Dumlupınar Meydan Muharebesi'ni kazanır bizimkiler. Fatma Teyze, komutanın karşısına gelir, elinde iki tavuk. "Oğlum ben ‘Dumlupınar'ı geri alan komutana bu iki tavuğu vereceğim' diye ahdetmiştim. Sahip olduğum tek şey bu iki tavuk. Kabul etmezsin diye kesip getirdim" der. Hayrullah Fişek Paşa'nın gözleri dolar, teşekkür eder ve alır tavukları. Tavuk deyip geçmeyin, bir çatışmanın sonunda, Kazım Karabekir emir subayına "Oğlum 24 saattir bir şey yemedik galiba" der. Zabit araya taraya zorlukla bir yumurta bulur. Pişirip yedirirler generale. Bir yumurta daha yoktur.
Komutan tavukları pişirtir. Kazım Karabekir'i, Mustafa Kemal'i ve diğer tüm komutanları akşam yemeğine davet eder. Yemek gelince Atatürk sorar:
– Nereden çıktı bu tavuk?
Anlatırlar durumu. Atatürk yine sorar:
– Asker bugün ne yedi?
– Kavurga.
– Alın bu tavukları askere verin, bize kavurga getirin.
Komutanlar hep beraber kavurga yerler.
İşte %8 okuma yazma oranıyla bir devletin, 1923-1948 arası dünyanın en hızlı gelişen iki ekonomisinden birine sahip oluşunun sırrı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Akşam çiftten döndüm, anam dedi ki:
«Asker isteniyormuş, edildi i'lan;
lngiliz denilen o kahpe tilki
Yardım ettiğinden saldırmış Yunanh>
«Tevellüdün gerçi senin on yedi,
Devlet emsaline gelsin demedi;
Arslan yatağına girerse kedi
Kalır mı yurdunda aceb Türk olan?»
«İnönü'nde şehit düşen Memiş'in
Öcünü almaktır gidip ilk işin;
Muhtara sattığın iki çebişin
Parasını alıp yollarda harçlan!»
Anamdan ayrılıp çıktım dışarı,
-Etrafımı aldı birkaç haşarı
Dediler: imamın oğlu Yaşar'ı
Esir etmiş iken öldürmüş düşman!»
Biz bu sözde iken iki sığırtmaç
Gelip dediler ki : «Şurada birkaç
Yaralı asker var, karınları aç
Gitmeğe kalmamış birinde derman.»
Kaldırdık onları köy odasına,
Birinin top gelmiş kaf atasına,
Birinin süngüyle can tahtasına
Açılmış mertliğe dair bir nişan! ..
Yabani tahılların, Mezolitik devşiricilerin ve Neolitik üreticilerin karşısına çıkardıkları bir başka sorun vardı: Taneyi sımsıkı saran sert ve sivri uçlu bir kapçığa sahip olmaları. Bu sorun, evcil arpa türlerinde varlığını bugün de sürdürmektedir. Tanelerin kapçıklan kolay kolay ayrılmaması, ilk tarımcıların karşısında, çözmeleri gereken böyle büyük bir sorundu. Bu sorun da seçici üretimle ve kapçığı taneyi kolayca bırakan rekabetçi türlerin seçilip üretilmesiyle çözülmüş görülür.
Ancak bu kesin çözüme ulaşılana dek başka (göreli) çözümler de denenmiştir. Demetlerin ateşe tutulup başaklarının kavrulmasıyla kapçıkların yanıp taneleri bırakmaları bunlardan biridir. Bu süre içinde taneler de az çok pişmiş olmaktadır. Bu uygulama, kapçığı kolaylıkla ayrılabilen (evcil) türlerden sonra bile (azalarak) sürmüştür. Anlaşılan, aynı tadı almak için başakların kavrulması, günümüze “kavurga” çerezini kalıt (miras) bırakmıştır.
Demiryolunu takip ederek yürüyorduk. İki gün iki gece çölün sıcağında yürüdük. Ne suyumuz, ne de yiyeceğimiz kalmıştı. Umutsuz bir durumda iken demiryolu hattında terkedilmiş bir vagon gördük. Buğday yüklü olmalıydı. Mühürlü ve kilitli idi. Altındaki deliklerden birini genişleterek mendillerimizi doldurduk. Bir kısmını yaktığımız ateşte kavurarak ceplerimize koyduk. Kavurga yiye yiye ağzımız yara oldu. Susuzluk çok korkunçtu. Bir yerde yosunlu, kurbağalı bir su birikintisinden su ihtiyacımızı giderdik. Çok meşakkatli bir yolculuktan sonra, sanıyorum beş altı gün sonra Şam’a vasıl olduk.