Geçen hafta diş doktoruma gittim. Kanal tedavisi için 6 ay sonrasına gün verdi. Sanırsın İstanbul’ a 3.köprüyü yapacak

Nuray Yağmur, bir alıntı ekledi.
19 Mar 22:48 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene :
_Benim Ahmed'i gördünüz mü? Diyor.
Hangi Ahmed'i? Yüz bin Ahmed'in hangisini?
Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:
_O tarafa gitmişti, diyor.
O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış 'a mı, Bağdad' a mı?

Zeytindağı, Falih Rıfkı Atay (Sayfa 117)Zeytindağı, Falih Rıfkı Atay (Sayfa 117)

Çanakkale
"Jurnal dediğimiz şey 'Gemi Seyir Defteri'dir. Gemi seyirde ya da limanda iken, gemiyle alakalı bilgilerin yazıldığı defterdir. Geminin hızı, rotası, geldiği/gideceği liman, vardiya değişimleri, havanın durumu vesaire not edilir bu deftere. Belli bir düzen ve intizam içerisinde tutulur. Kanal, boğaz geçişleri ve sığ sularda, sürekli güncellenir jurnal. Örneğin Kilitbahir bölgesi geçildiğinde ; "saat 15.30 Kilitbahir geçildi" yazılır. İstanbul Boğaz geçişi tamamlandıktan sonra jurnale yine "saat 05.00 İstanbul Boğazı geçildi" yazılır. Bu, dünyadaki tüm boğazlar için böyledir. Çanakkale hariç! Çanakkale Boğazı seyri tamamlandıktan sonra jurnale "saat 21.30 Çanakkale çıkıldı" ya da "saat 21.30 Şehitlik Abidesi yaklaşık 2 milden selamlandı." yazılır. Çünkü Türk gemilerinde çalışan kaptanlar bilir ki; Çanakkale geçilmez."

Not: Kaptanların ifadesine göre resmi bir kural olmasa da gemilerde uygulanan manevi bir kuraldır.

Velhasıl Çanakkale geçilemedi...

erdin süpür, bir alıntı ekledi.
18 Mar 12:17 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

son geri donus
zeytindagi 7 (son)
Anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz istasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
- Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor. Hangi Ahmed'i? Yüz bin Ahmed'in hangisini? Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:
- Bu tarafa gitmişti, diyor. O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı?
Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed'ini görsen, ona da soracaksın:
- Ahmed'imi gördün mü?
Hayır... Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü. Allah'ın Muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü.
Şimdi Anadolu'ya, batıdan, doğudan, sağdan, soldan bütün rüzgârlar bozgun haykırışarak esiyor. Anadolu, demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip çömelmiş, oğlunu arıyor.
Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi, ondan, Anadolu'dan utanır gibi, hepsi İstanbul'a doğru, perdelerini kapamış, gizli ve çabuk geçiyor. Anadolu Ahmed'ini soruyor. Ahmed, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmed, şimdi onun pahasını kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz.
Ahmed'i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek... Fakat biz Ahmed'i kumarda kaybettik!
Silahlar, toplar, altınlar, develer ve erzak, hepsini, hepsini verdik. ( Arap emir ve şeyhlerine. ) Ve bütün seferden bize yine ve yalnız bir Türk çocuğunun isimsiz, nişansız, mezarından başka birşey kalmadı.

Zeytindağı, Falih Rıfkı Atay

Zeytindağı, Falih Rıfkı Atay (Sayfa 125 - iletişim)Zeytindağı, Falih Rıfkı Atay (Sayfa 125 - iletişim)
Fırat APA, bir alıntı ekledi.
12 Mar 03:33 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
- Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor.
Hangi Ahmed'i? Yüz bin Ahmed'in hangisini?
Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun. İstanbul yolunun aksini gösteriyor:
- Bu tarafa gitmişti, diyor.
O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdad'a mı?
Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed'ini görsen, ona da soracaksın:
- Ahmed'imi gördün mü?

