Pınar Kür’ün Asılacak Kadın romanı; ataerkil sistem, toplumsal ikiyüzlülük ve derin bir iletişimsizlik sarmalında bir kadının nasıl nesneleştirildiğini sarsıcı bir dille anlatır. Kitapta can acıtan en büyük gerçek; başkarakter Melek’in maruz kaldığı ağır zorbalığı, baskıyı ve erkek egemenliğini yaşamın "doğal bir öğesi" olarak kabul edecek kadar çaresizleştirilmiş olmasıdır. Kendini savunmak için ağzını bile açamayacak hale getirilen Melek, haklıyken susmayı bir kader sanır; çünkü ona başkaldırabileceği hiç öğretilmemiştir. Toplum ise "erkek karısını istediği gibi kullanabilir" anlayışıyla bu vahşete göz yumarak gizli bir suç ortaklığı kurar. Onu kendi dünyasından uzak, soyut bir "simge" olarak kurtarmaya çalışan idealist Yalçın ise kadının bu kabul edilmiş çaresizliğini ve köklü sessizliğini anlayamayarak onu kendi elleriyle trajik bir felakete sürükler. Sonuçta bu eser; bir kadının haklıyken susmak zorunda kalışının, toplumun sessiz ortaklığının ve kurtarılamayan hayatların sarsıcı bir özetidir.