Genel olarak anılar, özellikle de tarihteki önemli olaylar ve kişiler hakkındaki kişisel anlatılara şüpheyle yaklaşılır. Gerek zaman faktörü gerekse anlatıcinin abartı, kafa karışıklığı gibi anlasilabilecek birtakım tutumları olabileceginden dolayı.
Açıkçası kitabı begendigimi söyleyemeyeceğim.
Benim bunca zaman yaptığım okumalardan vardığım sonuç şudur ki, Atatürk bir toplum mühendisidir. Toplumu ve okuma-araştırmalarından elde ettiği verileri harmanlayip uygulamaya koymayı bilmiştir. Tüm bunları belirli bir bilinç ve hedef dahilinde yapmıştır: Türkiye Cumhuriyeti 'ni ileri uluslar seviyesine çıkarmak için.
Ancak anılarda Atatürk keyfiyet düşkünü , sinirli, huysuz , kibirli, içkiyi merkezde tutan, o çok iyi bildiğimiz otokontrol yetisinden uzak olarak lanse edilmiş.
Cemal Granda -kendi deyimiyle- bir uşak olarak her olaya tanık, her olayın icinde...
Bir şeyhle ilgili şu bölüm çok dikkat çekiciydi:
Atatürk, Harbiye'de öğrenciyken hafta tatillerinde Beykoz'da Yûşa Efendi Dergâhı'nın Şeyhine konuk gider, Şeyh te O'na ve beraber gelen öbür gençlere okulu bırakmamalarını, okuyup büyük adam olmalarını öğütlermiş. Atatürk bunu hiç
unutmamış. Boğaz'dan her geçişimizde başını Beykoz'un üstündeki Dergâha doğru çevirerek eski anıları tazeler ve bize:
— Eğer bize Şeyh Hazretleri okuma aşkı vermeseydi, halimiz nice olurdu? der dururdu.
Açıkçası bu bölüm bana hiç inandirici gelmedi. Atatürk 'ün seyhler, şıhlarla ilgili düşüncelerini biliyoruz.
Kişisel hayat ( doğru olduğunu kabul etsek bile) ihlali söz konusu birçok yerde.
Yok efendim Ataturk Lüsyen Hanım 'i öpmüş, yok efendim Rum bir kadınla dans etmiş, yok Armstrong' un yazdıklarını okuyunca "Ona kesin Latife bilgi vermiştir," demiş.
Doğru olup olmadığı bir yana gereksiz ve magazine varan ifadeler söz