8/10
·283 syf.··
2020 253. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2020 00:00
Sabit Kalem’le bu ay ki durağımız, Modern Rus edebiyatının kurucu ismi Aleksandr Puşkin ve Yevgeniy Onegin idi. Yazar, 1823-1830 yıllarında, sürgün günlerinde kaleme almış ve ortaya “şiir-roman” denen bir türün çıkmasına önayak olmuş. Sanki “şiirsel roman” ifadesi daha güzel olurdu; sanırım pek çok okurun dilini sevdiği esere “şiirsel bir roman” ifadesi, kavramın yerini sarsmış olabilir. Son bilgimiz de, En iyi Rus bestecilerinden Çaykovski, operaya da uyarladı ve eserin ününe ün katmış olduğu. Yevgeniy Onegin, kısaca; Moskova ve Petersburg’un balolarından, görkemli yaşamından sıkılan Yevgeniy Onegin’in, taşra hayatını görmek için gittiği köyde, toprak sahiplerinden birinin kızı Tatyana ile tanışmasını konu alıyor ve dönemin Rus toplumsal yapısının manzarasını sizin için tuvale aktarıyor. Hepimizin hayatında Yevgeniy gibi narsistlik kişilikler, karakter hepimizin tanıdıklarından. Taşra yaşamının gene zengin ve sosyete kesimince “hayal edilen yaşam” minvalinde gösterilmesi, ta o zamandan varmış bu düzenbaz istercilik dedirtti bana... Puşkin, “bir roman değil, şiir-roman yazıyorum; cehennemi bir fark aralarında!” diyerek yazmaya başlıyor. Şiir roman, dört karakterin etrafında şekilleniyor ve Puşkin’in arada kurguyu bölüp Rus toplumunu, sanatçısını ve politikasını eleştirdiği kısımları epey sevdim. Kurgunun en can alıcı ve yakıcı kısmı, bana göre Tatyana’nın mektubu idi. Sırttaki sepete, yavaş yavaş dolan taşlar gibiydi... Okuduğum Sabri Gürses söyleşisi, bir yanlışı da düzeltmemize yardımdı oluyor: “Rus edebiyatı (yanlışlıkla Dostoyevski'ye atfedilen ama aslında Fransız eleştirmen de Vogue tarafından söylenmiş olan sözdeki gibi) bir paltodan falan değil, Rus edebiyatının ilk romanı olan Yevgeni Onegin’den çıkmıştır.” Sabit Kalem’de bir kesim YKY Kazım Taşkent
Yevgeniy OneginAleksandr Puşkin · Ayrıntı Yayınları · 20161,130 okunma
10/10
·175 syf.··
Beğendi
·
2026 61. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2026 14:09
Akif'in İstanbul'a, tercümesini Mısır'da müderrislik yapan Yozgatlı İhsan Efendi'ye bırakıp geldiğine daha önce işaret etmiştik. Türkiye'ye döndüğünde, Atatürk, Hakkı Tarık Us aracılığıyla Akif'ten mealini teslim etmesini rica eder, fakat bir netice alınamaz. Bunun üzerine Hakkı Tarık, Akif'in yanında büyümüş olan -vefat eden arkadaşının kızı- Süheyla Hanım'la eşi Hayrettin Karan'ı kendisini ikna etmek üzere Akif'e gönderir; onlar da yeterince dil döktükten sonra, Mustafa Kemal Atatürk'ün tercümeyi teslim etmesi karşılığında 10.000 liralık bir ödemede bulunacağını söylerler; fakat yine bir netice alınamaz.(Mezkur yazılara bu kitapta yer verilmiştir) Akif 27 Aralık 1936'da rahmet-i Rahman'a kavuşunca, bu sefer aracılar Mısır'ın yolunu tutarlar. Eşref Edib Mısır'a gidip sabahlara kadar dil döktüğü halde İhsan Efendi'yi ikna etmeyi başaramaz. Damadı Ömer Rıza Doğrul, bu sefer mirasçılar adına gider, onu yasal yollara başvurmakla tehdit eder, fakat o da bir netice alamaz. Bu arada Kazım Taşkent'in "Ne kadar para istiyorsa ver, çeviriyi al" diyerek gönderdiği kişi de eli boş dönmüştür. Keza, Türkiye'nin Mısır sefiri, İhsan Efendi'yi defalarca sıkıştırır, ama nafile, bu sıkıştırmaların da hiçbir yararı olmaz. II. Dünya Savaşı sıralarında Hasanali Yücel de Mısır'da İhsan Efendi'yle görüşür, tercümeyi ister, lakin netice yine değişmez. Kısacası, bu teşebbüslerin hiçbiri muvaffakiyetle neticelenmez. Zaman zaman matbuatta tercümenin yakılmış olduğu istikametinde yazılar ve hatıralar boy gösterip -bu konudaki en kesin (!) delil, Akif'in vasiyetidir- bu kanaat efkar-ı umûmiyede yerleşmeye başlarsa da tercümenin bir yerlerde saklanmış olabileceği ihtimalini ciddiye alanlar hiç de eksik olmaz. Haklı olan kesim hangisiydi? Azınlıkta kalanlar haklıydılar; zira İhsan Efendi, vefat
Hayata Dair
Akif'e DairDücane Cündioğlu · Kapı Yayınları · 2022289 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Edebiyatın doruklarında bir gezinti, düşmek serbest.
