JLN: Kur'an'ı ve İslami gelenek külliyatını çok iyi bilmiyorum. Buna karşın Hayat Devam Ediyor'u gördüğüm zaman Zilzal adlı bir sure olduğunu hatırladım.
AK: Bu sureyi şans eseri mi öğrenmiştiniz?
JLN: Genel olarak monoteizm meselesiyle oldukça ilgiliyim. Şimdi bu meseleyi ve bilhassa da Batı'nın tüm kökenlerinde monoteizmin ve felsefenin komşuluğu meselesini çalışmak istiyorum. Bu bağlamda, Kur'an'ı biraz daha öğrenmeye çalıştım. Bilhassa her şey yıkıldığı zaman, yer konuşmaya koyulacak ve bir hikaye anlatacak ayetini düşündüğümde sizin için filmin sessiz özdeyişinin bu olduğunu düşünerek bu pasajı alıntıladım. Benim için film buydu.
AK: Benim için bu, Kur'an'ın en güzel surelerinden biri. Bu surenin güçlü bir görsel dili var. Ama filmi yaptığımda, düşünmemiştim. Metinde yaptığınız anıştırma bana onu hatırlattı ve ezbere bildiğimi ve hakkında bir film yapmak istediğimi de o zaman hatırladım.
JLN: Belki de bilinçdışı. Batılı bir referans olan, Voltaire'in Lizbon depremi hakkındaki metnini değil de Kur'an'ı düşündüm, çünkü siz İranlısınız.
AK: Dindar ya da ateist olmanın, <İran> minyatürü<nü> sevmenin ya da sevmemenin hiçbir önemi yok. En önemlisi kendisine bağlanmış olduğumuz bu yeryüzünde yaşıyor olmamızdır.
(Bu sohbet Paris'te 25 Eylül 2000 tarihinde gerçekleştirildi. Jean-Luc Nancy ve Abbas Kiyarüstemi'yle bu sohbeti tertip eden kişi çevirmen Mojdeh Famili'dir. Fransızca çevriyazı ise Mojdeh Famili ve Teresa Faucon'un ortak bir çalışmasıdır.)
MVL: Bir cümlenizi hatırlıyorum: "Çok şey okudum, ama çok az şey yaşadım." Bir yanıyla çok güzel, ama diğer yandan nostaljik gelen bir söz...
JLB: Çok hüzünlü...
MVL: Ondan pişmanlık ve üzüntü duyuyormuş gibi görünüyorsunuz.
JLB: Onu yazdığımda otuz yaşındaydım ve okumanın da bir yaşama biçimi olduğunun farkında değildim.
MVL : Simgeci bir şair, muazzam bir saflığa ve inceliğe sahip.
JLB: Muazzam bir incelik. Saflık konusunda emin değilim. Sanırım kasten saf görünüyordu.
JLB: “Ben milango ‘lar yazdım. Her şey edebiyata layıktır, yerel konular neden olmasın?”
MVL: “Ben siyasi milliyetçilikten bahsediyorum.”
JLB: “Öylesi bir hata olur, çünkü insan bir şeyi başka bir şeye karşılık seviyorsa aslında onu sevmiyordur. Mesela, ben İngiltere’yi Fransa’ya karşılık seviyorsam bu bir hatadır, yapabildiğim ölçüde her iki ülkeyi de sevmeliyim.”
"Öyle ya! Oscar Wilde, André Gide, Jūl Sezar. Hatta Sokrates, bu pisliği apaçık sürdürmemişler mi? Demek, kitaplarını okuduğumuz, düşüncelerini beğendiğimiz halde, sapıklıkları bize sıvaşmayabiliyor."
Gönül nedir bu hevâ merd ü zenden eyle hayâ
Bu ‘akl ü fikri veren Zü’l-minenden eyle hayâ
Latîf gül gibi nerm ol bu bâġ-ı ‘âlemde
Kabâ-yı atlas-ı cismin dikenden eyle hayâ
Nedir bu bezm-i edebde şu jâj-hâ elfâz
Tefekkür eyle kelâmın dehenden eyle hayâ
Yeter kelâmını sarf-ı reh-i mecâz etdin
Makâm-ı sıdkını fikr et sühandan eyle hayâ
Hudâ ‘atâlet içün mi şu cismi halk etdi
Senin matiyyen olan şu bedenden eyle hayâ
Bütün ‘ibâdet ederler Huda’ya ey gâfil
Bakıp da bâğa hezâr u zağandan eyle hayâ
Emîrî nüsha-i kübrâ iken vücūd-ı beşer
Düşün şu hâliñi sen yine senden eyle hayâ