7/10
·80 syf.··
2026 7. kitabı
Birhan Keskin 'in okuduğum ilk kitabı Y'ol . Dürüst olayım, başta şiirleri yoğun bulsam da, alışmam, kitaba ısınmam çok zaman almadı. Sahici,abartısız, Birhan Keskin 'in, ne hissettiyse onu ortaya koyduğu bir kitap. Soğuk Kazı 'ya göre daha bütünlüklü ve akıcı. Bazı şiirlerdeki imgeler ve o kendine özgü keskin dili gerçekten güzel. Okurken "bu çok iyiydi" dedirten parçalar var. Tanışma için iyi bir kitaptı diyebilirim.
1000Kitap
Y'olBirhan Keskin · Metis Yayınları · 20207,3bin okunma
10/10
·540 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2026 21:26
Bu kitap aslında klasik bir “günlük”ten biraz daha ağır. Çünkü Sylvia Plath sadece gününü anlatmıyor; kendini didik didik ediyor. Yani okurken olaylardan çok bir zihnin içine giriyorsun. Ve o zihin… oldukça yoğun, bazen yorucu, bazen de rahatsız edici derecede dürüst. İlk bakışta, bir genç kadının hayatını, aşklarını, okulunu ve yazarlık hayallerini anlattığını sanabilirsiniz. Ama kitap, yüzeydeki olaylardan çok, zihnin derinliklerine iniyor. Plath burada kendisiyle tamamen yüzleşiyor. Ve o yüzleşme öyle bir yüzleşme ki, bazen okuyanı rahatsız ediyor, bazen hayran bırakıyor. Kitap, Plath’ın gençlik yıllarından başlayarak hayatının farklı dönemlerini kapsıyor. Üniversite yılları, yazarlık hevesi, aşkları, kırılmaları, kendine duyduğu güvensizlik… Hepsi var. Ama bunlar “şu oldu, sonra bu oldu” şeklinde değil. Daha çok “ben neden böyle hissediyorum” üzerinden ilerliyor. Bu yüzden klasik bir hikâye akışı beklemek pek mantıklı değil. Plath’ın en belirgin tarafı şu: Kendisiyle asla nazik değil. Sürekli kendini eleştiriyor. Yetersiz buluyor. Bazen yazdıklarını beğenmiyor, bazen dış görünüşünü, bazen de kişiliğini. Hatta bazı yerlerde, kendine karşı acımasız denecek kadar sert. Bu durum bir noktadan sonra insanı ikiye bölüyor; bir yandan “bu kadar da yüklenilmez kendine” diyorsun, diğer yandan o dürüstlüğe saygı duyuyorsun. Aşk konusuna geldiğinde de durum çok farklı değil. Seviyor ama rahat sevmiyor. Hep bir kaybetme korkusu, yetememe hissi, karşı tarafın gözünde küçülme endişesi var. Özellikle ilişkilerinde kendini sürekli tartan, ölçen, yeterli olup olmadığını sorgulayan bir tarafı var. Bu da okurken biraz iç sıkıyor açıkçası. Yazarlık meselesi ise kitabın omurgası gibi. Plath için yazmak sadece bir uğraş değil, var olma biçimi. Ama işin ironik tarafı, en çok da burada
GünlüklerSylvia Plath · Kırmızı Kedi · 20141,677 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Putları Yıkan Bir Kalem...
