İstari içinde Orta Dünya'ya en son gelenine, Elfler kendi aralarında Mithrandir, yani Gri Seyyah adını takmıștı; çünkü ne sabit bir evi bulunan ne de refah edinme veya kendisine takipçi kitlesi toplama sevdasında olan bu büyücü, Gondor'dan Angmar'a, Lindon'dan Lórien'e kadar bütün Batı diyarları boyunca hiç durmadan seyahat ediyor, ihtiyacı olanlara dar zamanlarında yardım ederek tüm iyilik sever halkların dostluğunu kazanıyordu.
Son araştırmalar göstermiştir ki, 16. yüzyılın birinci yarısında hâlâ Akdeniz'den Anvers'e biber gelmekte idi. 1554'te yalnız Venedikliler, İskenderiye'den 6.000 kental baharat aldılar. Osmanlıların mücadelesi Portekiz baharat pazarında zaman zaman bunalıma neden oluyordu. 1583'te İngiliz J. Eldred, her ay Basra'ya yanaşan Hürmüz gemilerinin Hindistan'dan baharat, ecza, Kalikut kumaşları getirdiklerini yazar. Orta-Doğu'nun büyük ticaret yolları dışında kalması ancak Hint Okyanusu'na ve Akdeniz'e bretoni denen çok sayıda topla donatılmış yüksek bordalı yeni tip gemilerle gelen Hollandalıların ve İngilizlerin egemen olmasından sonradır (1590-1620). Alçak küpeşteli kadırga donanmalarıyla savaşan Venedik ve Osmanlılar Akdeniz'de silindi.
Sayfa 180 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
"Ama ne kadar dokunaklı bu, Severus," dedi Dumbledore ciddi bir ifadeyle. "Yoksa bunca zaman sonra çocuğa karşı sevgi mi beslemeye başladın?"
"Çocuğa mı?" diye bağırdı Snape. "Expecto patronum!"
Asasının ucundan gümüş maral fırladı: odanın zeminine indi, tek bir sıçrayışla odayı geçip pencereden dışarı uçtu gitti. Dumbledore onun süzülerek uzaklaşmasını izledi ve maralın gümüşsü parıltısı sönerken, Snape'e döndü, gözleri yaşla doluydu.
"Bunca zaman sonra, öyle mi?"
"Her zaman," dedi Snape.
Eomund oğlu Eomer Lorien hanımı Galadriel'e şeytan dediğinde Gloin oğlu Gimli'nin cevabı;
''Geleceğim'' dedi Aragorn
'' Bende geleceğim'' dedi Gimli;
'' Galadriel Hanım meselesi hala aramızda halledilmedi. Daha sizlere kibar konuşmasını öğireteceğim''
'' Göreceğiz.'' dedi Eomer;
'' öyle garip şeylerle karşılaştım ki, bir cüce baltasının sevgi dolu darbeleri altında zarif bir hanıma hoş söz söylemeyi öğrenmek beni pek şaşırtmayacak. Hoşça kalın!''
Fâtih, İstanbul'u aldıktan sonra kendisini Roma İmparatorluğu'nun tek meşrû vârisi saydı. Fâtih'in, Rum ve İtalyan nedimlerine eski tarihleri okutarak bu kavram hakkında fikir edindiğini biliyoruz. 1466'da G. Trapezuntios Fâtih'e şöyle hitap ediyordu: "Kimse şüphe etmez ki, sen Romalılar İmparatoru'sun. İmparatorluk merkezini hukuken elinde tutan kimse İmparator'dur ve Roma İmparatorluğu'nun merkezi de İstanbul'dur." Aynı tarihte J. Languschi'ye göre "(Fâtih'in) iddiasınca dünyada bir tek imparatorluk, bir tek iman ve bir tek hükümdarlık olmalı imiş. Bu birliği kurmak için de dünyada İstanbul'dan daha lâyık bir yer yok imiş. Bu şehir sayesinde Hıristiyan dünyasını hükmü altına alabilirmiş." Bu sonuncu cümle, Fâtih'in kayserlik geleneğini nasıl bir anlayışla benimsediğini açıklar. O, bu sıfatı siyasî bir araç, fetihleri için meşrû bir hareket noktası sayıyordu. O hanlık, gazîlik ve kayserlikte, her üçünde de evrensel hâkimiyetin yolunu görmekte idi. Çağdaşı Kemal Paşazâde "tedbîri cihangîrlik zikrinde idi" diye Fâtih'in gerçek emelini açıklar. Fâtih, aynı amaçla Rum Ortodoks Patriği'ni, Ermeni Patriği'ni İstanbul'da pâyitahtında yerleştiriyor, 1456 tarihinde Amurutzes'e bir dünya haritası yaptırıyordu. Özetle, Fâtih kendi şahsında Türk, İslâm ve Bizans geleneklerini bağdaştırarak klasik Osmanlı pâdişahını yaratıyordu.
Sayfa 111 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu