7/10
·176 syf.··
2025 64. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 02 Kasım 2025 19:04
Dini yapılarla siyaset ve ekonomik çıkarlar arasındaki karmaşık ilişkileri araştırmacı gazeteciliğin titizliğiyle ele alan önemli bir çalışmadır. Kitap, tarikatların yalnızca inanç alanında değil, devlet mekanizması ve ticari yapılar içinde nasıl örgütlendiğini gözler önüne serer. İÇERİK VE TEMALAR Tarikatların örgütlenme biçimleri: Hiyerarşi, biat ve bağlılık ilişkileri. Siyasetle iç içe geçme: Oy potansiyeli, kadrolaşma ve nüfuz alanları. Ekonomik ağlar: Vakıflar, şirketler ve para trafiği. Devlet ve denetimsizlik: Göz yumulmuş ya da bilinçli olarak görmezden gelinmiş yapılar. Mumcu, iddialarını belge, arşiv ve tanıklıklarla destekleyerek ilerler. GÜÇLÜ YANLAR Araştırmacı gazetecilik niteliği: Belgeli, net ve sorgulayıcı. Cesaret: Dokunulması zor alanlara açıkça giriyor. Tarihsel kayıt değeri: Türkiye’nin yakın tarihine ışık tutuyor. ZAYIF YANLAR Güncellik sorunu: Bazı veriler ve örnekler bugünün koşullarına uzak kalıyor. Yoğun bilgi aktarımı: Akıcılık yer yer azalıyor. Analizden çok teşhir: Yorum derinliği bazı bölümlerde sınırlı. NEDEN 7 VERDİM? Çünkü belgesel değeri çok yüksek; ancak güncel okur için bağlam desteği gerektiriyor. Sonuç olarak, Türkiye’de din, güç ve para ilişkisini anlamak için hâlâ önemli bir başvuru kaynağı. Güncelliğini kısmen yitirmiş olsa da, ortaya koyduğu yapıların izleri bugün de sürüyor.
Siyaset
Tarikat - Siyaset - TicaretUğur Mumcu · Tekin Yayınevi · 1988771 okunma
Toplum uslu kız ol derken; kurt olduğunu hatırla diyen kitap
10/10
·538 syf.··
Beğendi
·
2025 24. kitabı
·
233 günde okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2025 22:20
Öhhöm. Yahu lütfen şu kitaba feminist manifesto yaftası yapıştırıp durmayın, bu kitap feminizmden doğmadı, feminizmin bile doğduğu o vahşi ormanın ta kendisi o. Kokusu mis gibi toprak, kan ve ay ışığı; parfüm değil :) Clarissa Pinkola Estés’in Kurtlarla Koşan Kadınlar'ını bitireli birkaç gün oldu, hâlâ içimde bir yerlerde uluyor resmen, durmuyor arada da çizdiğim yerleri paylaşıyorum. Sevdiğim insanlarla da tekrar o bölümleri okuyup tartışıyoruz. Normalde kendine yardım ya da kadın ruhu tadında kitaplara biraz mesafeliyim, aman yine aynı şeyler diye geçiriyorum içimden ama bu kitap çok bambaşka bir yerden beni aldı ve değiştirdi. Öncelikle şunu diyeyim: çok sayfalık bir Jungcu masal analizi kitabı bu. Ama o kadar akıcı ki, sanki ateş başında yaşlı bir kadın sana kendi hayatından, ninelerinden, büyük ninelerinden kalan hikâyeleri anlatıyor. Her masalın (La Loba, Mavi Sakal, Kırmızı Ayakkabılar, Çirkin Ördek, Vasalisa…) altında yatan arketipler o kadar net ve vurucu ki, bu benim hayatım dediğim yerler oldu defalarca. Siz de okuyunca onun aslında korkutucu bir öykü değil de bizi silken aslında oldukça aydınlık gerçekler olduğunu anlayacaksınız... En çarpıcı bilgilerden biri şu: Estés, 20 yıldan fazla süre Kanton’da (yerli halkın arasında) yaşamış ve bu masalların çoğu oralardan derlenmiş sözlü gelenek. Estés kendisi Meksikalı-Kanton kökenli bir Jungcu bir psikanalist ve şamanik geleneklerden de besleniyor. Yani kitap ne saf Batı psikolojisi ne de New Age; tam arada, çok sağlam bir yerde duruyor. Oprah; hayatımı değiştiren, Madonna; her kadının okuması gereken tek kitap demiş bu kitap hakkında. Ben de katılıyorum yürekten. Ayrıca cinsiyet ayrımı yapmadan erkeklerin de okuması gerektiğine inanıyorum. Kitapta Vahşi Kadını mutlu etmenin yollarından birisi Vahşi Adamdır
Mitoloji
Kurtlarla Koşan KadınlarClarissa P. Estes · Ayrıntı Yayınları · 202110,7bin okunma
Reklam
Neymiş be bu Babil!