10/10
·280 syf.··
2026 164. kitabı
Fazıl Sayın’ın bu eseri benim için bir kitap değil; cemiyetin üzerine boca edilmiş bir kova soğuk su, sahte kutsalların suratına çarpılmış bir hakikat aynasıdır. Sayın, kelimeleri birer mermi gibi kullanırken; bizi o alışılagelmiş, o uyuşturucu entelektüel gevezeliklerden çekip alıyor ve hayatın o en çıplak, en vahşi üçgenine hapsediyor: Gökyüzünde süzülen "kuşlar"ın o ulaşılamaz özgürlüğü, yerin dibinde karanlığı eşeleyen "köstebekler"in o sinsi aidiyeti ve tepemizde dikilen o sahte "tanrılar"ın kibri... ​Edebi bir düz yazı ile bu zihin fırtınasını anlatmam gerekirse; bu kitap, bir "itiraz" manifestosudur. Fazıl Sayın, o keskin ve tavizsiz diliyle; insanın kendi yarattığı putlara tapma zavallılığını, toplumsal ikiyüzlülüğü ve "aydın" geçinenlerin o derin uykusunu birer birer deşifre ediyor. Okurken hissettiğim; bir adamın tek başına, bütün bir dünyaya, bütün bir yerleşik düzene karşı açtığı o asil ve yaralı savaştır. O, "kuşlar" gibi yüksekten bakarken, "köstebekler"in kazdığı kuyuları görüyor ve o sahte "tanrılar"ın iplerini pazara çıkarıyor. ​Okurken şunu iliklerimde duydum: Sayın’ın dili, tıpkı karakteri gibi köşeli, dürüst ve alabildiğine sert. O, okuyucuyu okşamak ya da ona duymak istediklerini söylemek için yazmıyor; aksine, huzurunu kaçırmak, o konforlu yalanlarını elinden almak için saldırıyor kelimelerle. "Kuşlar"ın o trajik yalnızlığı ile "köstebekler"in o sürü psikolojisi arasındaki o devasa uçurumu gördüğümde; aslında hepimizin bir yerlerde, o sahte tanrıların gölgesinde nasıl da küçüldüğümüzü anladım. ​Nihayetinde bu kitap, benim için bir "kendine gelme" çığlığıdır. Fazıl Sayın ile beraber anladım ki: Gerçek özgürlük, kuş olup uçmak değil; köstebeklerin karanlığına ve tanrıların gazabına rağmen kendi hakikatini söyleyebilmektir. Kitap bittiğinde zihnimde
Duygu ve Düşünce
Kuşlar, Köstebekler ve TanrılarFazıl Sayın · Çolpan Kitap · 201822 okunma
8/10
·127 syf.··
2026 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 00:00
Merhabaaa. Mart ayı boyunca Maria. ile yaptığımız "Kadınlar için, özgürlük için, eşitlik için okuyoruz!" etkinliğinde (#298686499) okuduğum ilk kitap olan Chimamanda Ngozi Adichie'nin Feminist Manifesto kitabını bitirdim. Kitap iki bölümden oluşuyor: • FEMİNİST MANİFESTO: Kadınların Özgürlüğü İçin 15 Madde • Hepimiz Feminist Olmalıyız İncelememe kitabın ilk bölümüyle başlıyorum. ljeawele'nin bir kızı olmuştur: Chizalum Adaora. Ve Chizalum Adaora doğunca annesi ljeawele, yazardan kızını nasıl feminist yetiştirebileceğini sorar ve yazar o an cevap veremez ve ona mektup yazmaya karar verir. 2 bölümden oluşan bu kitabın ilk kısmı da işte bu mektubun geliştirilmiş halidir. Ve yazar bu ilk bölümde anneye 15 tane öneri verir: Kadınların özgürlüğü için 15 madde. Ben de incelememin bu ilk kısmında bu 15 maddeyi kısaca eklemek ve bu 15 madde hakkında düşüncelerimi belirtmek istiyorum. 1-) TAM BİR BİREY OL: Yazar burada anne olmanın diğer tüm şeyleri dışlamadığını, kadının hem anne olup hem çalışabileceğini söyler ve küçük kızına da bunu aşılamasını ister. Bunun dışında diğerlerinin ne dediği önemli değildir önemli olan bireyin kendisinin ne istediğidir. Yazar bu madde de kişinin kendisine başarısız olma hakkı tanıması gerektiğini de ekler. 2–) ÇOCUĞUN BAKIMI SADECE ANNENİN DEĞİL, ANNE VE BABANIN GÖREVİDİR: Yazar burada anneye çocuk bakımının hem annenin hem babanın sorumluluğunda olduğunu, baba çocuk bakımında rol alınca babanın yardım etmemiş olduğunu (çünkü anne çocuğun bakımında rol oynayınca annenin yardım ettiği düşünülmüyor ama baba çocuğun bakımında rol oynayınca yardım etmiş oluyor ve bu durum sanki bebeğin bakımının annenin göreviymiş gibi zihinlere kodlamış oluyor) söylüyor. Ayrıca yazar anneye, "babalar
Hayata Dair
Feminist ManifestoChimamanda Ngozi Adichie · Doğan Kitap · 20192,109 okunma
Kuluçka Parazitliği;
9/10
·187 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 01:12
Bazen anne olmak için doğurmak yetmiyor, bazen de doğurmamak anne olmaya engel değil. Guadalupe Nettel bizi adını koyamadığımız bu sızının tam ortasına bırakıyor. Kendi bedenini bir başkasına yuva yapmamaya ant içmiş bir kadının, kaçtığı hayatın tam ortasına, bir başkasının evladının çığlığıyla düşüşü bu. Nettel bu romanı kendi yakın arkadaşının yaşadığı korkunç ama dönüştürücü deneyimden yola çıkarak yazmış. Hastane koridorlarındaki çaresizlik, ölümü beklenen bebek sancısı sadece kurgu değil, bizzat tanıklık edilen bir hayat. İnsan bazen en çok kaçtığı şeyin kucağına düşüyor. Laura’nın çocuksuzluk üzerine titizlikle tercih ettiği özgür hayatının, bir başkasının evladının çığlıklarıyla darmadağın olması gibi. Guadalupe Nettel , Benzersiz Kızım ’da bizi de kapılarının eşiğinde bekletiyor. Tüplerini bağlatacak kadar kararlı bir kadının, nasıl bir düzenin ortasına düştüğünü izliyoruz. Üst kattaki komşusunun oğlu Nicolás ile kurduğu adını koyamadığı bağ, Laura’nın gerçek sandığı dünyasını darmadağın ediyor. Bir çocuğun şiddet dolu patlamalarında kendi çocukluğunu mu görüyor, yoksa reddettiği anneliğin çiğ hâline mi çarpıyor, orası meçhul. Ama biliyoruz ki Laura, anne olmayacağım derken, kendi şefkatinin pençesine gönüllü bir teslimiyetle düşüyor. Alina ise korkunç belirsizliğin tam merkezinde duruyor. Beklenen mucizevi kavuşmanın yerini, beyin gelişimi tamamlanmamış bir bebek, Inés alıyor bir anda. Yazar burada öyle bir yer yakalıyor ki, her yerde karşımıza çıkan, bebeğini kucağına aldığında her şeyi unutursun tesellisini yerle bir ediyor. Alina’nın kucağındaki bebek bir neşe kaynağı değil, yaşayan bir yas. Henüz ölmemiş ama tam anlamıyla da yaşamayan bir canlının annesi olmak, dünyanın en ağır, en sonu gelmeyen sorumluluğudur muhtemelen. Sayfalar boyu duyuyoruz Alina’nın sessiz
Benzersiz KızımGuadalupe Nettel · Livera Yayınevi · 2025340 okunma
10/10
·288 syf.·
Beğendi
·
2026 30. kitabı
Kendilik Ülkesi İlk kez bir eserini okuyorum Rabia hanımın , kendisinin eğitim hayatı ve klinik psikolog olarak sahip olduğu mesleki bilgileri bu eseri sıradan psikoloji kitaplarından öne çıkarıyor. Ben en çok şiirsel bir anlatımı, adet sohbet eder gibi okuduğum satırları sevdim. Klinik tecrübelerinden yola çıkarak yazar bizlere geçmişin sürekli değişebilir olduğunu söylüyor. Eskinin yükünü taşımak yerine yeniyle dürüstçe yüzleşenler için her kararın önemini vurguluyor. : " Geçmişe gömüldükçe ilk eksilen şimdimiz olur. " Ah Bu Ben! Bölümü benim için çok faydalıydı. Bu bölümde kaygı konusunu irdelemiş yazarımız ve panik atak, anksiyete bozukluğu olanlar için davranış egzersizi hayat kurtarır türden bilgilerle dolu. Mutlaka bakın derim. Ve az önce söylemişken kitaba dair mutlaka bahsetmek istediğim bir yön var ki tam da ihtiyacım olanmış. Yazar bölümler arasında öneriler köşesi başlığıyla düşünce ve davranış egzersizleri veriyor okurlarına. Psikolog ayağımıza geldi resmen. Kitaba dair konuşmak istediğim o kadar çok şey var ki. Şunu da yazmayı bir borç biliyorum. Çocukken " Sessiz ol, ayıp olur , böyle söyleme " tembihleriyle büyüyen zihinlerin yetişkinlikte kendi cümlelerini kurmaktan çekineceğini aktarıyor Rabia hanım. Nezaket, uyum, anlayış gibi görünen bu davranışlar aslında zamanla öz varlıktan ödün vermenin yoluna dönüşüyor. Şu paragrafın haklılığı. İlişkilerden örnekler eklemiş bir de ; " Ne yemek istersin?" " Fark etmez , ben sana uyarım." " Nasıl yapalım ?" " Bilmem, sen ne istersen onu yapalım." Şu konuşmayı yaşamayan var mı aramızda ? Ben de öyle düşünmüştüm. Başkasının yankısı değil kendi sesimiz olalım. Sözün özü Kendilik Ülkesi aslında okuruna sorular sorup , içsel hesaplaşmaları hafifletiyor ve kişinin kendini bulma yolculuğunda eşlik ediyor. Bu yola
Kendilik ÜlkesiRabia Yavuz · Dekalog Yayınları · 202626 okunma