10/10
·656 syf.··
Beğendi
·
2025 89. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 28 Eylül 2025 19:54
James Joyce'un 1922 yılında yayımlanan şaheseri Ulysses'i bitirmiş bulunmaktayım. Daha önce Nevzat Erkmen çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları Kazım Taşkent serisinden okumuştum ancak pek verimli bir okuma olmamıştı. Ulysses Sözlüğü kitabı dahi kitabı anlamama yardımcı olmamış, aksine çıkışı olmayan bir labirentte kitabı anlamaya çabalayarak bitirmiştim. Biraz araştırma yapınca Nevzat Bey'in kitaba yıllarını harcayıp kitapta yer alan tüm şifreli metinleri deşifre etme çabasına girdiği için zaten zor okunan bir eseri daha da zorlaştırdığını fark etmiştim. Fuat Sevimay çevirisi gayet anlaşılır düzeydeydi bence. Neyse, kitabı bölümler halinde inceleyip karakterleri irdelemek istiyorum. Şimdiden keyifli okumalar. 1. Bölüm: Kitaba Giriş Bu roman 20. yüzyıl edebiyatının temel taşlarından biri olmanın ötesinde, roman sanatının sınırlarını yeniden tanımlayan devrimci bir eser olma özelliği taşıyor bana göre. Modernist hareketin de zirvesi olarak kabul edilen roman, Dublin'de geçen tek bir günü, 16 Haziran 1904'ü, üç ana karakterin zihinlerinin en derin ve karmaşık labirentlerinde gezinerek epik bir boyuta taşıyor. Biz okuyucuları geleneksel anlatının konforlu sularından alıp dilin, bilincin ve insanlık durumunun çalkantılı denizlerine bırakan Ulysses, zorlu olduğu kadar ödüllendirici de bir edebi deneyim sunuyor. Romanın yapısal iskeletini Homeros'un Odysseia destanı oluşturuyor. Ancak Joyce, Antik Yunan'ın mitolojik kahramanları ve tanrısal maceraları yerine, Dublin sokaklarında dolaşan sıradan insanları koymuş. Bu modern destanın merkezinde, Yahudi bir reklam pazarlamacısı olan Leopold Bloom (Odysseus), genç ve idealist sanatçı Stephen Dedalus (Telemakhos) ve Bloom’un karısı, şehvetli ve yaşam dolu Molly Bloom (Penelope) yer alıyor. Joyce, bu üç karakterin bir gün boyunca yaşadıklarını,
Edebiyat
UlyssesJames Joyce · Kafka Kitap · 20191,462 okunma
Puan vermedi·304 syf.·
2025 685. kitabı
Mektup yazmayı,yada okumayı severmisiniz,ben çok severim,hele ki böyle tarihe ışık tutuyorsa duru temiz bir dille kaleme alınmış ve okura aktarılan her türlü okumayı ilgiyle okurum. Çocukluğum, öğrenim yıllarım, çalışma hayatım, iş içinde kazandığım bilgiler, insanlarla ilişkilerim ve yaşlandıkça öğrendiklerim bu bölümde veriliyor. Böylece, okuyucu ile tanışmış oluyorum. Ondan sonraki bölümlerde artık sadece düşünceler vardır ve benim bütün hayatı kapsayan bilgilerim, deneylerim, doğru bildiklerim ve yanlış diye altını çizmek istediklerim, bu bölümlerde anlatılmaktadır. Kitabın ikinci ve üçüncü bölümlerinde; yaşarken, çalışırken, toplumun içinde ya da yakın çevremde tanıdığım insanı anlatıyorum. Bence insan, bugüne kadar üzerine gereğince eğilinmemiş bir büyük ilim konusudur.. Bizim benimsediğimiz hayatı yapan insan'dır ve bizim insan'ı tanıma konusundaki bilgilerimiz pek sağlam temelli değildir. İnsan ilişkilerinde somut değil soyut kurallara bağlı bir tutumumuz vardır ve son derece kaygan bir değerler zemini üzerinde düşüp de yaralanmayanımız yok gibidir . Ben insanlara hep sevgi ile ama bilimsel bir gözlemciliği elden bırakmayarak yaklaştım. Kendi insanımızı hayatın her hali içinde, düşünce duygu ve davranışları ile izledim. Bu arada varabildiğim sonuçları bütün insan ilişkilerinde denedim, doğru ya da yanlışlıklarını saptamağa çalıştım.. .Yaşadığım Günler, hâtırat türünde bir kitap olsa da, yazarın kayıt altına aldığı notlar, ilgili dönemlerdeki (1940-1979) Türk siyasî hayatını da resmediyor. Yazarın, bireysel anıları ile beraber, kalkınmaya çalışan genç Cumhuriyet'te yaşanan gelişmeleri aktarması notların önemini artırıyor. Yaşadığım Günler
