Düşüncesine dahi katlanamayıp başına gelirse öleceğini sandığı her şeye alışıyor insan.
At koşturdukları için de olabilir..
Ufuklar alabildiğine yemyeşil diye zaten Rusya demek biraz da orman demektir. Orman, Rus'un asıl vatanıdır. Steplere yayılmadan evvel, Ruslar ormanlarda yaşıyorlardı. Her Rus'un şuurunun altında ormanın mistik korkusu ve kutsallığı vardır. Türkler nasıl yaylaların mahsulüyse, Türklerin tarihi nasıl Sarı Deniz'den Akdeniz'e kadar uzanan yaylalar K mihverine bağlı med ve cezirlerin, iniş çıkışların tarihi ise, Rus milletinin tarihi de ormanlardan taşmanın ve ormanlara sığınmanın hikâyesinden ibarettir. Biz Türkler ormanı pek tanımayız. Hatta pek sevmeyiz de. Bu, bizim atlarımızı orman olan yerde sere serpe yayamadığımız, sürülerimizi sere serpe dolaştıramadığımız için midir, bilinmez. Ama Ruslarda yaylayı ve bozkırları anlamazlar. Onların efsanelerinde bozkır tanrıları, yayla masallarını yoktur.
Sayfa 328·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Ne o serçe, ormanı birkaç damla suyla mı söndüreceksin?" "Benim elimden gelen bu!"
Sayfa 31·Kitabı okudu
KİTABIN ÖZETİ
Partların oku hakikatte İskitlerin ve Hunların okudur (Grousset, 2020, s. 5). Yani bunlar Türk yayı kullanıyorlar. Göçebe Türkler Çin’in iç işlerinde işlerinden haberdar. Taht kavgasında birine destek verince Çin’e yakın yere yerleşiyorlar bir iki kuşak sonra Çin tahtına oturuyorlar. Çin devletlerinden biriyle komşu devlete karşı birleşir. XIII. Asırda Kubilay’ın macerası bu hususta IV. Asırdaki Lieou-Tsong’un, V. Asırda To-paların macresını tekrardan başka bir şey değildir (9). Uygarlık Hep Kazanır: Mağlup Çin veya İran medeniyeti, haşin galibini teşhir eder, mest eder, uyuşturur ve yok eder. Genellikle fetihten 50 yıl sonra her şey hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam eder (Grousset 2020, s. 10). İskitlerin ve Hunların Benzerlikleri İskitler milattan evvel VII. Asırdan III. Asra kadar Rus steplerinin hakimi kalacaklardır. Hiyon-nular da İskitler gibi adetleri üzere, reisin mezarı üzerinde insanları kurban ederler (Grousset 2020, s. 35). Üzengi: Kozel höyüğünde bulunan mazlemenin tetkinin bunu teyit ettiğini ilave etmektedir. Aynı şekilde Hiyong-nularda üzenginin milattan önce III. Asırdan beri kullanıldığı belgelenmiştir. Üzengi, milattan önce I. Asırda Altay’da Oirotin eyerlerinde görülmektedir. Batıda ne Yunanlılar ne Romalılar üzengiyi bilmektedir. Üzengi VI. Asırda Avarların yaydığı sanılmaktadır (Grousset 2020, s. 19). Çinliler Ferganadan at alıp Hunlarla eşit şartlarda savaşmayı amaçlıyorlar. Ama sonuç felaket oluyor 60 bin kişiden 300-400’ü Çine dönebiliyor. Hunlar tuzağa düşürüyorlar. Önleyici Savaş: Çin toprağını Hunların zaman zaman vuku bulan taarruzlarından masun bir hale koymak mevzuubahisti Orta Asya’nın otuz altı krallığını zapt etmek, Hiyong-nuların sağ kolunu kesmek demektir. Bunun usulüne gelince onu da şu meşhur formülde hülasa etmekte idi. Esas
Orman müthiş bir hızla yanarken küçük bir serçe, yolundaki gölden ayakları arasında su alıp ormanın üzerine bırakıyor ve tekrar göle uçuyormuş. Ormanın yanışını çaresizlikle izleyen hayvanlardan biri gülümseyerek seslenmiş: “Ne o serçe, ormanı birkaç damla suyla mı söndüreceksin ?” Serçe cevap vermiş: “Benim elimden gelen bu!” Sizi tatmin edecek bir hayat amacı belirler ve elinizden geldiğince değerleriniz doğrultusunda hayalinize doğru yolculuk edersiniz.
Sayfa 31·Kitabı okudu
Alıntı
Ayağa kalkıp ıslık çalıyorum. Yeniden dalganın tepesine yükseldiğimde Sylvain ayakta, bana bakıyor. Gömleğini havaya kaldırıyor. Oturmadan önce belki yirmi kere birbirimizi selâmladık. Her dalgada gömleğimizi salladık, garip şey, hep de aynı zamanda yükseliyoruz. Son iki dalgada, artık açık seçik görülebilen ormanı işaret ediyor. Kıyı ile aramızda on kilometreden az var. Dengemi yitiriyor ve kıç üstü oturuyorum çuvallara. Arkadaşımı ve ormanı bu kadar yakınımda görünce büyük bir sevinç doluyor içime, öyle bir heyecan ki bu, hüngür hüngür ağlıyorum. Çapak içindeki gözlerimi temizleyen gözyaşları arasında rengârenk binlerce kristal görüyor ve aptal gibi: Sanki kilise camları, diyorum kendi kendime. Bugün Tanrı seninle birlik Kelebek. Doğanın dev unsurları arasında, rüzgâr, denizin uçsuz bucaklığı, dalgaların yüksekliği, ormanın yemyeşil ve etkileyici kubbesi karşısında, sizi çevreleyenlere oranla küçücük kalıyor ve belki, hiç aramadan, Tanrı'ya raslıyor, ona dokunuveriyorsunuz. Bir tek gün ışığından yoksun, diri diri gömüldüğüm iğrenç zindanlarda geçirdiğim binlerce saat boyunca nasıl geceyi elledimse, bugün kendisine dayanamıyacak kadar güçsüz olanları yok etmek üzere doğan güneşe dokunuyor, gerçekten Tanrı'ya değiyor, onu çevremde, içimde hissediyorum. Kulağıma fısıldıyor hatta: «Acı çekiyorsun daha da çekeceksin ama, bu kez senden yana olmaya karar verdim. Söz veriyorum, güçlükleri yenip galip çıkacaksın.»
Sayfa 458·Kitabı okudu
Alıntı