlamak istemedi, bu hatıralar kalbini şu eve kuvvetli bağlarla yeniden bağlamaya başlıyor, kararının dayanma gücüne zayıflık veriyordu, zihnine hücum eden o hatıraları silkinerek def etmek istedi...
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kimsenin ölümü, Çinli şair Li Po'nunki kadar güzel olamaz.
Li Po sandaldaydı, yeterince içmişti. Hava açıktı. Günaçığı değil de, ayaçığı bir gece.
Li Po, ayın sudaki görüntüsünü bütünüyle kucaklamak istedi. Bunun için suya sarktı.
Kollarını gepgenis açarak daha da sarktı.
Tuğrul Bey o dönemlerde, kendisine karşı silahlı mücadeleye girişen akrabası İbrahim Yinal'ın isyanını bastırmakla uğraşıyordu. Devam eden mücadelede Tuğrul Bey, İbrahim Yinal'ı Zem Kalesi'ne çekilmek zorunda bırakmış ve orada ele geçirmişti. O tarihte İstanbul'da yönetimi elinde bulunduran Konstantin Monumak, bütün Asya'yı titreten bu hükümdarla işbirliği yapmak istedi ve barış önerisinde bulunmak üzere elçiler (Sayfa 317) gönderdi. Tuğrul Bey barış önerisini kabul etti. Tuğrul Bey o tarihlerde Diyarbakır'ın yönetimini yeğeni Kutalmış'a bırakmıştı. Kutalmış'ın Diyarba-kır'da bulunması Arap Beylerini endişelendiriyordu. Bu Beyler, o kadar güçlenmişlerdi ki halifeyi Bağdat'ta ellerinde esir bulundurabiliyorlardı.
Yuvamızı dağıtmadı fakat kurtarmaya da soyunmadı. Hayatımızın her an biraz daha yokuş aşağı gitmesini kabullendi ve zamanla dehşete düşerek gördüm ki adeta arzu etti. Evliliğimizi sürdürmeyi ama kalan ömrümüzü, kırılan kalbinin her milimetrekaresinin intikamını alarak geçir meyi delice istedi. Karım gözlerimin önünde yavaş yavaş acılaş tı, cadılaştı.
Avrupalılar, rüşvet verip kapitülasyonlara istedikleri maddeleri koydurmakta idiler. Bundan yararlanıp İzmir limanından yasağa rağmen "sefinelerle buğday alıvermekte" idiler. Tabii bu buğdayın bir kısmını Venedikliler almaktaydı. Şeyhülislâm Behâyî bunu önlemek için durumu veziriâzama bildirdi ve İngiliz konsolosunun azlini istedi. Bu meselede arada anlaşmazlık çıktı, sorun büyüdü. Müfti, Galata'da oturan İngiliz elçisini huzuruna çağırdı, konsolosu azledin, diye ısrar etti. Balyosun karşı çıkması üzerine kendisini yumrukladı ve hapse attırdı. Müfti ile arasında anlaşmazlık olduğundan vezir bir önlem alamadı. İngiliz elçisi, adamlarını ocak ağalarına ve vezire göndererek, hapisten çıkarılmasını istedi. Ağalar, bir müderrisin reyine baş vurdular ve elçiyi serbest bıraktılar. Şeyhülislâm Behâyî Efendi de ağalar aleyhine ağır konuşmuştur: "Ağalar dediğin herîflerin bu tasallutu (haksız egemenliği) nedir, böyle kalur mı zannederler" diye meydan okudu. Ağalar, “İngiltere büyük devlettir, bu zamanda bu devletle barışı bozmak doğru değildir" diye müftiyi yatıştırmaya çalıştılar. Behâyî gönderdikleri Sarı Kâtib'e, ağalar hakkında hiddetle konuştu: "Onların umûr-i dînde müdahaleleri nedir, niçün hadlerini bilmezler ... şimden sonra bu şehirde icra-yi Şer' nice mümkündür" diye meydan okudu (Şerîatça harbî sayılan Hıristiyanlara verilen kapitülasyonları ve her değişikliği şeyhülislâmın fetvâ ile onaylaması bir kuraldı).
Sayfa 114 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu