Biz Tanrı dağlarında doğduk. Onlar Pripet bataklıklarından fırladılar.
Biz insanlığın tarihine ve fikir dünyasına Aristo’dan sonra ‘ikinci öğretmen ‘ kabul edilen Farabi’yi verdik. Onlar ancak Korkunç İvanları,Deli Petroları yetiştirdiler.
Evet, onlar da insandır! Pavlenkolar, İvanlar, Kostyükler, Vasil Dimitroviçler, Stepanlar...
Tanrım! Onlar da insan! Acı onlara! Kendileri gibi başkalarının da insan olduklarına inandır onları!
Evet, onlar da insandır! Pavlenkolar, İvanlar, Kostyükler, Vasil Dimitroviçler, Stepanlar, belki bunu gülünç görecekler; ama nasıl görürlerse görsünler, ben eserimi tekrar sakin bir dua ile bitirmek istiyorum. Romanımı kapatırken: "Tanrım!" diyorum. "Onlar da insan! Acı onlara! Kendileri gibi, başkalarının da insan olduklarına inandır onları!"
Ötekiler, o hayvan gibi sürülüp götürülenler... Onlar da insandı!
Düşmanlarını özellikle Çeçenler olarak tarif eden General Tornau, fevkalade net konuşuyor. Ruslar "O" diye bahsettikleri -Ruslar ve onlara casusluk ve kılavuzluk yapan hain aşiret mensupları, Şamil'in adını kullanmak yerine Tanrı' dan bahsedermişçesine bu zamiri kullanırdı- Şamil'i Tatar sanmaları gibi Kafkas aşiretlerini, karmaşık soyları ve farklılıklarına rağmen genel olarak "Tatarlar" diye tanırdı. Napolyon'un "Hangi Rus'u kazısan altından Tatar çıkar" sözü hatırlatıldığında Ruslar çok kızmıştı. Tatarlarla hiç alakaları yoktu. Avrupa'nın geriye kalanının gözünde Asyalılara benziyor olabilirlerdi ancak onlar çok net bir fark olduğunu düşünüyorlardı. Güzelliğin standardını olsa olsa Ruslar belirleyebilirdi. Kuzeyin sarışın, geniş yüzlü ve kurşuni gözlü güzelliği . . . Çekik gözlü, yabancı görünümlü her şey aşağılanırdı. "Tatarların izini silmek, Afrikalıların izini silmek kadar zor. O uzun gözleri, geniş burnu, sağlıksız ve sarılıklı teni saklamak mümkün değil" diye yazıyordu beyaz ve pembe teni, klasik yüz hatlarıyla ahkam kesen Batılı bir seyyah. Tatarlara gelince, ortaçağ Rus efsaneleri ve skazkaları (masal) saf İvanlar tarafından yenilen Tatar devlerle doludur. Hasımlarının "Tatar kokusu" karşısında kahraman Uya Mourametz'in dahi başı dönmüştü. Ancak burada farklı kokulara verilen milli ya da şahsi tepkileri göz önünde bulundurabiliriz. Farklı ten renkleri, tahammül edilemez görülür ya da en azından çok belirgin oldukları düşünülür. Bir Rus olan Tolstoy, Kafkasyalı savaşçıların kendilerine has, kayış gibi kekre kokusundan bahsediyor ancak Müslüman Müritler de domuz yiyen Hristiyanların kokusundan tiksiniyordu. 1846 Rusyası'na Dair İfşaat adlı eserin anonim İngiliz yazarı, Rusların kendilerine has bir kokusu olduğunu söylüyor: "Bu tuhaf, yağlı ve