• 108 syf.
    ·2 günde·8/10
    Ece bu kitabı yazdığında yirmi üç yaşındaydı. Küçücük bir yirmi üç. Ben ise onu okurken, ne kadar da büyümediğimi- anladım. Uzaklara dalıp giderken, her zaman kendi kargaşalarımızdan, hüzünlerimizden, hüsranla biten her şey-den ötesini göremeyiz, belki de, uzaklara dalmak öteyi görememenin güzel bir kılıfı olur çıkar. Böyle zamanlarda susarız, susmak; biz uzaklara dalmışken bize kanatlar takar. Artık, hiçbir şey konuşmak istemezken bile birilerinin onayını alma ihtiyacımızın olmadığını, "Bak, susuyorum ama seninle ilgili değil, biliyorsun seninle her şeyimi paylaşmak için can atarım ben." minvalinde açıklamalar yapma bağımlılıklarımızı; -kendi olma hali-ne dönüştürdüğümüzü bilmenin hafifliğini yaşarız. Eh, büyümüşüzdür. Aptalca dertler için zamanımız yoktur, ne de olsa onlar için çok zaman, çok emek vermişizdir, -sahi onlar da kendimizi anlama yolculuğumuzdu. Ve şimdi zamanın tümünün bir kişi olarak- bana kaldığı bu bilinçlenme evresinde, karşımıza çıkan insanlar, "bil bakalım!" kim tarafından seçiliyor? Hani şu isyan ettiklerimiz ama öğretilerini içimizin kadim taşlarına kazıdığımız...
    Ece Temelkuran benim için böyle bir kadın. Eğer onunla arkadaş olsaydık, (haddimi aşarak) ikimiz için de büyük dönüşümler gelişirdi, ama sonunda belki de bir öfke ile ayırabilirdik yollarımızı. Zihinlerin benzerliği dipsiz bir kuyunun içine beraber girmektir çünkü. Dışarıdaki dünyanın yollarından oraya gelmişizdir, ve artık yolların daha nerelere gidebileceği bizim için, ancak, birbirimizin deneyimlerinin iç-içe geçmişliğinde vuku bulur. Böyle uçlarda bir ihtimal yazmak değil niyetim, sadece bendeki yerini anlatmam için abartılı bir anlatıma başvurdum! (?) :)
    Ece bu kitabı yazdığında, 23 yaşındaydı. Ve, -büyük suskunlukları onu, büyük itiraflara sürüklemişti.- Benim halim gibi. İtiraflarımız kendini açık ettiğinde, -komşuların dillerine düşerdik- Ama sonra, şöyle dedi Ece,
    "Akıl hastanesine bile yatırılmadığım için, kimsenin gözucuyla bile bakmayacağı bir safsata olacaktır karalamalarım.
    Madem bu kadar uyduruyorsun, niye gidip akıl hastanesinde tedavi olmuyorsun? Haklı bir soru. Ama en azından soru adar haklı bir yanıtı var. Zamanım olmadı. (...) Yaşamayı yarıda kes, oralara git, birtakım insanları deli olduğuna inandırmaya çalış, inandıramayınca evine dön, dolma yap, dişlerini fırçala ve kitap oku."
    Büyümediğimi-zi söylemiş miydim? Büyümek, diğerlerinin öyküsünü bilmemenin yarattığı bir sanrıdır yalnızca, ciddi duvarlar örer, duyguların devri biter, geri kalan yaşantıda bir enginar- ya da sapien olmanın hiçbir farkı yoktur, öyleyse her gün aynı kapıdan içeri girelim, aynı duyguların içine, çok doğruymuş gibi duran tüm yanlışların içine girelim, ve sevelim onları, hiç yoksa seviyormuş gibi yapalım onları!
    Ne çok öykü var bu dünya üzerinde, bizi birleştiren, bizim "aynı çocuk" olduğumuzu söyleyen. Yara berelerimize bakarak sabaha çıkarsak, bir zaman sonra ne güneşi merak edeceğiz, ne yazmak isteyeceğiz, ne delirmemekten korkmayacağız. Yazdıklarımız tek-düze olacak, birileri beğenmezse bir kenara atacağız, naif gülüşler yerleştireceğiz yaşanmamış bir hayatın üzerine.
    Bizler, büyümedik. Sadece bizden, birbirimizin öykülerine kulaklarımızı tıkayacak askerler olmamız isteniyor.

    Ece, bir yerlerden bir gün bu yazımı görecek olursan, aynı mavi sakal'ın yolundan geçtiğimizi söylememe gerek yok.
    Ve bütün kadınlar,

    artık bana verilen anahtarları yakıyorum, ve bir sözüm var:

    "Dünyanın yaşayan en eski ip cambazıyla tanıştım."
  • Selim olmayan bir selim görmektense hiç görmemek daha iyidir. bana inan. düşün ki gittim ve bir daha aramadım seni bir daha beni görmeyeceğine göre böyle düşünemez misin? senin varlığına rağmen böyle düşünebiliyorsam sana bir sadakatsizlik var işin içinde. beni görmeyecek olduktan sonra var olup olmamanın ne önemi kalır? sadece yaşadığımı bilmen seni nereye götürür. görüyorsun biraz daha gevezelik etmek istiyorum. yeteri kadar yazdığım halde kalemi elimden bırakamıyorum. bunu biraz da tabancayı henüz masanın üstüne yerleştirmemiş olmama borçluyum. dışarı çıkacağım, mektubu postaneye götüreceğim. engel olamamak ne yazık değil mi? bana kalan süreyi bu kadar kesin belirttikten sonra biraz daha anlatabilirim herhalde. seninle biraz daha konuşmamda kötü bir şey yok. sen de bu satırları okurken benimle biraz daha konuşmuş olacaksın. bunu düşünmek güzel. annemi tanımadın, bundan sonra tanımanın da bir yararı yok. sen ve annem bu resmi güzel bulmuyorum kafamda. annemi üzeceğini biliyorum bu olayın. ama dayanır herhalde. beni bencillikle suçlamaya başlayıncaya kadar dayanırsa mesele yok. bu sürenin kısa olmasını temenni ediyorum. bunun dışında insanlarla ilişkimi kestiğim için kimseyi düşünmüyorum. kimse üzülmek zorunda kalmayacak. senin için de son günlerdeki perişan durumumla bir şeyler yaptığımı, seni biraz hazırladığımı sanıyorum. birlikte geçirdiğimiz güzel bir günden sonra kendimi öldürerek yıldırımla vurmuyorum seni. ya da bana öyle geliyor. şimdi şu anda artık ne kadar yaşayacağımı bilmenin rahatlatıcı bir düşünce olduğunu ve kâbuslardan gelecekten korkmadığımı söyleyebilirim. düşün son günlerde ne duruma gelmiştim. artık bu ıstırap daha ne kadar sürecek gibi bir alaturka şarkıya yer yok yaşantımda. yarın sabah kalkınca kimbilir gene ne olacak endişesi yok. bu duruma ben bile zor inanıyorum. gene tatsız bir şeyler olması ihtimali nasıl ortadan kalkar diyorum. birkaç gün önce sevmediğim kimselere birer mektup göndererek onları hayatlarının sonuna kadar üzecek ya da üzeceğini sandığım sözler yazmayı düşündüm. ne yazık ki insan ölmek üzere olduğu anda bile hayal gücünün eksikliğinden olacak yeteri kadar kötülük edemiyor. bizi tutan bu garip engeli şimdi bile anlayamıyorum. son fırsatı da kaçırdığım için biraz mahzunum. belki müthiş bir ümitsizlik anında yapabilirdim bunu. fakat talihin garip cilvesi. gücüm yok. tam bu sırada kuvvetim tükendi. bu adamlara hadlerini bildirmek gerekiyordu. neyse fazla üzülmemeliyim. ölmenin nedeni bu değil. beni odama kapanmış, kendimi duvardan duvara atarken düşünmeni istemiyorum. böyle bir durum yok. beni unutmanı istediğim halde bunu yapmayacaksın. beni güzel bir durumda düşünmeni isterim. onun için beni hiç görme. ne demek istediğimi anlıyorsun herhalde. senin için daima güzel ve bozulmamış bir bütünlük içinde kalmak istiyorum. gereksiz ayrıntıların aklındaki resmi bozmasına razı değilim. kötü hatıralar insanın aklından kelime olarak çıksalar bile görüntü olarak kalırlar. kimsenin fazla üzüleceğini sanmıyorum. yaşarken ilgilendiğim birkaç kişiyle olur ya görüşmek istersin. benden bahsederken ortak anılarınız olamayacağı için sizi bir arada düşünmek bana kötü görünmüyor. aydın kişileri saymıyorum. ankara’da eski bir iki arkadaş vardı. süleyman kargı vasıtasıyla bulabilirsin onları. kargı’dan sana söz etmiştim sanıyorum. yalnız uygun bir fırsat bulup söyleyememiştim. birkaç şarkıdan ibaret uzunca bir yazım var onda. belki bir gün okursun. yolun o şehre düşerse fazla duygulanma. yazılırken de fazla duygulanılmamıştır. yazmanın çekiciliğine kapılıp biraz ileri gittiğim söylenebilir. bir aldatmadır belki de. uzunca bir şakadır. ne yazık bir kopyasını almamışım. belki okunmaya değer bir duruma getirebilirim. ilk yazıldığı gibi öyle düzeltilemeden kaldı. şimdi sorsan başından sonuna kadar anlatamam. süleyman da ilginç adamdır. garip, içine kapalı, biraz kendini beğenmiş. artık görüyorsun yakınlarımı da yarılıyorum. bu kadar imtiyazı çok görmezsin bana herhalde. süleyman’da “sense of humour” kuvvetlidir. gene de benzerliğimiz yoktur. başka türlüydü onunla yaşamak. nerede susulacağını bilirdi. bana benzemezdi. dedim ya ona hayrandım. anladığını belli etmeden anlardı. ne zaman gitsen onu aynı yerde bulursun. görüşmediğin sürede seni nasıl hissettiğini sanmışsan öyle düşünmüştür. inanılmaz bir özelliktir bence bu yönü. seni anlamazsa yadırgama. beni tanıdığı süre içinde senin gibi bir insanla böyle bir yaşantım olabileceğini ona sezdirmemiş, bu yönümü saklamış olabilirim. insanları öyle farklı açılardan değerlendirdim ki hayatım boyunca arkadaşlarımı sana bile övmeye çekiniyorum. burhan’ı da görebilirsin. akıllıdır. bir kusurunu görmedim diyebilirim. bu da yeter bir sebep sıkıcı olması için. turgut vardır biliyorsun. bahsetmiştim. her şeyini anlatamazsın ama zekidir. durumu hemen kavrar. insan onu kendisiyle bir yarışma içinde görmezse ya da bu izlenimi vermezse anlayışlı ve şefkatlidir. sana çok yakınlık gösterir. benim kişiliğimle ilgili bir mesele kalmayacağına göre turgut’u çok sevimli bulacaksın. bu bakımdan durup dinlenmek bilmez bir sevimli olmak konusunda demek istiyorum. evlidir. belki biraz kalıplaşmıştır. belki de bu kalıbın içine bir noktada kimseyi almak istemez. bu husus çok önemli. en uslanmaz insanlar bile yanlışlıkla da olsa bir kere evlenince çevrelerini kendileri gibi görmek istiyorlar. bu yüzden az mı meyhane arkadaşı kaybettik. turgut böyle değildir. sınırlarını bilir. bana sorsan bilmez. bildiğini sanır. bir sürü okumuş yazmış adamdan çok değerlidir. benim için yargıları bana göredir. ona değer verdiğimi uygun bir fırsat bulup söyleyemedim. sen bir yolunu bulup söyle onun için ne düşünmüş olduğumu. kenan nasıl acaba? merak ediyorum. sorsana turgut’a, doğrusu ben aranızda acı bir görüntü olarak kalmak istemem. tatlı bir resim ya da nasıl söylemeli kelime oyunu gibi bir şey olarak kalmak isterim. bazı tekerlemeler vardı aramızda. ne bileyim ne kadar tekrar etsek bıkmadık. hoşumuza giderdi. işte o anlar gibi yaşamak isterim aranızda. turgut’a söyle, o anlar. aramızda yüzlercesi dolaşırdı. “selim selim dediler onu da gördük” gibi sözler icat etsin benim için. tabii ortak yaşantımızı unutmamışsa. bu öyle bir havaydı ki insan içindeyken akıllıdır, dışarı çıkar aptallaşır. sakın bu isteklerimi ciddiye alma. belki bunları yapmak içinden gelmez. yapma, istediğin gibi yaşa. bana ait bir şey, ne bileyim bir kitap, bir resim ya da buna benzer bir eşyaya sahip olmak istersen turgut’a söyle, bizim evden alır. annem onu çok sever. belki de benim odamı görmek istersin. şimdi biliyorum dayanamayacağını söyleyeceksin. sonrası için bir gün olur bir gün özleme gibi bir duyguya kapılabilirsin ölümün acılığı dağılırken. böyle olabilir. o zaman annem evde yokken bir göz atarsın. fazla ümide kapılma. çok sevimsiz bir ondadır. birtakım hayaller saklar. doğmadan ölen çocuklar gibi gizli hayaller. bir bakıma iyi olacak. içimde gerçekleştirme telaşı kalmayacak. sakinleşeceğim. yapmadığım o kadar çok şey var ki… nasıl olsa hepsini gerçekleştiremeyecektim ve yapamamanın acısı zehirleyecekti içimi. insan sonu geldiği zaman iyileşiyor. odamda benimle ilgili yazı bırakmak istemiyorum. bakarsın birtakım insanlar çeşitli nedenlerle orayı burayı karıştırırlar. biliyorsun, birtakım karalamalarım var. hepsini yakmalıydım, yapamadım. sana gönderiyorum. pakettir, geç gelir. bu mektuptan sonra eline geçer. bir kutu içine koydum. hemen açmamanı istiyorum. oldukça karanlık. hemen okursan seni bunaltabilir. bir süre geçsin. mesela beş altı ay kadar sonra istediğini yaparsın. büyük bir kısmını senden gizli yazdım. bilmeni istemedim. ben yaşarken bu yazdıklarımı bilmene dayanamazdım. gene de fazla üzülme. edebiyat hevesi olarak kabul et. gerçek sayma bunları. mustarip bir ruhun çırpınmalarını ifade etmekten çok okuyucuların duygularını kötüye kullanmak isteyen acemi bir yazarın karalamaları dersin. başkalarına göstermek isteyeceğini tahmin etmiyorum. fakat dilediğini yap. bu mektupta bile “şunu yap, bunu yapma” demişsem ona da aldırma. ne diyor yukarıdaki adam? “isteyiniz, verilecektir”. demek ben bir şey istemiyormuş. biri bana parmağını uzatarak “bu kadar gürültü ediyorsun, sızlanıp duruyorsun, doğru söyle, gerçekten istiyor musun?” diye sorsaydı ona ne karşılık verirdim bilemiyorum. hayır biliyorum. derdim ki ona ya da büyük bir olasılıkla derdim ki, görüyorsun türkçe kelimeler de kullanıyorum arada. öztürkçeye dargınlığım kalmadı. tabii kimse bilmiyordu benim dargın olduğumu. geçelim. içimde birbirine karşı savaşan yönlerin birbirine dargın olduğunu söyleyerek geçiştirelim bunu da. son anda mesele çıkarmayalım. evet, istemesini bilene gerçekten verilecektir. verilmektedir. isteyip istemediğini bilmeyenler için de yukarıda sözünü ettiğim adamın işaret parmağı meseleyi halledecektir. en önemli sözü en sonda yazacağımı sanıyorsan aldanıyorsun. hiçbir zaman benden bekleneni vermeyi becerememişimdir. bekleyenleri utandırmışımdır. daha fazla yazamayacağımı hissediyorum. son anda acıklı bir sözle canını sıkmamalıyım.
  • Söylesene hokkabaz sevmenin neresi yanlış? Paramızın olmadığı kısmı patron.