Zeytindağı, Falih Rıfkı Atay (Sayfa 117)Zeytindağı, Falih Rıfkı Atay (Sayfa 117)

KESİNLİKLE OKUYUN, ARAŞTIRIN, ÜLKEMİZİN GEÇİRMİŞ OLDUĞU TARİHİ DEĞİŞİMLERİ ÖĞRENELİM)
Yahudi asıllıların (Mason-Sabetayistler) Türkiye'de kurumlar içerisindeki yapılanmaları


(Kaynak hazırlayan; Mehmet Emre Güreli: Sabetaycı Yapılanmaya Karşı Bilinç ve Tercihli Alışveriş İnisiyatifi Başkanı)
Bu yazı, Türkiye'de Sabeytayist (Ilgaz Zorlu) "elit" kesimin yaptıklarına karşı çıkan **bir Sabetayist'tin** çalışmasından alıntılanmıştır... Kendisi şöyle diyor: "İsyanım Sabetayist cemaatimizin adını kötüye çıkaran, Türkiye'yi sömüren muhteris elitistleredir. Türkiye
yahudilerin huzurla yaşadığı bir ülke olmuştur; müslüman halkın 500 yıllık hoşgörüsüne ihanetle onu Orhan Pamuk'un sözlerinde ifadesini bulduğu bir yahudi devleti haline getirmeye kalkmak ihanettir, şeytanlıktır." **********
Şimdi bir önceki konumuzda bahsettiğimiz yahudi asıllı kişilerin yapılanmalarını kurumlar bazında açıklayalım.

ÜNİVERSİTE:
Ülkemizin hemen bütün önemli üniversitelerinin rektörleri yahudi asıllıdır. Bu da başörtüsünün neden siyasal islam'ın simgesi olduğu aldatmacasıyla çarpıtıldığını, rektörlerin neden yeni hükümete böylesine şaşırtıcı bir çıkışta bulunduklarını açıklıyor zannederim.
YÖK Başkanı Kemal Gürüz, İstanbul Üniv. rektörü Kemal Alemdaroğlu ve medyatik yardımcısı Nur Serter, Koç Üniv. rektörü Seha Tiniç, Galatasaray Üniv. rektörü Erdoğan Teziş, Bilgi Üniv rektörü Lale Duruiz ve eski rektör Ilter Turan, Bogaziçi Üniv. rektörü Sabih Tansal ve eski rektör Üstün Ergüder, Işık Üniv. rektörü B. S. Yarman, Marmara Üniv. rektörü Tunç Erem sabetaycı (yahudi asıllı)dır.
Medyada çok görülen ve kanaat önderi olarak sunulan Asaf Savaş Akat ve eşi Nilüfer Göle, Eser Karakaş, Ahmet İnsel, Taner Berksoy, Kenan Mortan gibi hocalar ve medyada ismi çok geçen hukuk profesörlerinin çoğunluğu sabetaycıdır.
**********
ORDU:
28 Şubat'ın mimarı olan ve laiklik ve Atatürkçülük konusunu şaşırtıcı üsluplarda dile getiren Çevik Bir, Doğu Aktulga, Doğu Silahçıoğlu (Sultanbeyli ilçesine dindar çoğunluğa nispet olsun diye izinsiz Atatürk heykeli diktiren paşa) ve Yalçın Işımer (GATA'nın açılışında 'belleyeceğiz' konuşmasını yapan paşa) yahudi asıllıdır. Yalçın Paşa aynı zamanda masondur.
Ülkemizde Atatürkçülük açık ara bir numaralı istismar konusudur. 1930'ların dünyasında Atatürk'ün cumhuriyet yönetimini oturtmak ve reelpolitik gereği yaptığı bazı köşeli uygulamalar gerçek ilkeleriyle sanatlı bir biçimde karıştırılıp retorikle süslenerek 'doğru budur' diye sunuluyor. Her kurumun içinden cemaatimiz mensubu birileri dezislamizasyonu rasyonalize etme, çıkar sağlama ve temayüz etme adına onu daha çok sahiplenir görünüp istismar ederken bazı saf müslüman Türkler de onlardan geri kalırlarsa suçluluk hissedeceklerinden peşimize düşüyorlar.
Ordu, Sabetayist cemaatin dışişleri kadar olmasa da oldukça güçlü olduğu bir kurumdur, çesitli dönemlerde genelkurmay başkanına kadar her düzeyde paşalarımız oldu. Halen de Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman cemaatimiz mensubu. Her seviyede bir çok general ve kurmay subaylarimiz bulunuyor. Terfilerde ve atamalarda cemaat mensupları gözetilir, harp okulları ve sınıf okullarına mutlaka yeterli sayıda öğretmen gönderilmesine dikkat gösterilir. ASAL'da her zaman birileri bulundurulur; eğer aynı yüksek gelir düzeyine sahip aileler arasında bir araştırma yapılsa sabetaycı olanların müslüman Türklere göre çok daha rahat yerlerde askerlik yaptıkları görülecektir.
Bir diğer nokta askerî alımlardır: ordunun alım yaptığı ekipman ve silah tüccarları/aracıların önemli bir bölümü sabetaycı ya da sabetaycı bağlaşığıdır.
Ordu içindeki sabetaycı yapılanmanın gücüne örnek olarak Oyak Şirketi olan Renault MAİS'in son üç genel müdürü Ateş Ünal Erzen, Onur Baytok ve İbrahim Aybar'ın ve Aselsan'ın genel müdürü Necip Kemal Berkman'ın sabetaycı olduğu örneğini verebilirim. Oyak grubu sabetaycıların yoğunlukta olduğu ve terfilerin çoğunlukla cemaat içinden gerçekleştiği bir gruptur.
**********
SİYASET:
Tansu Çiller ve eşi Özer Uçuran, Rahşan Ecevit (her iktidar döneminde ve özellikle 1974'te cemaatin devlet içinde gizlenmesini sağlamış çok önemli bir isimdir), Erdal Inönü'nün eşi Sevinç Inönü (Sohtorik'lerden), DTP'nin başına geçirilen Mehmet Ali Bayar, Ismail Cem (dedelerinden biri hahamdır), Kemal Derviş, Sükrü Sina Gürel, Bülent Tanla, Sefa Sirmen, Hüsamettin Özkan'ın dünürü Erdoğan Alkın, Cem Uzan'ın eşi Alara Koçibey, Altan Öymen, eskilerden Haluk Bayülgen, Barlas Kuntay, Hayrettin Erkmen, Ahmet Isvan yahudi asıllıdır. Ayrıca komünizmin Türkiye'deki ilk öncüsü Mustafa Suphi, 80 öncesi komünist liderlerden Mehmet Ali Aybar ve Behice Boran, günümüzden Ercan Karakaş da sabetaycıdır. Osmanlı imparatorluğunun çöküşüne sebep olmuş İttihat ve Terakki'nin önde gelenleri ve birer mason olan Cavit bey ve Dr. Nazım sabetaycıdır. (Talat ve Cemal paşalar da masondur, masonluk Osmanlı devletinde Mustafa Reşit Paşa'dan sonra üst mevkileri sarmıştır)
********** DIŞİŞLERİ:
Dışişleri cemaatin iş dünyasıyla birlikte en güçlü olduğu alandır. Dışişleri bakanlarımızın ve diplomatlarımızın önemli bir kısmı yahudi asıllıdır. İsmail Cem, Şükrü Sina Gürel, İlter Türkmen, Emre Gönensay, Coşkun Kırca, Onur Öymen, Kaya Toperi, Zeki Kuneralp, Özden Sanberk, Yalım Eralp, Filiz Dinçmen yahudi asıllıdır. Bu diplomatlar emekliliklerinden sonra medya tarafından uzman ve kanaat önderi olarak sunulmaktadır.
********** DİĞER BÜROKRASİ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Merkez Bankası eski başkanı Gazi Erçel, şimdiki Hazine Müsteşarı Faik Öztrak, Cumhurbaşskanlığı sekreteri Tacan İldem yahudi asıllı bürokratlardır. MİT müsteşarı olmanın şartı sabetaycı ya da mason olmaktır. Kendisi de mason olan Şenkal Atasagun'un (babası bir generaldi) selefleri olan Ziya Selışık, Fuat Doğu ve Sönmez Köksal, vs. masondurlar. Hiram Abas da masondu. 12 Eylül yönetimi tarafından kendisine MDP'nin kurdurulduğu orgeneral Turgut Sunalp 80 öncesinin kontrgerila örgütü Ergenekon'un başıdır ve aileden masondur.
********** SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ:
ÇYDD ve ÇEV tamamen sabetaycı insiyatifle kurulmuş sivil toplum örgütleridir. ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Atatürk'ün bir araç olarak kullanılması amacıyla cemaat tarafından kurulmuştur. Üç onur kurucusundan biri Kapancılar kolundan Münci Kapani'dir ki diğer iki onur kurucusundan da en az birinin cemaatten olduğunu sanıyorum, ayrıca derneğin 1. numaralı kurucusu kayıtlarda Hıfzı Veldet Velidedeoğlu olarak geçer ki kendisi sabetaycıdır.
Gazeteciler Cemiyetinin son iki başkanı Nezih Demirkent ve Nail Güreli yahudi asıllıdır. TÜSİAD da yarı yahudi-insiyatifli bir kurumdur. YASED başkanı Faruk Yöneyman da sabetaycıdır. Cemaatin en güçlü ve kamuoyunu yönlendirmede en çok umut bağlanan sivil toplum örgütü TESEV'dir ki 16 yönetim kurulu üyesinden benim tanıdığım şu isimler yahudi asıllıdır:
Özden Sanberk, Yılmaz Argüden, Can Paker, Üstün Ergüder, İlter Turan, İlter Türkmen, v.d. **********
BASIN:
Cumhuriyetin kuruluşundan beri Türkiye'de basın sabetaycı güdümlü olmuştur. Ahmet Emin Yalman, Sedat Simavi, Haldun Simavi, Abdi Ipekçi, Zekeriya Sertel yahudi asıllıdır. Sabah ve ATV'nin sahibi Dinç Bilgin yahudi asıllıdır. Bu grubun hemen bütün önemli isimleri yahudi asıllıdır; Güngör Mengi, Ruhat Mengi, merhum Gülçin Telci, Murat Birsel, Okay Gönensin, Levent Tözemen, İlker Sarier, Sedat Sertoğlu, Ercan Arıklı vs. NTV'nin sahibi Ferit Şahenk (Doğuş grubu) yahudi asıllıdır (NTV bugün cemaatin Can Paker ve TESEV güdümlü programlarla kamuoyunu yönlendirdiği en önemli TV'dir). Dünya gazetesinin kurucusu Nezih Demirkent ve genel yayın yönetmeni Osman Arolat sabetaycıdır. Milliyet, Hürriyet, Radikal, Posta,Kanal D ve CNN-Türk'ün sahibi Doğan grubu ve Akşam, Show TV ve Cumhuriyet'in % 40 hisse sahibi Çukurova grupları da İş Dünyası bölümünde anlattığım gibi cemaat bağlaşığıdır. Vatan gazetesi de...
Hep basındaki sabetaycı yazarlardan bahsedilir ama Zeynep Göğüş ve Mehmet Altan gibi eşleri sabetaycı olan yazarlar unutuluyor. Gazeteler ve televizyonlarda toplumu yönlendirmek için kanaat önderi olarak sunulan kimseler arasında sabetaycılar ağırlıktadır ve iş dünyasının genelinde olduğu gibi sabetaycı birilerini çalıştırmak bir medya kurumunun başarısı için olmazsa olmaz bir parametredir.
**********
İŞ DÜNYASI:
Koç Grubu ve Çukurova Grubunun üzerinde hem büyüklükleri hem de yapılarının ilginçliği sebebiyle özellikle duracağım.
