Kitabımızın ismi:Othello
Yazarımız;WİLLİAM Shakespeare
Bu kitapta kıskançlığın, güvensizliğin ve insanların zihnine ekilen küçük şüphelerin ne kadar yıkıcı olabileceğini anlatan çok güçlü bir hikâye anlatılıyor.
Othello aslında güçlü, saygın ve sevilen bir insandır. Ama içindeki güvensizlikleri fark etmez. Kötü niyetli Iago’nun söylediklerine inandıkça sevdiği kadın Desdemona’ya olan güvenini kaybeder. Trajedinin en acı tarafı da burada başlar: Othello’nun düşmanı aslında Desdemona değil, kendi zihninde büyüttüğü şüphelerdir.
Samimi bir yorum yapmam gerekirse, bu eser bana şunu hatırlatıyor: Bir ilişkide sevgi tek başına yetmiyor. Güven olmazsa sevgi bile zamanla korkuya dönüşebiliyor. Shakespeare sanki “Gerçeği değil, korkularını dinlersen hem kendini hem sevdiklerini kaybedebilirsin” diyor.
Kitabın sonunda insan Othello’ya hem kızıyor hem de üzülüyor. Çünkü kötü bir insan olduğu için değil, hatalı kararları ve kontrol edemediği kıskançlığı yüzünden her şeyi mahvettiği için trajik bir karakter hâline geliyor.
Kısacası, Othello bana göre aşkın değil; güvensizliğin ve kıskançlığın trajedisidir. William ShakespeareOthello
OthelloWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202426,8bin okunma
Merhabalarrr. Bugün Zalim Prens serisinin son kitabı olan #3.5'uncu kitabıyla karşınızdayım. Bu kitap novella olarak geçiyor. Önceki kitapları okumayanlar için spoi uyarısı!!!!
Kitapta Cardan'ın geçmişinden ve 3. kitaptan sonra olan birkaç olaydan bahsediliyor. Kitabın 3.dille yazılması çok hoşuma gitti. Masalsı bir hava katmış. Kısa kısa öykülerden oluştuğu için su gibi aktı. Kitabın içindeki çizimlere de bayıldım. Durup durup baktım. En arkaya taslak çizimleri koymaları çok hoş olmuş. Çizimlerin yapım aşamalarını görmek hoşuma gitti.
Başta kitabın adına anlam veremedim ama okudukça anlam kazandı. Troll bir kadın Cardan'a küçükken bir hikaye anlatıyor. Cardan gençken bu kadınla yine karşılaşıyor. Kadın bu sefer aynı hikayenin farklı bir versiyonunu anlatıyor. En son da Cardan Yüce Kral olduktan sonra karşılaşıyorlar. Bu sefer Cardan o hikayeyi kendine göre değiştirip Troll kadına anlatıyor. Farklı öyküler de olsa Cardan ve Troll kadının karşılaşmalarına ağırlık verilmiş.
Eleştireceğim olumsuz yanlarına gelecek olursam: Hikayeler çok kısaydı. Devamında ne olacak merak ettiriyordu ama yazar yazmamış. Ayrıca daha farklı geçmişten sahne görmek isterdim. Evet Jude'dan nefret ediyordu ama kısaca bahsedildi. Kağıda jude, jude, jude yazdığı kısmı, Jude'u göle attığı sahneyi daha detaylı görmek isterdim. Jude'u sürgüne yolladıktan sonra ona yazdığı mektuplardan bahsedilebilirdi.
Kitapta en çok hoşuma giden öykülerden biri Cardan'ın aldatılma anıydı. Cardan aldatılmasına rağmen Nicasia'yla takılmaya devam ediyordu ama sebebini bilmiyorduk. Bu öyküyle oturdu.
Kısaca zevkle okuduğum çevirinin de kurbanı olmayan bir kitaptı.
Ne zormuş çocuk olmak. Yaşamak uğruna sebepler aramak. Küçük kız çocuğu olup kadın bedeni taşımak. Ne zormuş ki bu coğrafya da kadın olmak. Yaşın küçükken büyük bir anne olmak.
Amerika’daki Kuzey-Güney Savaşı (Amerikan İç Savaşı) aslında tek bir ülkenin kendi içinde yaptığı çok büyük bir savaştı.
Kim kimle savaştı?
* Kuzey (Union / Birlik)
→ ABD yönetimini korumak isteyen eyaletlerdi.
→ Bunlara Yankiler denirdi.
→ Sanayi, ticaret ve fabrikalar daha güçlüydü.
→ Başkan Abraham Lincoln Kuzey tarafının lideriydi.
* Güney (Confederacy / Konfederasyon)
→ Ayrılıp kendi devletlerini kurmak isteyen güney eyaletleriydi.
→ Tarım, özellikle pamuk üretimi çok önemliydi.
→ Büyük çiftlikler (plantasyonlar) vardı.
→ Ekonominin temelinde köle emeği bulunuyordu.