9/10
·664 syf.··
2025 3. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 15 Ağustos 2025 22:36
Sonunda bu an geldi çattı ve nihayet kitabı bitirdim az önce. Yeni kitaplar okumak istemeseydim bir süre böyle beklerdi muhtemelen ama sıkıcı olduğu için değil asla. Konu ile başlamak istiyorum. İngiltere'de Babil adını verdikleri, kapakta gördüğümüz kule, her türden bölüme ev sahipliği yapan ve birçok insanı bulunduran bir kule. Ancak bu kulede diğerlerinden daha üstün görülen bir grup var. Çevirmenler, diğer adıyla gevezeler. Bu çevirmenler genellikle diğer ülkelerden toplanan ve sömürülen insanlar. Bizim ana karakterlerimiz Kanton, Kalküta, Haiti ve İngiltere'den gelme. Bu kule dilleri keşfedip üzerinde uzmanlaşarak gümüş adını verdikleri alete, aynı anlama gelen farklı dillerdeki kelimeleri yazarak hayatı daha kolay hale getiriyorlar öyle ki İngiltere buna bağımlı hale geliyor ve Robin'in anavatanı olan Çin'e savaş açarak gümüş rezervi elde etmeyi düşünüyorlar. Tek bir kule tüm bunları planlayabiliyor. Tabii her biri kendi benliğini unutmuş bu karakterlerimizin ne yapacaklarına karar vermeleri gerekecek ve tam bu esnada da Hermes Cemiyeti adını verdikleri topluluk, kulenin aslında onları sömürdüklerini yüzlerine vuracak. Bu gerçeği kabul edip etmemek bu 4 gence kalmış. -- Spoiler olabilir belki! Gerçekten etkileyici bir kitaptı. Okurken sürekli bu kitabı ben yazmış olmayı isterdim diye düşünüp durdum açıkçası. Yazardan okuduğum ilk kitaptı son da olmaz. Haşhaş Savaşını çok merak ediyorum. Bu kitabı okumamdaki sebep fantastik oluşundan çok çevirmenlik üzerine oluşundan dolayıydı ki iyi ki de öyle okumuşum. Bölümüm bizzat bu olduğu için ilgimi çekmişti. Kelime oyunları olsun, gümüş işlemedeki kelime eşleşmeleri olsun güzeldi. Sadece bu kitaba fantastik denmesi bence diğer fantastik kitaplara hakaret. Evet gümüş işlemeciliği vs tamam da eee yani. Bu mu fantastik diye
Edebiyat
BabilR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 20241,928 okunma
BABİL OXFORD ÇEVİRMENLER DEVRİMİNİN GİZEMLİ HİKAYESİ
10/10
·664 syf.··
Beğendi
·
2025 18. kitabı
R. F. Kuang'ın "Babil: Oxford Çevirmenler Devriminin Gizemli Tarihi" adlı eseri ile sizlere geldim. Dil, çeviri, sömürgecilik, ırkçılık, direniş ve devrim gibi derin temaları fantastik bir kurguyla harmanlayan, oldukça katmanlı ve düşündürücü bir eseri analiz etmek hiç kolay olmadı. Çünkü müthişti. Roman, 1830'lu yıllarda İngiltere'nin sömürgeciliğin zirvesinde olduğu bir dönemde geçiyor. Çin'de kolera yüzünden yetim kalan Robin Swift, gizemli Profesör Lovell tarafından Londra'ya getirilir. Burada, Latince, Antik Yunanca ve Çince dillerinde yıllarca eğitim alır. Bu eğitim, Oxford Üniversitesi'nin prestijli Kraliyet Çeviri Enstitüsü, yani "Babil" için bir hazırlıktır. Babil, sadece bir çeviri enstitüsü değil, aynı zamanda büyü ve gücün de merkezidir. Kitaptaki fantastik öğe, iki dil arasındaki çeviride kaybolan anlamın gümüş külçeler üzerine işlenerek büyülü bir güce dönüştürülmesi, yani "gümüş-işleme" sanatıdır. Bu gümüş külçeler, İngiliz İmparatorluğu'nun sömürgeleştirme ve güç elde etme çabalarında kritik bir rol oynar. Robin, Babil'e katıldığında, Ramy (Hintli), Victoire (Haitili) ve Letty (İngiliz) ile yakın arkadaşlıklar kurar. Ancak kısa sürede, Babil'in ve İngiliz İmparatorluğu'nun büyü sisteminin sömürgecilik, ırkçılık ve adaletsizlik üzerine inşa edildiğini fark eder. Britanya'nın Çin ile gümüş ve afyon üzerine savaşa girmesiyle birlikte, Robin ve arkadaşları, güçlü kurumların içeriden değiştirilip değiştirilemeyeceği ya da devrimin her zaman şiddet gerektirip gerektirmeyeceği gibi zorlu sorularla yüzleşmek zorunda kalırlar. Romanın en merkezi temalarından biridir. Kuang, dili sadece bir iletişim aracı olarak değil, aynı zamanda bir güç mekanizması olarak ele alır. Çevirinin gücü, gümüş-işleme aracılığıyla somut bir hal alır ve bu da İngiliz İmparatorluğu'nun