Akkök grubunun sahibi Dinçkök'ler, Şahenk'ler (Doğuş grubunun sahibi olan bu ailenin Ayhan Şahenk Vakfı'nın logosu Davud yıldızının stilize edilmiş halidir), Eczacıbaşı'lar, Koçman'lar, Cem Boyner, Tekfen'in sahiplerinden Feyyaz Berker, Feyyaz Toker, Bezmen'ler, Edin'ler, Özgürkey'ler, Atabek'ler, Dedeman'lar, Merzeci'ler, Kurttepeli'ler, Şahap Kocatopçu, Ömer Çavuşoğlu, Ahmet Kozanoğlu, Ali ?stay, Arman Kırımlı, Alp Yalman, Faruk Süren, Nur Akgerman, Mehmet Üstünkaya, YKM'nin sahibi Tan ailesi, Ibrahim Betil, Akin Öngör, Kahraman Sadıkoğlu, Henkel'in yönetim kurulu başkanı Can Paker, Siemens'in yönetim kurulu başkanı Zafer İncecik, STFA'nın kurucularinin manevi oğlu Eser Tümen (CNN-Türk'te çalışan kızı Esra Tümen Raif Dinçkök'le evlenmek üzere) ve torunları ve daha niceleri...
Gazetelerde çıkan ve Hazine ya da BDDK tarafından doğrulanan Isviçre bankalarında Türklere ait 65 milyar dolar olduğu haberini size biraz açayım:
İşin içinde olduğum için biliyorum ki bu paraların büyük kısmı cemaatimiz mensuplarınındır. Bu topraklarda yapılan ticaretle ele geçen paranın çeşitli yollarla bu toprağın dışına kaçırmanın gidişi de güven ya da ekonomik istikrarsızlığa tepkiden öte, 'Türkiye'li değil Türkiye'de yaşayan bir sabetayist' hissetmekten ileri geliyor. Ekonomi istediği kadar iyiye gitsin, o servet buraya gelmez.
**********
KOÇ Grubu:
Vehbi Koç müslüman Türk'tür. Peki acaba şirketlerinin üst düzey yöneticilerinin çoğunluk yahudi asıllı olmasının (örneğin şimdiki Koç Holding'in CEO'su Bülent Özaydınlı - Orgeral İrfan Özaydınlı'nın oğludur-, Mehmet Ali Berkman, Tuğrul Kutadgobilik, Arçelik'in genel müdürü Nedim Esgin, Hasan Bengü , Mehmet Ali Neyzi, Mehmet Barmanbek yahudi asıllıdır, Tofaş'ın eski CEO'su Jan Nahum ise İshak Alaton gibi 'resmen' yahudidir. Sabetaycı Orhan Pamuk'un babası Gündüz Pamuk da Koç'ta çalışmış ve Aygaz'ın genel müdürlüğünü yapmıştır) tek sebebi yukarıda anlattığım bağlaşık mantığı mıdır?
Şimdi Koç ailesinin yapısına bakalım. Bu örneği sabetaycı ailelerin akrabalık ilişkilerine güzel bir örnek olmasından dolayı biraz geniş tutacağım. Bir başka güzel örnek için İsmail Cem'in ilişkilerini anlatan kitabı okuyabilirsiniz.
Vehbi Koç'un eşi Sadberk hanım, Vehbi bey'in teyzesinin kızıdır. Sadberk hanım'ın baba tarafından kuzeni Hürriyet'i kuran Sedat Simavi'dir. Sedat Simavi, Hürriyet'i kurarken bütün sermayeyi Koç'un ortağı Eli Burla sağlamıştır (Aydın Doğan'ın Milliyet'i Ercüment Karacan'dan almasına aracılık eden de yine Koç olmuştur). Sadberk hanım, Sadullah-Nadire Aktar çiftinin ikinci çocuğudur. Birinci çocukları Adile Hanım, Akfil'in kurucusu İhsan Mermerci'yle evlenmiştir. Oğul Rahmi Koç Çigdem Meserretçioğlu'yla evlenmiş, bu evlilikten Mustafa, Ömer ve Ali Koç doğmuştur. Çigdem Meserretçioğlu yine İzmir'in eski çok zengin ailelerinden sanayici ve armatör Avni Meserretçioğlu ile eşi Suat hanım'ın kızıdır. Çigdem hanım, Rahmi Koç'tan sonra Erol Simavi'nin oğlu Günaydın'ın sahibi Haldun Simavi'yle evlendi. Mustafa Koç, İzmir'in ünlü zenginlerinden İzmir Yün Mensucat'ın sahibi olan Giraud'ların kizi Caroline ile evlendi... Bu böyle gider.
Dolayısıyla Koç ailesinin bugünkü üçüncü neslinde hem anne hem baba tarafından yahudi kanı vardır. Bir yanlış anlamaya sebep olmamak için Rahmi beyin cuma namazlarına giden bir müslüman olduğunu söylemeliyim; bunun takiyye olmadığını düşünüyorum. Oğulları da yahudi inancında olmayabilirler ancak kanbağından ve aile geleneğinden dolayı sabetaycı etkisi ve bağlaşıklığı hayatlarında her zaman önemli bir parametredir. Koç tarafından büyütülen Aydın Doğan da bu bağlaşık mantığını uygulayarak büyümüştür, en önemli tepe yöneticisi İmre Barmanbek de sabetaycıdır.
**********
ÇUKUROVA Grubu:
Karamehmet ailesi müslüman Türk'tür. Ancak eğer benim bildiğim Eliyeşil'lerle aynı aile ise eşinin gelmekte olduğu aile yahudi asıllıdır. Ağabey Samsa Karamehmet'in kızı Show TV'nin genel müdürü Zeynep Karamehmet de bir sabetaycı olan Fırat Gönenç'le evlidir. Çukurova Holding'in yönetim kurulunun aile dışındaki üyeleri üç kişi haricinde sürekli değişir: Osman Berkmen, Sezer Birgili ve Sadi Göcüm. Bu üç kişi de sabetaycıdır.. Grubun çok sayıdaki sabetaycı profesyonelleri arasında Nejat Yalım, Bülent Ergin ve Melih Araz'ı da saymalıyım. Çukurova'nın Turkcell'deki ortakları Murat Vargı ve Kavala ailesi de sabetaycıdır. Turkcell'in eski genel müdürü Cüneyt Türktan, finans müdürü Tokay'lardan Ekrem Tokay ve Digiturk genel müdürü Ertan Özerdem de sabetaycıdır. Çukurova'nın borçlarına karşılık İsviçre'deki paraları borcunu ödemeye yeter de artar bile!..
Karamehmet son 15 yıldır devletle işlerini Güneş Taner aracılığıyla yürütürdü. Turkcell'in değerinin bu kadar artmasına sebep olan GSM ihalesinin iki yıl geciktirilmesinin altında Taner'in imzası vardır. Bilin bakalım Güneş Taner'in kimliği nedir? Bildiniz; sabetaycıdır.
********** CEMİYET HAYATI:
İstanbul sosyetesinin motoru ve trend belirleyicisi sabetaycı zenginlerdir: trendy yerler (Ayşe Kapancı ve Ayla Sevand'ın açtığı yerlerin her zaman tutulması), alışveriş mekanları (Akmerkez'in bu kadar popüler olması), antikacılık (Rafi Portakal ve Tuncay Artam'ın elindedir), emlak geliştirme (Alkent, Edin'lerin Kemer Country'si) vs..
Cemaat, tutmasını istediği işletme için mutlaka gerekli sirkülasyonu sağlar ve çekim merkezi yapar. Cem Boyner'in banka sahibi olmamasına rağmen Advantage Card'ı tutundurmayı başarmasının sebebi budur. (Ilgaz Zorlu cemaatin iyice asimile olduğundan şikayet etmede haksızdır; en azından benim bildiğim son 20 yıl içinde elitist ve zengin zümrede cemaat dayanışması gücünden hiç bir şey yitirmedi. Fakat halka karışan orta düzey cemaat için dediklerini bir parça kabul edebilirim.)
Sabetaycıların tamamı 1924 mübadili değildir; Eczacıbaşı ailesi gibi... Selanik gibi Milas, Tarsus ve İzmir de önemli sabetaycı merkezlerdir. Cemaatin eskiden Nişantaşı-Teşvikiye-Şişli üçgeninde yoğunlaşan yerleşimi son yıllarda Etiler'e ve özellikle Alkent ve çevresine kaymıştır. Bülbülderesi sabetaycıların gömüldüğü tek mezarlık değildir. Feriköy ve Karacaahmet (özellikle 8. ada) de sabetaycıların gömüldüğü yerlerdir.
Sanıyorum derin devlet ya da derin irade denen şeyin ne olduğunu, bazı kimselerin laiklik anlayışının neden rasyonelin ötesine geçtiğini, başörtüsü sorununun gerçek nedenini, Çevik Bir'in 28 Subat çıkışını ve sonrasında neden Sabah gazetesince cumhurbaşkanı adayı olarak lanse edildiğini, genelkurmaydaki Hasan Tahsin Harekat Odasına neden bu adın konduğunu (Hasan Tahsin -Osman Nevres- bir sabetaycıydı ve düşmana ilk kurşunu onun attığı sabetaycı basın tarafından uydurulmuştur ancak bunun gerçekdışılığı sonradan kanıtlanmıştır), eski Dışişleri bakanı Coşkun Kırca'nın açık islam karşıtlığı ve din eğitimi hakkındaki çirkin söylemininin altında yatanları, Can Paker'in neden protestan bir islam talep ettiğini, Mina Urgan'ın kitabında neden Necip Fazıl ve Yahya Kemal'den aşağılamayla sözettiğini, özünde bir sabetaycı hareket olan Yeni Türkiye Partisi'nin kuruluş aşamasında Asaf Savaş Akad ve Bülent Eczacıbaşı'nın neden rol aldığını şimdi anlamışsınızdır.
Müslüman Türk halka buradan bir çağrım olacak. Bu şebekemsi yapı içinde sizin hiç kimsenin elinizden alamayacağı iki özgürlüğünüz bulunuyor; kime oy vereceğiniz ve paranızı nereye harcayacağınız; bunları doğru kullanırsanız ülkenizde bir şeyleri değiştirebilirsiniz. Kurtuluş savaşı sürerken İstanbul'daki müslüman halk alışkanlıkla Türk bakkallardan değil Rum bakkallardan alışveriş ederdi; cebinden çıkan paranın Yunan ordusuna bir biçimde yardım olarak silah almakta verileceğini düşünmeden. Bir yandan şikayet edip bir yandan da bu düzeni yöneten muhteris sabetayistlere itibar ederek ve ürünlerini kullanarak destek olamazsınız. "Hepinizi Sabetaycı Yapılanmaya karşı durmaya, yakın çevrenizi sabetaycılık hakkında bilgilendirmeye ve 'Tercihli Alışveriş?' yapmaya çağırıyorum. Bu çağrı antisemitik değil, antisiyonisttir ve vatandaşlık sorumluluğudur.

