"Kaos dediğimiz şey aslında henüz tanımadığımız düzenlerden
ibaret. Tesadüfler henüz çözümleyemediğimiz düzenlerden ibaret.
Anlamadığımız şeye saçma diyoruz. Okuyamadığımız şeye laf salatası diyoruz.
Özgür irade yok.
Değişkenler yok.
Sadece kaçınılmaz olan var. Sadece bir gelecek var ve seçme şansımız yok.
İşin kötü yanı hiçbir şeyi kontrol edemiyoruz.
İşin iyi yanı ise hata yapma ihtimalimiz yok.
Alışveriş merkezlerinden nefret etmişti. İnsanların katil olduğunu düşünüyordu. Ona bunun pratik olduğunu ve zaman kazandırdığını anlatmayı denediğimde bunun bir saçmalık olduğunu söyledi. Ona kalırsa insanlar her şeyin anlamını yitirmesine neden oluyordu. Alfinler her şeyin bir anlamı olduğuna inanır. En basit şeylerin bile. Sinemaya gitmek sinemaya gitmek anlamına gelmeliydi. Düşünmek, karar vermek ve o şey için hazırlanmak yapacağın şeye anlam katar. Bunu alelade bir hale getirdiğinde anlamlardan uzaklaşırsın. İnsanların rastgele yaşadığını söylüyordu. Buraya geldiğimiz için şu restorana gidip orada yiyoruz. Ama aslında burada yemek istediğini bilmiyorsun çünkü bununla ilgili düşünmedin. Sadece burada diye gittin. Daren bunun tembellik olduğunu ve zihni aptallaştırdığını savundu. Ona kalırsa düşünmüyorduk ve düşünmemek alışkanlık haline gelirdi. Düşünmemek alışkanlık haline geldiğinde irademizi kaybederdik. İrademizi kaybettiğimizde ise yaşama arzumuzdan geriye bir şey kalmazdı.
"Seçebilmek bir ayrıcalıktır," dedi. "Durup düşünmek sihirden daha kıymetlidir. İnsanların neden bu kadar ikilem yaşadığını, karar vermekte neden zorlandıklarını ve sürekli yardıma ihtiyaç duyduklarını daha iyi anlıyorum artık. Korkunç bir kaos akışında yaşıyorlar. Yapması gerekenlere o kadar odaklanmışlar ki nasıl yapacaklarının kendi ellerinde olduğunun farkında değiller. Bir yere varan bir sürü yol vardır ama sırf birisi bir yoldan gitti diye hepsi o yola üşüşüyor. Durup başka bir yol var mı diye düşünmüyorlar. Şehre sığmamalarına şaşmamalı, kim sadece tabela orayı gösteriyor diye tek bir yön olduğuna inanır ki?"