• Adile Naşit'i sevgi, saygı ve rahmetle anıyoruz...(1930 - 11 Aralık 1987)

    Tiyatrocu bir aileden gelen Adile Naşit'in babası komedyen Komik-i Şehir Naşit, annesi de Türkiye Ermenisi tiyatro oyuncusu Amelya Hanım'dır. Ağabeyi Selim Naşit ve 1950'de evlendiği eşi Ziya Keskiner de tiyatro sanatçısıdır. Adile Naşit eşi Ziya Keskiner'in Temmuz 1982'deki ölümünden sonra 16 Eylül 1983 tarihinde Cemal İnce ile gizlice evlendi. Sinema dünyasında, Rıfat Ilgaz'ın ünlü eseri Hababam Sınıfı'ndan uyarlanan filmlerdeki müstahdem Hafize Ana rolü ile olduğu kadar, Münir Özkul ile karşılıklı oynadığı filmlerdeki "Anne" rolleriyle de ünlenen Adile Naşit 11 Aralık 1987'de doğduğu şehir olan İstanbul'da 57 yaşındayken bağırsak kanseri sonucu yaşamını yitirmiştir. Cenaze töreni 13 Aralık 1987 tarihinde Şişli Camii'nde düzenlendi. Öğleyin kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığına defnedilmiştir. İstanbul Karacaahmet mezarlığında ilk eşi Ziya Keskiner ve oğlu Ahmet Keskiner (1951-1966) ile birlikte yatmaktadır.

    Oyunlarında ve sinema filmlerindeki anne tiplemesi, kendine has üslûbu ve kahkahası onu Türk Sinemasının unutulmaz isimleri arasına yerleştirmiştir. Adile Naşit canlandırdığı anne karakterleri nedeniyle 1985 yılında Yılın Annesi seçilmiştir.

    Tiyatroya başlayışı
    Babası öldükten sonra okulunu bırakan Adile Naşit 14 yaşında İstanbul Şehir Tiyatroları, Çocuk Tiyatrosu'na girdi. Halide Pişkin'in grubunda "Herşeyden Biraz" oyunu ile İstanbul turnesine çıkan Adile Naşit sonradan Muammer Karaca'nın tiyatrosuna girdi. 1948-1951 arasında komedyen Aziz Basmacı ve Vahi Öz ile birlikte kurdukları toplulukta çalıştı. Sonradan 1954'te döndüğü Muammer Karaca tiyatrosunda 1960'a kadar çalıştı. 1961'de eşi Ziya Keskiner ve ağabeyi Selim Naşit Özcan ile birlikte kurdukları Naşit Tiyatrosu dağıldıktan sonra, 1963'ten 1975'e kadar "Gazanfer Özcan - Gönül Ülkü" tiyatrosunda çalıştı. Tiyatro oyunlarının yanı sıra Hisseli Harikalar Kumpanyası, Neşe-i Muhabbet, Şen Sazın Bülbülleri gibi müzikallerde beğeni topladı.

    Sinema kariyeri
    Sinemaya girişi 1947 yılında Seyfi Havaeri'nin yönettiği Yara filmiyle olmuştur, ancak 1970'lerde filmlerde yoğun olarak rol almaya başlamıştır. 1976'da İşte Hayat adlı filmdeki rolüyle Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. Hababam Sınıfı film serisindeki rolüyle büyük beğeni kazandı. 1978'de Uluslararası Sanat Gösterileri'nin tiyatro ve müzikallerinde rol almaya başladı. Daha çok Ertem Eğilmez ve Kartal Tibet'in çektiği güldürü filmlerinde oynamıştır.

