Kendini Gerçekleştiren Kehanet
Ben iyi bir kâhindim. Yazgımı korkumla besleyerek, korktuğum başına gelene dek aynı hikayeyi baştan yazmayı, asıl yaramı görüp elimden tutamayacağı bariz insanlar seçip malum sonu garantiye almayı hep becerdim.
Sayfa 119 - Anlamak değişmeme yaramadı.
Alıntı
Kehanet, karanlık bir su gibi, hep oradadır.
Sayfa 16·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Işık ne kadar parlak olursa, gölge de o kadar karanlık olur.
İronik olan şu ki insan hiçbir işe tam olarak yetişemediği fikrine sahipken uğraştığı herhangi bir işi, nihayetinde tatmin olacağı ve kaygısını yatıştıracağı bir şekilde tamamlayamıyor. Kendini gerçekleştiren bir kehânet kılığına bürünen bu yetişmeme duygusu o kadar günlük yaşayışa ait, değişmez bir gerçeklikmiş gibi algılanıyor ki aslında duyduğumuz kaygıların temelinde ölümlülük bilincinden uzaklaşıyor olduğumuzu da hatırlayamaz duruma geliyoruz. Zira hız çağı, ruh sağlığının en etkili baş etme becerisi olan tefekkürün baş düşmanı.
Sayfa 33·Kitabı okudu
–Dedikleriniz nasıl oluyor da aynen çıkıyor? Necip Fazıl: Dört esaslı ve büyük ehemmiyeti hâiz hâdise üzerinde, dediklerimin aynen çıkışını şöylece hulâsa edebilirim: 1) 1939 Eylülüne kadar tek başıma harp olacak diye iddia eden muharrir bendim. 1939 Şubatından başlayarak, dışarıdan gelen tamamen maküs cereyanlara rağmen, emsalsiz bir dünya kıyametine gidileceğini söylüyordum. 1939 Ağustos sonunda Rus-Alman paktı olunca bunu, bazı başmuharrirler tam bir sulh müeyyidesi diye gösterirlerken, ben, harbin “birkaç gün” meselesi olduğunu yazdım...Üç gün sonra da harp patladı. 2) Britanya adasının, Fransanın sükutundan sonra istilâ edilemeyeceği ve bu yüzden Almanların istilaya teşebbüs etmiyeceği yolundaki iddiam... Aynı başmuharrirler istilâyı bir arife günü halinde gösterdiler. Ben, iddiam çıkmazsa, kalemimi kırar ve bileklerimi keserim dedim. 3) Harbin mutlaka Balkanlara geleceği, Balkanlar caddesinden geçmeyince, harbin “çıkmaz sokakta” olacağını iddia edişim... 4) Sovyet-Alman harbi başlamadan üç dört gün evvel, Almanların şark istikâmetine teveccüh edeceği ve bunun ancak İngilizlerle gizli bir uyuşma neticesinde olacağı hususundaki teşhisim... Bunun da, şimdilik ilk kısmı, tahakkuk etmiştir. Öbür kısmını zaman gösterecektir. –Çıkmıyan iddianız olmadı mı? Necip Fazıl: Evet, o da oldu. Meselâ bir hususta tamamen mahcup olmuşumdur. Fransa’nın o kadar çabuk yıkılacağını tahmin etmemiş, o yolda iddia yürütmüştüm. Fakat bu iddiamın çıkmayışından memnunum. Çünkü her dediği çıkan adam olmak istemem. Çünkü aklın hakkı yanılmaktır. Fransa mevzuunda yanılmak da, akla yakışan bir hâldir. Bu yanılmak, bu bakımdan beni teselli etmiştir. –Pekâla Üstad, bu iş nasıl oluyor? Bildiğimize göre insanların gâipten haber vermelerine hakkı ve imkanı yoktur? Necip Fazıl: Evet; bence de öyle...
Hiçbir şey olmamıştı, artık biışey olacağı da yoktu, bunun için kehanet bile gerekmiyordu. Henüz otuz yaşı­na bile gelmemiş olmasına karşın, şimdiden ‘benim zama­nımdan’ söz ediyordu. Şimdiye dek hiçbir şey ‘kabullen-memişti,’ oysa yoksunlaşan yaşam koşullarıyla aklını ba­şına toplaması gerekiyordu. Birşey anlamadan da olsa, ak­lını başına topladı.