Merhaba, Semra ile @noxyayinlari çıkan, @authorhalle kaleminden, #ölümcülkonular kitabını okuduk. Öncelikle kitap psikolojik gerilim türünde ve 391 sayfadan oluşuyor. Benim çok fazla okuduğum türde olmayan bir kitaptı. Fakat okurken keyif aldığım bir kitap oldu. Bu türde fazla okuma yapmamış olmama rağmen kitap benim için aktı gitti. Olayların işlenişi akıcı ve merak uyandırıcıydı. Film izler gibi, gerilim dolu bir okuma sundu kitap bana. Gerçekten keyif aldığım ve daha çok okuma yapacağım türler arasına girdi. Yazarın kalemini beğendim. Olayların gidişatı tam yerinde ve güzeldi. Özellikle sonunda gerçekten şok oldum diyebilirim. Sonunda başına bir şey gelecek derken zaten olayların bir kısmında olması beni şok etti. Ters köşe sonları ve bu türde okuma yapmayı sevenlerin kaçırmaması gereken kitaplardan biriydi. Kesinlikle şiddetle tavsiye ettiğim kitaplardan biri oldu. Kaçırmayın.
Yüksek lisans öğrencisi ve Dehb’li Sydney, yaptığı hatalardan sonra Madrona Vakfı’nda burs kazanmıştır. Gidecek yeri olmayan Sydney için bu son şanstır. Fakat vakfın içine girdiğinden beri ormanda olmayan şeyler gördüğünü düşünmektedir. Gerçek ve hayal arasında gidip gelmekte ve vakfın aslında göründüğü gibi olmadığını fark eder. Vakıftaki insanların onlardan bir şeyler sakladığı ve yaptıkları asıl deneyleri göstermediklerinin farkına vardıkça, işler daha da karmaşık bir hal alır. Ormanda gördükleri ve yaptıkları deneylerin kötü sonuçlarıyla yüzleşir. Sydney, vakıftaki yakışıklı danışmanlarına da aşık olmuştur ve onunda bir şeyler sakladığının farkındadır. Hem büyük bir çekim yaşamaktadır, hem de güveni sarsılmaktadır. Psikolog Kincaid güvenebilir mi? Madrona Vakfı neler saklıyor? Sydney bu olayların neresinde? Soruların cevapları ve daha fazlası kitapta. Kesinlikle kaçırmayın.
PEYNİR VE KURTLAR
CARLO GINZBURG
Carlo Ginzburg ’un Peynir ve Kurtlar eseri, 16. yüzyıl İtalya’sında yaşayan sıradan bir insanın, bir değirmencinin zihninden dönemin büyük çatışmalarını anlatan önemli bir mikro tarih çalışmasıdır.
Adı Domenico Scandella’ydı. Lakin Menocchio olarak tanınırdı. 1532 yılında doğmuştur. Evlidir ve on bir çocuğu olmuştur, dördü vefat etmiştir.
Değirmenci, marangoz, bıçkı ustası, duvarcı olarak çalışıyordu. Yoksul değildi lakin zengin de değildi.
Onu farklı yapan şey ise dünyaya bakışıdır. Menocchio okuduğu kitaplardan ve kendi düşüncelerinden yola çıkarak Tanrı, yaratılış, insan ve din hakkında kendine özgü fikirler geliştirmiştir.
Ona göre evrenin başlangıcı, peynirin içinde oluşan kurtçuklara benzer bir süreçle meydana gelmiştir. Bu nedenle esere adını veren “peynir ve kurtlar” benzetmesi, Menocchio’nun sıra dışı anlayışının sembolüdür.
Menocchio’nun düşünceleri dönemin Kilise anlayışıyla büyük bir çatışma içindedir. İnançlarını gizlemek yerine cesurca dile getirir. Tanrı’nın tüm insanlara ruh verdiğini, insanların değerinin mezhep ya da sınıfla belirlenemeyeceğini savunur.
Elbette olanlar olur eylül 1583’te Menocchio, Engizisyon’a ihbar edilir. Çocukları muhbirin papaz Don Odorico Vorai olduğundan şüphelenmiştir. (Yanılmıyorlardı.)
Sapkınca ve kafirce şeyler söylemekle suçlanır.
Bir asır sonra olsa dini hezeyana kapıldığı varsayılarak akıl hastanesini kapatılırdı. Lakin karşı reform tüm hızıyla sürerken maksat bu tarz insanları yargılamak ve susturmaktı. İtalya’nın dağ köyünden olan bu değirmenci koskoca Engizisyon’a meydan okur.İncil’i, Kilise’nin yorumundan farklı şekilde anlaması ve yorumlaması ayrıca
Tanrı’nın tüm insanlara ruh verdiğini, insanların değerinin mezhep ya da sınıfla belirlenemeyeceğini savunması ve aleni bir şekilde söylemesi din
‘ eskiden bana
ezici bir yük gibi gelen şey ansızın yer değiştirdi,
şaşırtıcı bir manevra yaparak kaçmaya çalışan ayaklarımın altına savruldu
ve beni engelleyip yoran
emici bir güce
dönüştü.
boyun eğmeye
nasıl da özlem duyuyorum!
susan sontag ‘
günlükler ve defterler .
Şiddet fotoğraflarının salt sömürü veya röntgencilikten ibaret olduğu düşüncesine karşı çıkar. Susie Linfield
İnsan Hakları ve Fotojurnalizm: Fotojurnalizm ile yükselen insan hakları idealleri arasındaki karmaşık ilişkiyi inceler.Tarihsel Analiz: Holokost, Çin Kültür Devrimi ve terör eylemleri gibi olayların fotoğrafları üzerinden şiddet analizleri yapar.