Savaşın ana nedeni neydi?
En büyük mesele kölelikti. Güney eyaletleri siyah insanların köle olarak çalıştırılmasını sürdürmek istiyordu. Kuzey’de ise köleliğe karşı çıkanların sayısı artıyordu (tek sebep sadece bu değildi; eyalet hakları, ekonomi ve siyasi güç kavgası da vardı).
Zencilerin (Afrikalı Amerikalıların) durumu nasıldı?
Savaş öncesinde:
* Güneyde yaklaşık 4 milyon siyah insanın büyük kısmı köleydi.
* İnsanlar satın alınabiliyor, aileleri parçalanabiliyor, zorla çalıştırılıyordu.
* Hukuki hakları çok sınırlıydı.
Savaş sırasında:
* 1863’te Lincoln Özgürlük Bildirisini yayımladı; isyancı Güney’deki kölelerin özgür olduğunu ilan etti.
* Çok sayıda siyah asker Birlik ordusunda savaştı.
Rüzgar Gibi GeçtiMargaret Mitchell · Artemis Yayıncılık · 20223,134 okunma
Rachel Kushner, 1968 doğumlu Amerikalı bir yazar. California Üniversitesi’nde Siyasal İktisat okuduktan sonra Columbia Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık eğitimi almış. Genellikle siyasi gelişmeleri, toplumsal sorunları ve farklı alt kültürleri eserlerinde ele almayı tercih ediyor. İlk romanı "Küba’dan Teleks (2008)" ile dikkat çeken yazar, 70'lerin sanat ve siyaset dünyasını işlediği "Alev Püskürtenler (2013)" ve ABD hapishane sistemini anlattığı "Salon Mars (2018)" kitaplarıyla tanınıyor. Son olarak "Creation Lake (2024)" adlı romanı yayımlanan yazar, kariyeri boyunca Booker, Ulusal Kitap Ödülü, Fransa'nın saygın Prix Médicis gibi prestijli edebiyat ödüllerinde finale kalmış. Gerçekçi gözlemleri ve toplumsal konulara yaklaşımıyla günümüz edebiyatının dikkat çeken isimleri arasında yerini bulmuş. Ayrıca, Kushner’ın yalnızca bir romancı değil, aynı zamanda çok güçlü bir deneme yazarı olduğunu da belirtmek isterim. Yazarın "The Hard Crowd: Essays 2000–2020 (2021)" adlı yirmi yıllık siyaset, sanat, müzik, adalet sistemi ve kişisel anılarını içeren ödüllü deneme derlemesi ve "The Strange Case of Rachel K (2015)" adında yayımlanmış bir kısa öykü derlemesi de bulunuyor. Kushner ile ilgili bir diğer önemli ve dikkatimi çeken detay ise kitap yazarken adeta bir gazeteci gibi derin araştırmalar yapması oldu. Çünkü "Salon Mars" romanını yazabilmek için yıllarca Kaliforniya'daki kadın hapishanelerini ziyaret etmiş, mahkumlarla ve gardiyanlarla görüşmeler yapmış. Yeni romanı "Creation Lake" için ise Fransa'nın kırsalındaki aktivist komünleri ve mağara tarihini yerinde incelemiş. Bu bakımdan araştırmacı yönünü takdir ettim.
"Salon Mars", Amerika’daki kadın cezaevi sistemini, yoksulluğu ve hukuk sisteminin açıklarını birçok karakterin kesişen hayatları üzerinden anlatmaya çalışan bir
Yazarın seride en keyifle yazdığı kitap buymuş, benim içinse tam tersi en az keyif aldığım kitap bu oldu. Olaylar bana oldukça zorlama geldi.
O dönemi bir kenara bırakalım, günümüzde bile hiç tanımadığınız birinin sizi ilk gördüğü an öpmesi normal karşılanacak bir durum değil. Erkek karakterimiz, kadın karakterin kolunu tutup ona sarkıntılık yapan birini dövüyor ancak beş dakika geçmeden kendisi kızın dudaklarına yapışıyor. Kadın karakterimizde çok farklı değil. Bir kadının bir erkeğe gülümsemesini bile ayıplarken çok geçmeden arka bahçede erkek karakterimizle oldukça samimi anlar yaşıyor. Bu açıdan bakınca aslında tam da birbirlerine uygun bir çift olduklarını düşünüyorum. Başkaları yapınca ahlaksız namussuz oluyorlar, kendileri yapınca çok masumlar.
Karakterlerin birbirlerine karşı hissettikleri şey aşktan ziyade arzuydu. Aralarında derin bir aşk hissedemedim. Erkek karakter inanılmaz derecede pasifti. Kadın karakterinde güçlü olduğu ise evden kaçması, sürekli abisine bağırıp çağırması gibi oldukça ergen tavırlarla gösterilmeye çalışılmış. Sonuç olarak ne ana karakterleri ne de kurguyu sevebildim.