... milliyetçiliği yalnız biz bize olmakta, içe kapanmakta sanıyordum. "Ziya Gökalp"in;
Aruz sizin olsun, Hece bizimdir
deyişindeki dar görüş içindeydim. İlk verdiğim "edebiyat" derslerinde talebeme edebiyat yerine "sav erdem" dediğim olmuştu. Bir dilin bütün kelimeleriyle "özdil" olamayacağını biliyor, ama yine de içimin isteğine kapılıyordum. Bunda bir parça da İmparatorluğumuzun yıkılışını, bize kendi öz milletimize ve öz vatanımıza dönüş diye tanıtan ve yalnız Anadolu topraklarına sığınmamızı bir zafer gibi gösteren zihniyetin tesîri vardı. Bu "özdil" gibi acayip bir "öz vatan" anlayışıydı. İyi ama "Edirne" öz vatandı da "Selânik" ve "Üsküp" neden değildi?
Üsküp ki Yıldırım Beyazıd Han diyârıdır
Evlâd-ı fâtihâne onun yâdigârıdır
diyen şair yanlış mı söylüyordu? Üsküp şehrini hiç yoktan vâr edenler biz Türkler, bizim atalarımız değil miydi?
Kars, Ardahan öz vatandı da Kerkük neden değildi?
Menderes devridir, Sovyet yüz bulup,
Bizim boğazlardan üs ister talep.
Hatta Ardahan'ı, Kars'ı, Artvin'i
İsterken çekinmez Moskof haini...
Fakat bu Moskof'a yüz veren kimdir?
Çevreyoluna ilerlerken sesimi hafifçe yumuşatıp:
“Söyle bakalım” dedim, “bu kış başında Kars'a neden gidiyorsun?”
O an otobüsten inip benim arabama bindiğine pişman olmuş gibi, yüzünde kapkara bir bulut belirdi. Dolan gözlerine, titreyen dudaklarına hâkim olmaya çalıştı. Ağlamadı ama onun yerine gökyüzü ağlamış gibi arabanın camına birkaç yağmur damlası yağdı. Yanımızdan yapraklarını dökmüş akasyalar geçiyordu. Yol tabelaları, patlamış lastikler, benzinlikler, reklam panoları, boş karpuz sergileri, fabrikalar... Silecekleri çalıştırıp bütün bu görüntüleri geride bırakmak için camı sildim.
“Üç gün sonra Kars'ta Âşıklar Bayramı var” dedi, “son kez arkadaşlarımı göreyim istedim.”
“Son kez” sözü sanki ağzından son kez çıkıyormuş gibi sesi titredi birden.
“Âşıklar Bayramı?”