    Masalcı Teyze
    Tek çocuğu Ahmet'i 16 yaşındayken kaybettikten sonra iyice çocuklara yöneldi. Masalcı Teyze;TRT'de 1980 yılında TRT Ankara Televizyonu prodüktörlerinden İlhan Şengün'ün (1946-2003) yapımcısı olduğu Uykudan Önce isimli çocuk programıyla birlikte masalcı teyze diye anılmaya başladı. Masal ve öykü anlattığı bu program tek kanallı televizyon döneminde çocuklar tarafından büyük ilgi görmüştür.
  • 182 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Okuduğum ilk Yaşar Kemal romanıydı ve anladım ki son olmayacak. Bir efsanenin yaşam hikayesini bize öyle sunuyor ki dönemi resmen yaşıyorsunuz. Hayatımda siyah beyaz film izlememiş olan ben bu roman sayesinde Kartal Tibet'in oynadığı 2 saatlik filmi izledim. Bir kitap bunu yaptırabiliyorsa benim nazarımda bir başyapıttır.

    Hikâyenin kahramanı Mehmet Efe aslında eşkıya olmak istememiştir, babası Ahmet Efe'nin gözünün önünde öldürülmesi onda intikam duygusu oluşturmuş ve o intikam için eşkıya olmayı seçmiştir.

    Zamanın halk kahramanı Çakırcalı Mehmet Efe, zenginden alıp fakire dağıtmış, evlenecek kızlara çeyiz, erkeklere düğün yapmış aslında eşkıya değil de efeliğinin namını sürmüştür. Sözün özü elinize geçtiyse bu kitap muhakkak okuyun, sonra okurum denecek bir kitap değil.
  • 182 syf.
    ·8/10
    Kitabı bitirdim, üzerine hızımı alamayıp Çakırcalı Mehmet Efe'yi oynayan Kartal Tibet'in filmini de izledim. Film kitaptan bağımsız işliyor ama Çakırcalı Mehmet filmde daha iyi. Kitapta Çakırcalı Efe'miz haksız yere kimi zaman adam öldürüyor ama yine mert, yine yiğit tabii.

    Yaşar Kemal'in İnce Memed'i ile kıyaslıyorum da İnce Memedi'miz bir başka, zorunlu olmadıkça adam öldürmüyor, zalimi bile öldürürken kendiyle sürekli savaş halinde.

    Osmanlı'nın haklı yönleri var, haksız yönleri var. Çakırcalı'nın haklı yönleri var, haksız yönleri var. İntikamdan doğan eşkıyalığın da para hırsından doğan eşkıyalığın da sonu yağlı kurşun.

    Yerli Robin Hood'umuz Çakırcalı Efe'yi okuyun, Ödemiş manzarası gözünüzün önüne gelecek...
  • Ne Oldu Bize ?

    İnek Şaban mesela…
    Neydi acaba mezhebi ?

    Alevi miydi Belgin Doruk, Sünni miydi Ayhan Işık?

    Kürt kökenli miydi, yoksa Çerkez miydi Sadri Alışık?

    Şakayla karışık sormuyorum bunları…
    Kaçımız biliyordu veya doğrusu hiç merak eden olur muydu, Sami Hazinses'in Ermeni olduğunu?

    Türkan Şoray, Fatma Girik, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, dört yapraklı yonca… İster türbanlı ol, ister çarşaflı, saçlarını örtmedikleri için sevmeyen var mıydı onları?

    Ömercik'e kahrolmayan Musevi, Ayşecik'e gözyaşı dökmeyen Rum var mıydı?

    Hulusi Kentmen gibi dedesi olmasını kim istemezdi ki… Peki, hiç kimse düşündü mü bugüne kadar, Hulusi Kentmen'in umreye gidip gitmediğini?

    Bizans'ı haşat eden Cüneyt Arkın yabancı düşmanı mıydı?
    Hem Karaoğlan, hem Tarkan, yani Kartal Tibet neciydi?

    Kaptan Ediz Hun, subay İzzet Günay, savcı Fikret Hakan, polis Ekrem Bora, şafak bekçisi pilot Göksel Arsoy, Jön Türkler'imiz… Osmanlı aleyhtarı mıydı?

    Mirasını komple Mehmetçik Vakfı'na bırakan Zeki Müren, darbeci miydi?

