9/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 16:10
İskender Pala’nın okuduğum ilk kitabıydı ve elbette ki popülerleri tercih etmeyişimin bir anlamı var; bunu buldum. Bu eseri tahlil grubumuzda okuduğumuzdan popüler olanlar başkalarına düştü ama ben durumdan oldukça memnunum. Öncelikle tarihimizin, atamızın, vatanımızın kıymetini anlamışken ve bunlara karşı derin saygılar içerisine tam anlamıyla girmişken; kendi geçmişine ve kimsenin ışık tutmadığı noktalara odaklanan Pala benim hayranlığımı kazandı. Diğer kitaplarının da bu kitabın da içeriğine baktığımda bir amaç görüyorum: Herkesin bir şekilde kabullendiği veya üstünü öylece örtüp kapattığı konuları irdelemiş. Üstelik kitabı okurken de sadece olayı anlatmamış; o olayla ilgili çıkarımları, görüşleri ve fikirleri de ortaya koymuş. Okuyucunun hangi fikri savunacağına karışmamış, hangi duyguyla devam edeceğine dair bilgiyi vermiş ve okuyucuyu kendisiyle baş başa bırakmış... Gerçekten örnek alınası bir yazar olduğunu düşünüyorum. Bunun dışında herkesin araştırmadan öylece bırakıp üstünü kapattığı bir olayı ele alması, gerçekten hakka kıymet verdiğini ve zor olanı başardığını gösteriyor. Evet, yazara hayranlığımı yeterince anlattıysam biraz da kitaba geçelim. :) Kitap, Yavuz Sultan Selim’in bir alimi sormasıyla başlıyor. Bu alim idam edilmiş ve aslında padişah bunun asıl sebebini merak edip öğrenmek istiyor. Bunun üzerine "Karga" denilen bir şahsın itiraflarıyla o alimin, yani Molla Lütfi’nin neden idam edildiğini ve nasıl olaylar gerçekleştiğini öğreniyoruz; kitap da asıl olarak bu itiraflardan oluşuyor. Kitap hakkında merak ettiğim konu bu olayın tarihsel kaynağıydı, bunu da buldum ve merak edenler için eklemek isterim: > 1. İskender Pala İtiraf Eserini Nasıl Yazdı ve Hangi Kaynakları Kullandı? > * Yazım Kararı ve Amacı: İskender Pala, toplumsal
İtirafİskender Pala · Kapı Yayınları · 20198,4bin okunma
Beyninizi yakmaya hazır mısınız? /797. İnceleme
Puan vermedi·244 syf.··
2026 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 23:37
Kendime ithaf edilmiş bir kitap olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum incelememe… Şaka değil gerçek! “Bu kitabı hastalara ve özverili hasta yakınlarına ithaf ediyorum.” Yaklaşık bir ay kadar önce gördüm Sayın Oytun Erbaş’ı ve kitabını imzalarken bir de ilaç yazdı bana. “Adama bak hasta mıdır nedir,” derken meğer ben hastaymışım da bilmiyormuşum. “Hacı hacıyı Mekke’de, deli deliyi dakkada bulur,” sözü geldi aklıma. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Ne der bir yazar, “Ağlanacak halime kahkaham kalmadı.” “Ne kadar çok entelektüel gelişim, o kadar sağlıklı bir ruh hali.” İnsanlığın varlığını “kısa boylu” insanlara borçlu olduğunu biliyor muydunuz? İyi ki onlar var, olmasalardı olmazmışız. “Herkes uzun boylu olsaydı, Buzul Çağı’nda tek bir insan ayakta kalamazdı. Oysa aramızda kısa boylular vardı ve kısa boyluların ısı kaybı uzunlara göre daha az olduğundan onlar bu soğuk devirde ayakta kalmayı başardılar.” Kısa boyluları sevelim, onları koruyalım. Önemli olan boy değil karakter deyip konudan uzaklaşmak istiyorum, Arthur Schopenhauer’ın da dediği gibi, “Hiç kimsenin öyle uzun boylu gıpta edilecek tarafı yoktur; fakat çokları var ki bu ölçüde acınmaya layıktır.” “İlginçtir, Anoreksiya hastalarının %98’i kadın, kalan %2’lik dilim ise homoseksüel erkeklerdir.” Çağımızın çığ gibi büyüyen hastalığı. Kilolu olmadıkları halde kendilerini kilolu gören, hep kilo fazlası olduğunu düşünen kadınlar… Neden kadınlar peki? Çağımızda kadınlara öyle algılar oluşturuldu ki sanki hep güzel olmak zorundalar, fizikleri düzgün olmak zorunda… Clarissa P. Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar’da, “Tarih boyunca Vahşi Kadın’ın ruhsal toprakları yağmalanıp yakılmış, buldozerlerle düzlenmiş ve başkalarını memnun etmek üzere doğal döngüleri, doğal olmayan ritimlere büründürülmüştür,” der. Bir dergide okumuştum, “Tırnak uzatmaya
