R. F. Kuang'ın "Babil: Oxford Çevirmenler Devriminin Gizemli Tarihi" adlı eseri ile sizlere geldim. Dil, çeviri, sömürgecilik, ırkçılık, direniş ve devrim gibi derin temaları fantastik bir kurguyla harmanlayan, oldukça katmanlı ve düşündürücü bir eseri analiz etmek hiç kolay olmadı. Çünkü müthişti.
Roman, 1830'lu yıllarda İngiltere'nin sömürgeciliğin zirvesinde olduğu bir dönemde geçiyor. Çin'de kolera yüzünden yetim kalan Robin Swift, gizemli Profesör Lovell tarafından Londra'ya getirilir. Burada, Latince, Antik Yunanca ve Çince dillerinde yıllarca eğitim alır. Bu eğitim, Oxford Üniversitesi'nin prestijli Kraliyet Çeviri Enstitüsü, yani "Babil" için bir hazırlıktır.
Babil, sadece bir çeviri enstitüsü değil, aynı zamanda büyü ve gücün de merkezidir. Kitaptaki fantastik öğe, iki dil arasındaki çeviride kaybolan anlamın gümüş külçeler üzerine işlenerek büyülü bir güce dönüştürülmesi, yani "gümüş-işleme" sanatıdır. Bu gümüş külçeler, İngiliz İmparatorluğu'nun sömürgeleştirme ve güç elde etme çabalarında kritik bir rol oynar.
Robin, Babil'e katıldığında, Ramy (Hintli), Victoire (Haitili) ve Letty (İngiliz) ile yakın arkadaşlıklar kurar. Ancak kısa sürede, Babil'in ve İngiliz İmparatorluğu'nun büyü sisteminin sömürgecilik, ırkçılık ve adaletsizlik üzerine inşa edildiğini fark eder. Britanya'nın Çin ile gümüş ve afyon üzerine savaşa girmesiyle birlikte, Robin ve arkadaşları, güçlü kurumların içeriden değiştirilip değiştirilemeyeceği ya da devrimin her zaman şiddet gerektirip gerektirmeyeceği gibi zorlu sorularla yüzleşmek zorunda kalırlar.
Romanın en merkezi temalarından biridir. Kuang, dili sadece bir iletişim aracı olarak değil, aynı zamanda bir güç mekanizması olarak ele alır. Çevirinin gücü, gümüş-işleme aracılığıyla somut bir hal alır ve bu da İngiliz İmparatorluğu'nun