http://gercektarihvekultur.blogspot.com/...planmaya-karsyz.html

http://www.islamustundur.com/sabetaizmnedir.html

Hikmet Dokuzuncu, bir alıntı ekledi.
30 Oca 14:50 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"Kanal savunma birlikleri, kanalın 100 mil uzanan cephesi üzerinde olağanüstü basiretle görev yapmaya mecbur idiler. Bu birlikler, bu vazifeyi iyi yerine getirdikleri için haklı bir şöhret kazanmışlardır. Eğer başka askerler olsaydı, bu kadar yorgunluk ve zorluk karşısında manevi güçleri muhakkak bozulacaktı.
Halbuki Türkler, İstanbul'dan gelip burada muharebe ettiler ve Sina Cephesi'ne dönünceye kadar hiçbir gün manevi güçlerini kaybetmediler. Çöllere kaç kere veda edip, kaç kere geri döndüler."
General Maxwell

Ateş ve Güneş, Falih Rıfkı Atay (Sayfa 68 - Pozitif Yayınları)Ateş ve Güneş, Falih Rıfkı Atay (Sayfa 68 - Pozitif Yayınları)

Kanal İstanbul
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/...net-daha-45945yy.htm

"Kanal İstanbul projesinde, bilimsel olarak çevresel risklerinin göz ardı edildiği zaten ortaya çıkan ekolojik tahribat senaryolarından belli oluyor…

TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu sekreteri Cevahir Efe Akçelik, Kanal İstanbul projesi için yapılacak kazının gerektirdiği en az 5 yıllık hafriyat çalışmasının tozlarının havaya karışmasının büyük çaplı hava kirliliği sorunu oluşturacağı uyarısını yapıyor.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye, akademisyenlerin katkılarıyla hazırlanan raporunda, Karadeniz'in kirli sularının Marmara'ya dolacağını; bunun neticesinde ise denizin dibindeki oksijenin azalarak Marmara Denizi'nin, canlılar için yaşanamaz hale geleceğini belirtiyor.

Benzer tehlike Karadeniz için de geçerli. Denizbilimci Prof. Dr. Cemal Saydam, alt akıntı ile gelen Akdeniz'in tuzlu suyunun Karadeniz'deki canlı yaşamını olumsuz etkileyeceği ve ticari balıkçılığın sona ereceği ihtimaline karşı uyarıyor.

Bilim Akademisi Üyesi Yerbilimci Prof. Dr. Naci Görür, kanalın Marmara'ya açılan kısmının fay hattıyla yakın temasta bulunacağını belirtiyor ancak, kanalın depremde görülecek yanal ve düşey hareketlere karşı nasıl tolerans göstereceğinin bilinmediği konusunda da uyarıyor.

Bunlar, uzmanların uyarılarından bazıları. Ancak bu kadarı bile projenin sorgulanması için yeterli değil mi? Ki bunlar bilinen senaryolar…"

Fatma Çelik Yeniçağ Gazetesi

Cansu Y. Altprmk, bir alıntı ekledi.
11 Oca 22:43 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Yarın kendimizi Anadolu köylerinin arasında Kudüs'süz, Şam'sız, Lübnan'sız, Beyrut'suz ve Haleb'siz, öz can ve öz ocak kaygısına boğulmuş, öyle perişan bulacağız.
Kumandanım harap Anadolu topraklarını gördükçe: Keşke vazifem buralarda olsaydı, diyor.
Keşke vazifesi oralarda olsaydı. Keşke o altın sağnağı ve enerji fırtınası, bu durgun, boş ve terkedilmiş vatan parçası üstünden geçseydi.
Eğer kalırsam, diyor; bütün emelim Anadolu'da çalışmaktır.
Eğer kalırsa, eğer bırakılırsa... Anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz. İstasyonda bir kadın durmuş gelene geçene:
Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor.
-Hangi Ahmed'i? Yüz bin Ahmed'in hangisini?
Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun. İstanbul yolunun aksini gösteriyor: Bu tarafa gitmişti, diyor.
O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdad'a mı?
Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, iskorpit yarası mı, tifüs mü yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed'ini görsen, ona da soracaksın: Ahmed'imi gördün mü?
Hayır... Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü. Allah'ın (Hz.) Muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü.

Zeytindağı, Falih Rıfkı Atay (Sayfa 108 - Pozitif Yayınları)Zeytindağı, Falih Rıfkı Atay (Sayfa 108 - Pozitif Yayınları)
Şinka, Masumiyet Müzesi'ni inceledi.
 25 Kas 2017 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · Puan vermedi

Zihnimiz bir çeşit müzedir. Yaşananlar görülenler hatta duyulanlar resme bürünüp sergilenir o müzede. Tek bir obje alır götürür bizi seneler seneler öncesine... Ummadığımız bir anda tüm çıplaklığıyla beliriverir gizlediğimiz anılar, kısa bir tur attırır gülümsememize karışan kırık bir kederle. Boğazına atılan düğümlere arada sırada gözyaşları da eşlik eder tabi. Utanılacak şeylermiş gibi hızlı hareketlerle ellerimize saklanır tuzlu su damlacıkları.