Psikiyatrinin Kara KitabıOytun Erbaş · Siyah Kuğu Yayınları · 2018861 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·448 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
"Bir kadına en çok yakışan giysidir gelinlik…Çünkü onu sadece sevdiği için giyer.” "Sevdiğim bana gelirken, Yalnızca aşk giysin…Çünkü ona yakışacak en güzel giysi bana duyduğu aşktır.” Herkese Merhaba Çok severek okuduğum mahalle kurgusu bir kitapla sizlerleyim. Öncelikle kitabın en önemli tarafından bahsetmek istiyorum. Tüm zorluklara rağmen dimdik duran, herşeye rağmen ayağa kalkacak yüreğe sahip kadınlara ithaf edilmiş . Kitap karakterini okurken ne kadar baskı olursa olsun hayallerinin peşini bırakmayan bir kadın tanıdım. Korku ya da şiddet onun imkansızı gerçekleştirmesini sağladı. İnanıyorum ki her kadının içinde o güç var farkettikleri an en iyi şekilde ayağa kalkıp haklarını alacaklar . Bizler de kadın kadının yurdu bilip birbirimize omuz vermekten korkmayacagız, çekinmeyecegiz. Kitabın anlatımının sade ve akıcı oluşu , baştan sona empati yaptırması neredeyse ara vermeden okumamı sağladı. Sonlara doğru ise kendimi karakterlerle konuşurken buldum. Kitabın son bölümü ise hem sarstı hem de merak içinde bıraktı. En kısa zamanda kitabın devamı kesinlikle gelmeli. Aysima 21 yaşında bir kızdır . Hayata dair iki hayali vardır. Bunlardan biri Hukuk Fakültesini kazanmaktır ama babası okumasına izin vermez . Eski öğretmeninin kardeşi Burak'tan gizlice ders alır ve istediği bölümü kazanır . Başarısını kutlarken sarılırlar ama gizliden seven Devrim görünce çıldırır. Aralarındaki kırgınlığa dayanamayan Aysima okulu kazandığını ve kutlamak için sarıldığını anlatır. Aysima'nın tek hayali kalmıştır o da imkansızdır. Kendini bildi bileli Devrim'e aşıktır. Devrim Karahan Sevgiyi , aşkı ilk kez Aysima için hissetmişti. Onu sevmek nefes almak gibidir. Hergun itiraf edeceğim diye kararlar alırken bir türlü cesaret edemez. Devrim'in babasının oğlunu evlendirme planı
Tutsak: Bir Kibrit ÇöpüÖzlem Tatlı · Parola Yayınları · 202613 okunma
9/10
·200 syf.··
2026 5. kitabı
Su gibi akan bir kitap. Yazar eserini, romanın kahramanlarından biri olan Ethem’e ithaf etmiş. Çok haklı bir ithaf olmuş bence. Ama yine de ben olsaydım Ethem’e ve Nurten’e ithaf ederdim. Yazar olayları adı geçen kahramanların farklı bakış açılarıyla ele almış. Herkes kendince haklı. Ama kendince haklı olmak yetmez. Bazı karakterler gerçekten bencil, rahatsız edici bencillikleri de çok yaygın bir durum Malesef. Geçmiş travmaları hayatlarına ilmek ilmek işlenmiş, motif olmuş karakterlerin. Yaşananların; ama büyük ama küçük, geçerli bir sebebi var. Mesela ben Mürüvvet’i bile anladım. Yine de Ethem’le Ekrem’e çok günah etmiş. Senin derdin Kazım’la. Bu kitabı okurken şunu düşündüm, normalde tek bir ailede bu kadar üst üste skandal bir arada olmaz. Yazar muhtemelen sağdan soldan duyduğu çeşitli yaşanmış olayları romanında tek bir aile çatısı altında ete kemiğe büründürdü. Çok güzel işlemiş. Çok kısa karakterlerin özelliklerinden -kendi bakış açımla- bahsedeceğim. *Spoiler olabilir*. Ethem çok iyi bir adam, çok düzgün, namuslu, çalışkan. Sebebini bilmediği bir yalnızlık, yabancılık hissiyle geçirmiş ömrünü. Nurten Ethem’in karısı. Ethem’den daha iyi bence. Pırlanta gibi bir kalbi var, içler acısı da bir hikayesi. Saflık derecesinde de dindar. Akıl süzgeci din konusunda zayıf. Hülya sözünün eri, yiğit bir kadın. Ben Hülya’yı çok sevdim. Çok omurgalı kadın vesselam. Çok düzgün, dosdoğru. Öyle bir dostum olmasını isterdim. Emin Hülya’nın kocası. Kötü biri değil belki ama Hülya ne kadar omurgalıysa Emin de tam tersi omurgasız olmuş. Hep eğilip bükülmüş, kendi kararlarını verememiş. Ekrem küçük kardeş. Biraz kurnaz. Kurnazlığı sebebiyle yaptığı evliliğinde esir olmuş ama karısının hatırına değil, kayınbabasının hatırına sürdürmüş evliliğini. Onca sahipsiz ve sevgisiz
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,4bin okunma
Kadın olmak.