    Karalamalarım
  • Siyah, kenarları yıpranmış, günlük karalamalarım ve çığlıklarımla neredeyse dolmuş durumdaki günlüğüm kırmızı, kalın, lastik bir bant sayesinde bir arada duruyor. Ama hem Anne çantamda, hem de Baba çantamda kağıt, kalem, telefon şarj cihazı, cüzdan, USB flaş bellek ve kitaplarım var. Sürekli düzenli olmam gerek ki hem annemin dünyasına hem de babamınkine ayak uydurabileyim.
    Her hafta.
    Evet, bir gün keçileri kaçıracağım.
  • Biz bir rüyaya daldık... Sen kapıldın ben savruldum. Savruldum ve gerçeklik duvarına çarptım. Hayaller daha tatlı gelir insanlara ama gerçekten kaçış yoktur sevgilim. Bir defa karşılaşırsan seni esir alır.

    Karalamalarım
  • Gece olur herkes uyur.
    Yanılıyorsun patron! Kalbine hesap veremeyecek kadar körleşenler uyur, geri kalan ölür!

    Karalamalarım.
  • Sevgili Max,

    Senden son bir ricam var. Günlüklerim, karalamalarım, defterlerim, taslaklarım velhasıl yazıya ve yazarlığa dair ne varsa benden geriye kalan, okunmadan bir an evvel yakılmasını arzu ediyorum.