Her yaşımız her tanıdığımız ya da tanıdığımızı sandıklarımız ayrı ayrı odalarda sergilenir. Her odanın anahtarı da basit şeylerdir. Bir kalem, süpriz yumurtadan çıkmış bir oyuncak, kırık bir ayna, yarım kalmış bir resim, artık sadece çizikten ibaret bir yara, bir şarkı... Evet evet en çok da şarkılar uğurlar bizi geçmişe. Bence duygularımız aklımızdan daha sadıktır anılarımıza. Kıyıda köşede kulağımıza ilişen bir şarkı, tarifsiz bir sıkıntıya sokar durduk yere, hüzünlendirir. Oysaki neşeli bir şarkıdır. Düşünürsünüz... Oda oda, kapı kapı dolaşırsınız. Elinizde melodilerden oluşan anahtarınızla. O an bulamaz ama sonra bir anda aklınıza gelir. Şaşırırsınız. Günlerce belki de aylarca gözyaşı döktüğünüz defalarca kabuk bağlayıp tekrar kanayan yaranızdır ve ondan geriye kalan anlardır size hatırlattığı.
Tuhaf gelir şu an hatırlamadığınız biri için yaptıklarınız, çektikleriniz, hissettikleriniz. Hep düşünürüm şu an üzüldüğüm şeye bir sene sonra da üzülecek miyim diye. Cevabım genellikle "Hayır" olur. Bu cevap biraz da olsa teselli verir bana.

Kitabımız da yaşadığı anları iyisiyle kötüsüyle canlandırarak müzede sergileyen Kemal beyin hikayesidir.
Nişanlanmak üzere olan Kemal bey, Füsun'la yaşadığı anları, hayatını adadığı kadını, ona hissettirdiklerini, düşündürdüklerini, günlerinden kalan tortuları en ince ayrıntılarla müzesinde sergiler. Bazı anları tablolara resmettirir, bazılarının büstünü yaptırır, bazılarını ise küçük eşyalarla canlandırır: teki kaybolmuş küpe, şemsiye, bisiklet, sıvası dökülmüş duvar, kapı kolu, gazoz şişesi, ayva rendesi, firkete vs. Her şeye, herkese kendini kapatır Kemal bey ve sadece Füsun'u yaşar... Füsun'a duyduğu saplantılı aşktan kurtulamaz. Tam sekiz yıl boyunca her akşam evli olan Füsun'un ailesine yemeğe gider. Umudunu bazen kaybetsede ısrarla ziyaretini sürdürür. Acılar içinde, onu hatırlatan eşyalarla oynayarak tesselli bulur.

Yetmişli, seksenli yıllarının Türkiyesine de değinilir bu sürede; darbelere, sağ-sol çatışmalarına, ilk güzellik yarışmasına, televizyonun gelmesi ve tek kanal olan TRT'nin İstiklal Marşı ile kapanmasına, zamanı hatırlatmaktan çok tıkırtısı ile evdeki boğucu sessizliği bozan sarkaçlı saatlere, batılılaşmaya çabalarken düşülen komik durumları da anlatır. Yeşilçam sinemalarının konularını, oyuncularını da eleştirir.
Fark ettiğim bir husus ise bu kitabında, okuduğum diğer kitaplarından izler vardı. Mesela nişan gecesi Cevdet bey ve oğulları da masadaydı. ( Cevdet Bey ve Oğulları) Pamuk ailesinden Orhan da oradaydı ve Kemal beyin hikayesini o kitap haline getirir. Şair Ka'nın adı geçiyor. (Kar) Füsun'un evine giderken Alaaddin'in dükkânının önünden geçiyor ve Celal Salik bir gazetede köşe yazarıdır. "gazeteci Celal Salik'in Nişantaşı'nda Alaaddin'in dükkanının hemen önünde kız kardeşiyle birlikte vurularak öldürüldüğü..." 398 (Kara Kitap).

İstanbul'da gerçekten böyle bir müzenin var olması hikaye, kurgu mu yoksa gerçek mi diye epey düşündürdü. Kitapta müze için tek seferlik bir bilet de bulunmaktadır.

Bol Füsun'lu okumalar :)