Puan vermedi·112 syf.··
2026 23. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2026 12:54
Kadın olmanın tüm zorluklarına rağmen bu dünyada başı dik ve gülümseyerek geçmiş, geçmekte olan tüm Suzan’lara; bu hayattan hoyrat ellerce koparılmış tüm kadınların anısına ithafen… Hermann Hesse’den bir paragrafla başlıyor eser, “Tek başına duran ağaçlara daha da hayranım. Yalnız insanlar gibidir onlar. Şu ya da bu zaaftan ötürü sıvışıp giden münzeviler gibi değil, yalnızlaşmış büyük insanlar gibi, Beethoven ve Nietzsche gibi…” Kapadım sayfayı, yaslandım arkama, düşündüm. Mutlu olmanın temel prensibi de bu değil miydi? Tek başına ayakta durabilmek… Hele coğrafyanın keder olduğu bu topraklarda kadınsan… Hele yalnız kalmış, bırakılmış, ölmeden evvel ölüme terk edilmişsen… Kadın… “İklimine uygun bir toprak bulamamanın hüznünde hep goncaya durmuş fakat çiçek açamamış kaç kadın vardı şu dünyada, kim bilir?” Tarık Tufan’ın dediği gibi, “Hüznünü kendi dilinde yaşayan varlık.” “Bir kadın görünüşte nazik, hatta sinik olabilir, ama içten içe kanamaktadır,” der Kurtlarla Koşan Kadınlar’da, daha hüzünlü bakıyor Ayfer Tunç, “Birçok kadın hayatlarının tek çiçeğini istenirken aldılar, onları da doya doya koklayamadan misafir odasındaki vazoya koymak zorunda kaldılar.” Aslında çiçek istemiyordu kadınlar, pahalı hediyeler vesaire doldurmuyordu yüreklerindeki boşluğu; yalnızca anlamak ve anlaşılmak, basit de olsa birlikte bir şeyler yapabilmek. Oysa dört duvar arası bir yalnızlık kalıyordu onlara, o da hala hayattalarsa… “Kadın ölür hiç bırakılmadığı kalabalıklardan.” Ülkü Tamer “Daima sessizce söylemeye özen gösterirdi şarkıları, kimse duymasın diye. Sanki mutlu olmak suçmuş gibi.” Gülüşün bile batarken başkalarına, Azıcık güzel görüneyim diye giydiğin elbise erkeklerden önce kadınlar tarafından linçlenirken, Yürüyüşe çıktığında dahi saat sorgulanırken, nasıl suç olmazdı mutluluk değil mi? Öyle
Kavaklar ve Kökler KadarSeda Nida Demir · Metinlerarası Kitap · 202416 okunma
8/10
·656 syf.··
2025 32. kitabı
Dan Brown'dan 8 yıl sonra umutların artık kesildiği anda beklenmedik bir dönüş. Yeni kitabı var mı acaba diye 2024'te araştırma yaptığımda çocuk kitabı çıkardığını görünce herhalde artık bıraktı bu işleri diye düşünmüş umudu kesmiştim ta ki ansızın Kitapyurdu'nda yeni çıkanlar listesinde bu kitabı görene kadar. Beklediğimize değdi mi acaba diye merak edenler artık yoktur gurmelerin çoğu okumuştur herhalde diye düşünüyorum ama yine de söyliyim. Evet canlar değiyor. 2005'te daha lise 1 öğrencisi bile değilken Melekler ve Şeytanlar kitabı ile tanıştığım(hala ilk 3üme girer çok çok severim) ve anlatımına, üslubuna ve dilinin sadeliğine ve akıcılığına bayıldığım Dan Brown'ın 20 yıl sonra çizgisini çok fazla bozmadan, yine gerçek mekanlarda geçen, yine birçok romanında olduğu gibi nerdeyse tüm kitabı 1 günde geçen ve bu nedenden ötürü temposu oldukça yüksek, 600 sayfayı aşmasına rağmen hiç sıkmayan kitaplar yazabilmesi çok güzel. O ilk tadı vermese de çok güzel. Zira o ilk tadı verecek bir kitap yazsa bile biz o tadı alamayız artık çünkü büyüdük. Bu arada çok fazla kitap okuduk, gördük geçirdik. Köprünün altından çook sular aktı. Eskiden güzeldi canlar. Eskiler değil. Bu yüzden o tadı almayı beklemeyip beklentileri düşürünce yine marjinal fayda maksimizasyonu yaşayabiliyorsunuz. Hayranı olarak okuyacak olanlara naçizane tavsiyem budur. Spoiler vermemek için azami çaba göstersem de olumsuz yanlarına değinmeden edemeyeceğim. Burda haliyle biraz spoiler olacak. Dan reis kendi çizgisini koruyacam derken biraz tekrara düşmüş. Karakterlerin adı değişse de tipleme olarak hemen hemen aynı şeyleri gördük. Kendi adıma da vinci şifresi kitabındaki tipler ve kurgu ile çok benzerlik gördüm. Langdon'ı bu kitapta kovalayan Yüzbaşı, Da vinci şifresi'ndeki Bezu Fache karakterinin birebir
Sırların SırrıDan Brown · Altın Kitaplar · 20254,017 okunma