    Milli duygularımızı doruğa çıkaran efsane film “Bir Millet Uyanıyor”un görüntü yönetmeni Kriton İlyadis, hangi milletin uyanışını anlattı o filmde, Japon milletinin mi?

    Emel Sayın'la Tarık Akan'ın şarkılar söyleyerek el ele dolaşmasına sevinmeyen…

    Bıraktık mezhebi kökeni filan, Adile Naşit'i Münir Özkul'u sevmeyen insan, insan mıdır?

    Siyah beyaz ama, rengarenk değil miydik?

    Gençler, sorun büyüklerinize…
    Şu veya bu ayrımı var mıydı mahallede?

    Elbette farklı farklıydık ama, hepimiz değil miydik?
    Birlikte üzülür birlikte sevinir, birlikte güler birlikte ağlamaz mıydık?

    Lefter'e milli takım kaptanlığını mesela, Niko'ya ay yıldızlı formayı Lozan Antlaşması gereğince mi vermiştik?

    Var mı o günleri özlemle iç çekerek anmayan ?
  • 496 syf.
    ·8 günde
    Türkan Şoray…
    Yeşilçam’ın Sultan’ı…
    Bana göre en iyi kadın oyuncusu…

    Türkan Şoray, sinemayla ilk kez 7 yaşında İtalyanların ünlü yıldızı Silvana Mangano’nun Acı Pirinç filmini seyrederek tanışır. Annesi ile babasının ayrılmasının ardından dönemin ünlü oyuncularından birinin evinde kiracılık yaparlar, Emel Yıldız’ın. Emel Yıldız’ın bir gün Türkan Şoray’ı film setine götürmesi, ertesi gün o güne hiç görmedikleri iki üç kişinin Türkan Şoray’a filmde oynaması için annesine teklif getirmesiyle, sinemada Türkan Şoray efsanesi 1960 yapımı Köyde Bir Kız Sevdim filmiyle doğar. Kısa sürede şöhret basamaklarını tırmanmaya başlayan Türkan Şoray, Yeşilçam’ın en çok izlenen yıldızları arasına girmeyi başarır. Hatta öyle ki –kendisi bu tanımlamadan rahatsız olsa da– Şoray Kanunları adı verilen anlaşma şartlarını dahi kabul ettirir yapımcılara. 60’lı yıllarda kimlerle oynamaz ki? Dönemin en büyük jönleri olan Ayhan Işık, Sadri Alışık, İzzet Günay, Fikret Hakan, Murat Soydan, Ediz Hun, Kartal Tibet, Cüneyt Arkın… Daha sonra 70’li yıllarda bu isimlere ek olarak Tarık Akan, Kadir İnanır…

    60’lı yılların sonlarına doğru oyunculuğunu geliştirmek için bir arayış dönemine girer ve aşk/melodram filmlerinden gerçekçi filmlere geçiş yapmak ister. Bu fırsat Şoray’a, Lütfi Akad’ın 1967 yapımı Ana filmiyle gelir. Ertesi yıl yine Lütfi Akad’ın yönettiği, Safa Önal’ın Sait Faik Abasıyanık’ın öyküsünden esinlenerek senaryosunu yazdığı Vesikalı Yârim filmiyle en iyi oyuncu ödülünü alır. (Üstelik bu ilk ödülü değildir, daha önce 1964 yapımı Acı Hayat filmiyle Altın Portakal’ı kazanmıştır. Vesikalı Yârim ile ikinci kez kazanır. Bu başarısını daha sonra 1987 yılında Hayallerim, Aşkım ve Sen; 1994 yılında ise Bir Aşk Uğruna filmleriyle tekrar eder.) Vesikalı Yârim filminde, Türkan Şoray, Sabiha; İzzet Günay ise Halil karakteriyle yer alır. Yan rolde de Ayfer Feray mükemmel oyunculuğuyla göz kamaştırır.