BabilR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 20241,928 okunma
7/10
·664 syf.··
2025 27. kitabı
1928 Kanton.Kolera sebebiyle ailesini kaybeden ve hatta neredeyse kendisi de koleradan ölmek üzere olan kahramanımızın, gizemli bir şekilde ortaya çıkıp kendisini sihirli bir gümüş aracılığıyla iyileştiren Profesör Lovell sayesinde hayatı büyük bir dönüşüm geçiriyor.Profesör Lovell onu Londra’ya götürüp, Robin Swift ismini almasını sağlayıp, onu yetiştirip dilini geliştirmesi için özel dersler aldırıyor ki Oxford Üniversitesi’nde gümüş işlemenin sırlarını bilen bir kaç kişiden biri olsun. Üniversite de ise Rami, Victoire ve Letty ile tanışıyor ve hep beraber Babil binasında eğitim almaya başlıyorlar ancak sonrasında Robin bir gece Griffin ve arkadaşlarına yardım edip Hermes Cemiyeti ile yolu kesiştiğinde hayatı ikinci kez büyük bir dönüşüm daha geçiriyor. Sömürgecilik, ırkçılık, devrim, savaş, güç, para, hırs… Güzel başlayan bir kitaptı ama bana kalırsa gereksiz uzatılmış, yazarın en az beğendiğim kitabı olabilir.Konu güzel ama sonrasında nasıl işleneceği bilinememiş gibi, fantastik yönü çok az, karakterlerle çok bir bağ da kuramadım ne yazık ki.Kısacası kötü değildi ama ille de okunmalı denecek bir kitap da değil.Çok iyi işlenerek arşa çıkabilecek bir potansiyel harcanmış gibi hissettim nedense.Sonu ise sönüktü.Başka bahara diyelim.
BabilR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 20241,928 okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2025 13. kitabı
Story is simple. A man lives in prison and dies. How he dies? That's easy. The "who" and the "why" is the complex part. The "human" part. The only part worth knowing. Augustus Hill' in "Oz"u tanımlarken kullandığı cümleler. İnsana dair anlatılan hikayeler en sık ya hapiste ya da sürgünde anlam kazanmaya başlıyor sanırım. O yüzden bu mahkûm hayatı bana bu sözleri hatırlattı. Genelgeçer, yüzeysel ve örtük anlamlı cümleleri hepimiz sürekli ediyoruz zaten, ya da "nasıl"a dair yanıtlar aramak da çoğu zaman genel kanılar yaratıp işimizi kolaylaştırdığı için onu tercih ediyoruz. Halbuki biliyoruz ve görmezden geliyoruz ya da göz ardı ediyoruz ki asıl olan; insana dair olan. O'nun kim olduğu ve neden başına gelenlerin gelmiş olduğu, ama bunlara yanıt arayacak kadar ne vaktimiz var ne de hassasiyetimiz, özverili olduğumuzu düşündüğümüz anlarda bile sadece kendimize dair sağlıklı kalmaların bekçiliğini yapıyoruz. Zamanın getirisi ve gerekliliği diyoruz buna da. O zaman hakkımız da yok diyorum daha iyisini talep etmeye. Çünkü her hak arayışına, her kazanıma sadece "kendi üstünden" yorum getiren bir bilinç kusurlu değilse nedir? Bu taşlama bölümünden sonra Mihayloviç'in kendi sürgün hayatı sırasındaki yaşadıklarından yola çıkarak yazmış olduğu bu kitabın da insana dair yine çok iyi tahlillerde bulunduğuna odak vermeliyim. Mahkûm, idareci ve dışarıdaki özgür insan gözetmeksizin anlatıyor, anlatıyor da anlatıyor. Bu 7 yıllık sürgün hayatını da bir bölümde (artık sonlara doğru) huşuyla ve müsterih bile karşılıyor, hem de geçen onca yılına çok uzun zaman bir kayıp gözüyle baktıktan sonra. Bunun böyle olduğunu da en azından bana yeterince samimi bir şekilde hissettirdi. Empati yapabilen, ötekini ve kendini anlamaya gayret eden, bunun için sancılar çeken, rahatını bozan, bunu göze
İnsan
Ölüler Evinden NotlarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 201518,6bin okunma
Reklam
Reklam