“Bir duyguya kapılıp onun kölesi olmaktansa, o duygudan uzak durmak daha iyidir. Zaten hiçbir şey sonsuza dek sürmeyeceği için, bir zamanlar iyi olan her şey sonunda acı verir.”
Düşüncelerini toparlayıp bir sıraya sokmakta zorlanıyor. Kafasında her şeyi netleştirmek için acıdan kurtulmaya, biraz yalnız kalmaya ihtiyacı var. Ellerini ovuşturuyor.
**Bunu neden yaptım? diyen kendi sesini ya da başka birinin sesini duyuyor.
** "Bunu" derken neyi kast ettiğini bilemiyor.
İnsan _birey, bunca yıldır birşeyler yaşadığını ama bunların tamamen dışında kaldığını tramvatik bir şekilde hisseder. Tüm varlığını büyüleyen bu hakikat artık kaçıp gitmiştir. Bu ancak dışsal bir gücün etkisi altında olabilir. Belki bir guru ya da geçici bir dayanıksızlık, bir kaza bir hastalık, pek genç olna durumu. Kendisi de bu ' kaygilandırıcı tuhaflık ' karşısında kalır, bir başkası olabileceği ya da en azından geçmişte bir başkası olduğu izlenimi içindedir. Hem korkunç hem vaatkar. Çünkü bu kez artık emindir. Artık açık seçik görüyor. Nihayet zihni berraklaşmıştır. Bir daha aynısını yapmaz. Artık bir başkası olacaktır, daha doğrusu kendisi.
Öz-optimizasyona dayalı bir toplumda -"Eğer yeterince iyi organize olursan, daha fazlasını başarırsın!" ya da "Doğru zihniyete sahip olursan, her şey çok kolay olur!"- bir tür yapılabilirlik çılgınlığı ortaya çıkar. İnsanlar, yeterli optimizasyon ve çabayla her şeyi başarabileceklerine -ve başarmaları gerektigine- inanır.
Elbette bu doğru değil.
Teknolojik ilerlemeler hayatı kolaylaştırmayı amaçlasa da, daha fazla iş ve görev üretiyor.
Çünkü her teknolojik kolaylık, kaçınılmaz olarak büyüme oranlarına yol açıyor; bu da ayakta kalabilmek için her zaman daha fazla ve daha hızlı yapmamızı talep ediyor.