Mektup Anı günlük edebiyat
Yaşadığım GünlerKazım Taşkent · Yapı Kredi Yayınları · 200859 okunma
Puan vermedi·188 syf.··
2025 9. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2025 10:30
Merhaba sevgili okur arkadaşlarım, Mini bir tanıtım ve alıntı postu ile geldim. CELAL ŞENGÖR--- CEHALETTEN KURTULMA SANATI/Kim Kimdir? Öncelikle çok kısa sürede bitirilebilir bir kitap olduğunu belirteyim çünkü çok kolay okunan ve sıkmayan bir çalışma olmuş. Aslında Cehaletten Kurtulma Sanatı iki kitaptan oluşuyor. İnternetten de bakındım farklı ek bir kitaba rastlamadım. Biri "Kim Kimdir?" yani bu postta içeriğini öğreneceğiniz biri de "Ne Nedir?" kitabı. Bunun da tanıtımı ileride muhakkak yapılacak. Adından da anlaşılacağı üzere seçilmiş bazı isimlerin tanıtımını yapıyor biz okurlara sayın Şengör. Fakat bu isimlerin biyografilerinden küçük kesitleri anlatırken asıl dikkat çekmek istediği şey şudur: Tarihte iz bırakmış veya gençler tarafından bilinmesi gereken bu isimlerin fikirlerini hayata geçirirken hangi yöntemleri kullandığı, sorunlarla nasıl başa çıktıkları, fikirlerini nasıl oluşturdukları üzerine bir pencere açmak. Kitap 186 sayfadan oluşmakta ve aşağıdaki isimleri anlatmaktadır: *M.KEMAL ATATÜRK *FATİH SULTAN MEHMET *İSMET İNÖNÜ *İLBER ORTAYLI *SABİHA GÖKÇEN *FATİH ALTAYLI *KÂZIM TAŞKENT. *EDUARD SUES *FUAT KÖPRÜLÜ. *CHARLES DARWIN *HASAN ALİ YÜCEL *ISAAC NEWTON *CENGİZ HAN. *NIKOLA TESLA *TİMUR *CARL SAGAN *HANNA REITSCH. *İBN SİNÂ *ÖMER HAYYAM *KÂTİP ÇELEBİ *EVLİYA ÇELEBİ *Bence lisede okuyan gençlere de rahatlıkla tavsiye edilebilir bir kitap. Okuyacak olana şimdiden keyifli okumalar dilerim
Cehaletten Kurtulma SanatıCelâl Şengör · Masa Kitap · 2024782 okunma
Puan vermedi·639 syf.··
2025 32. kitabı
Canterbury Hikâyeleri, ilk bakışta bir yolculuk anlatısı gibi görünse de aslında insan doğasına, toplumsal yapıya ve dönemin kurumlarına dair çok katmanlı bir eleştiri sunuyor. Şövalyeden keşişe, dul kadından değirmenciye kadar her karakter, Chaucer’ın ince gözlem yeteneğiyle ve yer yer hicivle şekillendirilmiş. Herkesin bir hikâyesi var ve bu hikâyeler, bir bütün olarak 14. yüzyıl İngiltere’sinin sosyal panoramasını veriyor. Ancak işte tam da bu anlatım gücü, okuduğum çeviri nedeniyle bana ulaşmakta zorlandı. YKY’nin Kazım Taşkent baskısındaki çeviri dili maalesef metnin özündeki dinamizmi ve samimiyeti aktaramıyor. Chaucer’ın halk diliyle kurduğu mizahi ve doğal anlatım, çeviride yapay bir Osmanlıca ile gölgelenmiş. Karakterlerin özgün sesleri tek tipleşmiş, aralarındaki fark silinmiş gibi. Hikâyelerin akışı yer yer durağanlaşmış, ironinin keskinliği törpülenmiş. Bu durum, kitabın en güçlü yönü olan “insanı insan yapan zaafları ve çeşitliliği” hissetmemi zorlaştırdı. Tüm bu teknik sıkıntılara rağmen, Canterbury Hikâyeleri edebi olarak hâlâ değerli bir eser. İnsan ilişkilerinin karmaşıklığı, ahlak anlayışının göreceliği ve toplumsal rollere dair o ince mizah, eseri hâlâ güncel ve düşündürücü kılıyor. Ancak doğru çeviriyle okunduğunda çok daha etkileyici olacağına inanıyorum. Belki ileride, daha çağdaş bir dille yeniden çevrilmiş bir edisyonla karşılaşabiliriz. Not: Canterbury Hikayelerinde “Griselda” adlı hikaye “Decameron” adlı kitapta da vardı. Araştırma yaptığımda bu hikaye Boccaccio → Petrarch → Chaucer şeklinde yayılmış olduğunu öğrendim.
Canterbury HikayeleriGeoffrey Chaucer · Yapı Kredi Yayınları · 2018585 okunma