"evet, çocukluğumdan beri kaderim budur zaten!" dedim. "herkes, yüzümde kötü eğilimlerin belirtilerini arardı- aslında olmayan ama onlarca olması gereken eğilimleri: sonunda dilekleri gerçekleşti. alçakgönüllüydüm; beni hesaplılıkla suçluyorlardı: sonunda hiç konuşmaz hale geldim. iyilikle kötülüğü ayırt edebiliyordum; anlamıyorlardı beni, herkes kırıyordu: kin gütmeye başladım. içime kapanık bir çocuktum, başkaları gibi şen, konuşkan değildim; onlardan üstün görüyordum kendimi ama herkes beni onlardan aşağı tutmakta söz birliği etmişti: kıskanç oldum. bütün dünyayı sevmeye hazırdım; değerlendiren çıkmadı: böylelikle de nefret etmeyi öğrendim. renksiz gençliğimi, kendime ve dünyaya karşı giriştiğim savaşta tükettim. alaya alınmaktan korktuğum için, en iyi duygularımı yüreğimin derinlerine gömdüm. orada silinip gittiler. hep doğru söyledim, inanılmadım. o zaman kandırmaya başladım. kibarların dünyasını, toplumun işleyişini iyiden iyiye kavrayınca, hayat biliminde ustalık kazandım; başkalarının bu ustalığı kazanmadan nasıl mutluluğa ulaştıklarını gördüm; benim hiç yılmadan erişmeye çalıştığım önceliklerin tadını, onlar kendilerini hiç yormadan çıkarıyorlardı. o zaman içimi bir karamsarlık kapladı - tabanca kurşunuyla giderilecek türden bir karamsarlık değildi bu: soğuk, çaresiz, sevimliliğin, iyi niyetli bir gülümsemenin altına gizlenen bir umutsuzluktu. ruh yönünden sakat olmuştum. ruhumun yarısı yoktu; solmuştu, uçmuştu, ölmüştü. ben de o yarıyı kestim attım. oysa öteki yarı kımıldanıyordu, diriydi, herkesin hizmetindeydi. kimse farkına varmadı bunun; çünkü bir zamanlar var olan öteki yarıdan haberleri yoktu."
Başkalarının gözünde bu belki de bir hatadır, ama sen günah diye inanıyorsan, o zaman günahtır. İnsan hep kendi günahlarını kendi yarata yarata yaşar ve ölür.
Yaşayamadıklarına içten içe kin biriktiren, hayata mesafeli, kalbi yorgun yetişkinler türüyor her yerde. Yetişmiş gibi görünen fakat iç dünyasında eksik kalan bir halin insanı çıkıyor karşımıza. Büyüdükçe genişlemesi beklenen kalp bazen daralıyor; umut yerine hesap, güven yerine temkin yerleşiyor. Olgunluk yetişkinlerin uydurduğu, mutsuzluk yayan bir riya hastalığı olmuyor mu o zaman? Olgunluk diye adlandırılan pek çok hal, kalbi koruma adına duvarlar örmekten ibaret değil mi? Oysa duvarlar yükseldikçe insan içine sıkışıp kalıyor. İnsan ancak güvenebildiği bir dünyada erdemli bir varoluşa yaklaşabiliyor. Güvensizlik ise ruhu yavaşça kurutan bir rüzgâr gibi esmeye devam ediyor.
CEMİL MERİÇ HOCA'YLA KONUŞMA¹
SORU: “Muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim” diyorsunuz. Okuyucularımıza sizi bu cümlenizle takdim etmek isterdik, muvafık buluyor musunuz?
CEVAP: Şeref telakki ederim. Yalnız hemen ekleyeyim, bu bir iddia değil bir temenni. Bölünen bir tarihi birleştirmek münzevi bir yazarın harcı mı? Bu, bir neslin, daha doğrusu nesillerin işi. “Yaşayan bir toplum, kökü mazide olan ati-
((Dipnot) “Cemil Meriç’le Sohbet” başlığı ile 13-14 Mart 1979 tarihli Son Havadis gazetesinde yayımlanan bir röportaj. Röportajın, Şeref Oğuz imzalı “Takdim” yazısı şöyle: “Son yıllarda kültür ve sanat dünyamızda en geniş alâka gören muharrir kimdir diye sorulsa, Cemil Meriç cevabını vermek herhalde en doğrusu olur. Düşünce alanımızda alelaceleciliğin, durgunluğun hâkim olduğu bir sırada, en fazla muhtaç olunan, gerçek aydın olarak zuhur eden üstad, cemiyetimizin içinde bulunduğu derin, çok yönlü ve karanlık buhranı halis tefekkür projektörüne tâbi tutuyor.
Bilhassa son kitapları, millet olarak şikâyetlerimizin temel sebeplerine ve çarelerine dair en sıhhatli, en samimi objektif tespitler ihtiva etmekte, deneme türünün Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en ileri örneğini vermektedir.
Son Havadis, günümüzün can alıcı bahisleri üzerinde değerli görüşlerini almak üzere Cemil Meriç’i evinde ziyaret etti. Aşağıda suallerimizi ve muhterem hocamızın verdiği cevapları bulacaksınız”.)
Sayfa: 535
dir”. Medeniyetlerin anahtarı: Birikim. Tekâmül de inkılâp da kemiyetten keyfiyete geçiştir. İnsanı insan, milleti millet yapan: Hafıza. Biz hafızamızı kaybettik. Düşünce, bütünü kucaklamak, dünü yarına bağlamak. Olanı bilmeden olacağı fethedebilir miyiz? Sıhhatli toplumlar kendileri kalarak değişenlerdir.
İçtimaî uzviyet iki zıt kanuna uyarak