Eleştirmenlerle Hesaplaşma: Walter Benjamin, Susan Sontag ve Bertolt Brecht gibi önemli kuramcıların yaklaşımlarını tartışmaya açar.
politik şiddet fotoğraflarının izleyiciyi sömüren röntgenci bir araç olduğu yönündeki yaygın eleştirilere meydan okur. Eser, görsellere tutkuyla bakarak ve şiddetin modern tarihiyle bağ kurarak insanlık tarihindeki zulüm kapasitesini ve etik politik gereklilikleri araştır Acımasız Aydınlık
Altay Cem Meriç’in Peygamberliğin İspatı kitabını okumak günlerimi aldı; çünkü her satırı üzerine dakikalarca düşünmeyi gerektiren entelektüel bir şölen. Kitap bittiğinde hissettiğim tek şey saf bir hayranlık ve hocaya olan derin sevgi oldu. Tüm oryantalist literatürü, gelebilecek her türlü eleştiriyi böylesine muazzam bir mantık süzgecinden geçirip, itirazların bile ötesine geçerek cevaplandırmak inanılmaz bir zeka örneği. Bu eser, sadece bugünün şüphelerine cevap veren sıradan bir kitap değil. Altay Cem Meriç hoca, Batı dünyasının, oryantalistlerin ve yazarların geçmişten bugüne kadar ürettiği —iyi ya da kötü niyetli fark etmeksizin— tüm argümanları, o dönemlerde yapılanları ve söylenenleri muazzam bir vizyonla önümüze seriyor.
İşin en büyüleyici kısmı ise şu: Hoca, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) o muazzam hayatını ve risaletini öyle bir mantık örüntüsüyle savunuyor ki, yüzyıllar öncesinden bugüne kadar gelebilecek her türlü şüphenin, üretilmiş ve üretilebilecek tüm itiraz ihtimallerinin önünü daha doğmadan kesiyor. Bu kitap bugünün değil, yüzyıllar sonrasının bile rehberi olacak nitelikte bir kalıcılığa sahip.
Muazzam bir emek, muazzam bir akıl...Rabbim Altay Cem Meriç hocamızdan razı olsun, ilmini, kalemini ve ömrünü bereketlendirsin. Gönlündeki o güzel muradını, Hazreti Ömer'i rüyasında görme arzusunu ve duasını da tez vakitte hayırla müstecap eylesin inşAllah. İyi ki varsın hocam. Peygamberliğin İspatıAltay Cem Meriç
Umarım karanlığı gördüğünüz kadar parlak ışığı da görürsünüz.
Umarım yorgun omuzlarınız hafifler ve özgürce yürürsünüz.
Umarım yalnız olmadığınızı ve özel olduğunuzu hep hatırlarsınız.
Uzun yıllardan sonra(yaklaşık 25 yıl:)) tekrar bir çizgi roman okudum.
Bir çocuk kitabı gibi görünse de aslında tam da yetişkinlere hitap eden bir kitap.
İnsanların zihnindeki iç sesleri, çelişkileri ve duygusal mücadeleleri sevimli bir tavşan aracılığıyla anlatıyor.
Bir yanda cesaret veren, umut aşılayan ses; diğer yanda kaygılandıran, eleştiren ve korkutan ses... Aslında ikisi de bize ait sesler.
Kitaptaki çizimler ve mizahi anlatım, derin konuları ağırlaştırmadan aktarıyor. Özellikle mükemmel olma baskısı, sürekli mutlu görünme zorunluluğu ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişki üzerine verdiği mesajlar oldukça etkileyici.
Genel olarak, Omzumdaki İki Arkadaş kendini anlamaya, iç seslerini tanımaya ve onlarla barışmaya çalışan herkesin keyifle okuyabileceği, kısa ama uzun süre akılda kalan bir kitap. Çocuklar için eğlenceli bir hikâye, yetişkinler için ise küçük bir farkındalık yolculuğu.
Şimdiden okuyacak olanlara keyifli okumalar dilerim.:))
Linç yerim yemem umrumda değil ama ben bu kitabı Sırların Sırrı ne yazık ki sevemedim.
Evet, Dan Brown Langdon serisini zaten hiçbir zaman kısa ve hızlı akan kitaplar olarak yayımlamadı . Ancak bu kitap bana göre fazlasıyla uzatılmıştı. Seneler önce okuduğum diğer Langdon maceralarında Da Vinci Şifresi , Melekler ve Şeytanlar sayfalar akıp gitmiş , kitapları elimden bırakamamıştım . Bu kez aynı hissi hiç yakalayamadım.
Özellikle uzun açıklamalar, tekrar eden fikirler ve sürekli ertelenen gizem duygusu bir noktadan sonra heyecanı azaltmaya başladı.
Kötü bir kitap olduğunu söyleyemem ama benim için Dan Brown'ın eski kitaplarının yanına yaklaşamadı.
Ayrıca inceleme diye komple Spoiler veren okurlar siz neyin kafasını yaşıyorsunuz yahu!?!!?
Okumayı düşünen planlayan arkadaşlara önerim SAKIN BURDA YER ALAN İNCELEMELERE BAKMAYIN!!!
Sırların SırrıDan Brown · Altın Kitaplar · 20253,999 okunma