    70’li yılların başında Ediz Hun ile rol aldığı iki Güllü filmiyle komedi oyunculuğunu da başarabileceğini gösterir Türkan Şoray. Bu arada başına korkunç bir kaza da gelir. Kemal Bilbaşar’ın eserinden uyarlanmış olan Cemo filminin son sahnesinde attan düşerek boynunu zedeleyen Şoray, felç olmaktan son anda kurtulur. İçindeki sinema aşkı sayesinde setlere çabucak dönen ve ilk yönetmenlik denemesini de Kadir İnanır ve Bilal İnci’nin mükemmel performans sergiledikleri Dönüş filmiyle yapan Türkan Şoray, bu filmle seneler sonra Belçika Kadın Yönetmenler Festivali’nde özel ödül alır. (Daha sonra 4 filmde daha yönetmen koltuğuna oturur Şoray. Bunlar: 1973 yapımı Azap, 1976 yapımı Bodrum Hâkimi, 1981 yapımı Yılanı Öldürseler ve 2015 yapımı Uzaklarda Arama filmleridir.)

    70’li yıllar Yeşilçam sinemasının gerilediği dönem olarak da göze çarpar. Seks filmleri furyası ve sansür dönemiyle birçok oyuncu sinemadan çekilmek veya furyaya ayak uydurmak ya da şarkıcı olmak zorunda kalır. Türkan Şoray da bu furyadan ve sansürlerden nasibini alır. 1976 yılında yalnızca 3 film çeker: yönetmenliğimi de yaptığı Bodrum Hâkimi, Deprem ve Devlerin Aşkı. Burada Devlerin Aşkı filmine ayrı bir parantez açmak gerekir. Bu filmde Kadir İnanır karizması ve yakışıklılığıyla, Türkan Şoray ise güzelliğiyle göz doldursa da, kıskanç âşık rolünde Savaş Başar, her ikisini de geride bırakacak bir performans sergiler.

    1977 yılında da 3 film çeker: Baraj, Dila Hanım ve Selvi Boylum Al Yazmalım. Dila Hanım ve Selvi Boylum Al Yazmalım filmleri hakkında da ayrı parantez açmak gerekir. Dila Hanım’da Kara Haydar rolüyle Erol Taş (Kamran Usluer seslendirmesi ile) ile dört dörtlük bir performans sergilerken, Kadir İnanır da Karadağlı Rıza rolüyle göz doldurur. Ve belki de Türk sinemasının en iyi filmi: Selvi Boylum Al Yazmalım. Âşık olduğu erkekle, çocuğuyla beraber kendisine sahip çıkan erkek arasında seçim yapmak zorunda kalan Asya’nın hikâyesi. Usta yazar Cengiz Aytmatov’un kaleminden çıkmış olan öyküyü Atıf Yılmaz-Ali Özgentürk senaryolaştırır ve yine Atıf Yılmaz yönetmenliğinde film çekilir. Hülya Tuğlu, Nurhan Nur ve İhsan Yüce’nin iyi performansları, Tijen Par, Pekcan Koşar ve Kamran Usluer’in mükemmel seslendirmeleri ve Türkan Şoray, Kadir İnanır ve Ahmet Mekin’in harika oyunculukları filme 3 ödül birden getirir. (Ayrıca Taşkent’teki film şenliğinde Türkan Şoray en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanır.)

    70’li yılları geride bırakırken, 80’lerle birlikte Türkiye ihtilal dönemine girer. Türkan Şoray da, liberalleşen Türkiye ile beraber liberalleşmeye başlar. Ancak onun liberalliği, siyasi görüşüyle değil, kendi koyduğu kuralları yıkması ile gerçekleşir. Artık cesur sahnelerde o da vardır. Bu arada evlenir, çocuk sahibi olur ve boşanır. Tek bir şeyden vazgeçmez: Sinema. 80’ler boyunca 14 filmde rol alır.

    Evlere televizyonların girmesi, özel kanalların açılması ve çekilen dizilerin sayısının artmasıyla Türk sineması uzun süren bir duraklama dönemine girer. (Bir Yavuz Turgul filmi olan Eşkıya’ya kadar.) 90’lı yıllarda birkaç sinema filmiyle beraber, ilk defa bir dizide, Tatlı Betüş’te, rol alır. Birkaç dizi denemesinden sonra Türk dizi tarihinin en başarılı dizilerinden biri olan İkinci Bahar’da Şener Şen ile başrolü paylaşır. İkinci Bahar’ı, Haluk Bilginer ile beraber rol aldığı sit-com tarzı Tatlı Hayat takip eder. Ve milenyum çağında Türk sinemasının silkelenişiyle beraber yeniden filmlerde ve televizyon dizilerinde rol almaya devam eder.

    Çocukluğumdan beri çok az filmini seyretmemişimdir Türkan Şoray’ın. 20 yıldan fazla zamandır ne zaman bir Türkan Şoray filmi görsem, daha önce kaç defa izlemiş olursam olayım, sanki ilk defa izliyormuşçasına izlerim. Çünkü bana göre Türkan Şoray, Yeşilçam’ın en büyük starıdır. Türkan Şoray şalvar giyip başına yemeni örtünce köylü kadın, şık elbiseler ve şapkalar giyince şehirli kadın, abartı makyaj ve daha süslü püslü giysiler giyince hayat kadını olur. Karakteri oynamaz, adeta yaşar. Tıpkı Kemal Sunal’ın jilet gibi bir takım elbise giyince karizmatik bir jön edasına bürünmesi, kasket takınca saf köylü havasına girmesi, günlük kıyafetlerle halktan biri olması; Sadri Alışık’ın lacileri çekince salon erkeği ama yırtık şapkasını, gömleğini giyince de gariban bir adam olması gibi. Kanımca, star olmanın, büyük oyuncu olmanın getirdiği en önemli şey budur.

    Kitap hakkında çok fazla bilgi vermeye gerek var mı, bilmiyorum. Detaya girip, heyecan kaçıracak bilgiler vermeden kısaca bahsetmek gerekirse; çocukluğundan başlayarak, setteki ilk yıllarını, zaman içinde nasıl tecrübeli bir oyuncu haline geldiğini sayfa sayfa okuyarak ve Türkan Şoray’ın heyecanını paylaşarak okuyorsunuz. Oyunculuğa çok genç yaşta başladığı için eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmış Şoray. Bunun eksikliğini okuyarak, araştırarak, merak ederek, öğrenerek ve filmlerinde yaşayarak kapatmış. (Muazzam derecek derecede kitap kurdu bir insan olması sevgimi daha da arttırdı.) Kitapta da anılarını fazlasıyla anlatmış. Setteki bazıları üzücü, genellikle komik anılarını da çok güzel betimlemiş. İnsan büyük bir oyuncu olunca, anılarını anlatması bile o sahneleri adeta gözünüzde canlanmasına neden oluyor. Seyircilerine karşı sorumluluklarını bilen, sinemaya saygı duyan, emek veren ve çok seven bir yıldız; aynı zamanda toplum bilincine sahip, sosyal sorumluluk projelerine de katılmayı kendine ve seyircisine bir borç bilen içimizden biri.

    Yeşilçam’ın Sultan’ı… Başka bir ülkede, başka bir isimle dünyaya gelseydin, yine seni oyuncu olarak seyrederdik ve severdik. Fakat tek bir farkla; neden bizim sinemamızda böyle bir oyuncumuz yok diyerek. Bu yüzden, iyi ki Türkiye’de doğmuş, oyuncu olmuş ve bizlerin karşısına çıkmışsın. Çok yaşaman, çok güzel filmler çekmen dileğiyle…
  • Hepsinin kendine has özellikleri vardır. Ediz uyumlu, kibar, efendi; Tarık sempatik, rahat, espritüel; Cüneyt'in kibarlığına, centilmenliğine hayranımdır; Kartal Tibet, güven veren set arkadaşıdır.