165-166-167
İttihat ve Terakkiyle gelen zulüm yağmurlarından ıslananların en başında otuz üç yıllık iktidarda kalan Abdülhamid Han olmuştu. Padişah tahtan indirilerek Selanik de panjurları bile kapalı bir köşke kapattılar. Oysa daha isyanın başında Ulu Hakanın baş tüfekçisi Arnavut Halil Bey, üzerlerine doğru gelen Hareket Ordusunu bastırmak için padisaha az mı dil dökmüstü, Ya Tahir Paşa... "Şevketlüm, bu gelenler derme çatma çapulcu güruhundan ibarettir ve 'Padişah kurtarmaya gidiyoruz!" diye kandırılmışlardır. İzin ver onları saray kuvvetlerinin en küçük birliğiyle karşılayıp darmadağın edeyim ve zincire vurup huzuruna getireyim." Ne çare ki kardeş kanı dökülmemesinde kararlı olan merhametli zât-ı şahaneye bir türlü söz geçirememişlerdi. "Hayır, Paşa ben nefsim için tek damla Müslüman kanının akmasına razı değilim." Ulu Hakan, şefkatle doluydu; karşısındakiler ise kinle... O, acımayı seçmişti; onlar savaşmayı. O, aftan yana tercihini kullandı; onlar kahırdan. O, niyetinde halisti; onlar ise ikiyüzlü ve sahtekar... Yüzyıldan fazladır hastalığı iyice ağırlaşan bir devleti otuz üç yıl boyunca ayakta tutmayı başaran Ulu Hakan'a acımamışlardı. Sadece ona değil koca bir imparatorluğu da un ufak etmişlerdi. Dünyaya sığmayan ela gözlü sultanı tek başına bir odaya hapsettiler. Saray ise çok geçmeden yağmalandı. Yağmalanan sadece mücevherler değildi tabi. Göz kamaştırıcı avizeler, gümüş şamdanlar, ceviz ve maun ağacından imal edilmiş koltuklar, çatal kaşık koleksiyonları, porselen tabaklar, kristal bardaklar, oyma işlemeli kapılar, altın vazolar, biblolar, en nadide perdeler, en değerli tablolar, en pahalı halılar hatta yastık yorganlara kadar çalınmadık bir şey kalmamıştı. Talan edilen koca imparatorluğun yanında bunlar devede kulak bile değildi. Ve bir gün konuşma fırsatı bulduğu
Tarih
Kıskançlık bir yol azığı
Kıskançlık, tarihte kökenleri olan güçlü bir duygudur. Hasette, hırsta, kinde ve öfkede kıskançlığın molekülleri vardır. Bütün olumsuz duygular, kıskançlıktan izler taşır. Kainatın başlangıcındaki "şeytanın Adem'e secde etmemesi olayı"nda yatan temel duygu da budur. Onu çamurdan beni ateşten yarattın, ben ondan daha hayırlıyım, demektedir şeytan, kıskançlığını dile dökerek. Dünya yaşamının yaratılış sürecinin ilk hadisesi sayılabilecek şeytanın secde etmemesindeki temel mesele kıskançlık olduğuna göre, yaşam sürecinin içerisindeki her olgu ve fiilin kodlarında da bulunacaktır bu karmaşık duygu.
Sayfa 140·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Dibê welat rût e, tazî De megrî welato megrî De megrî welato megri Yekî digo nav nifin e Yekî digo pir birîn e Lewra: dile min bixûn e De megrî welato megri De megrî Xuda li me kerîm e Welatê min wê dinale..." (Evdirehim Rehmi Hekari)
Sayfa 18
Kurdî
Kadının sokakta en az erkek kadar görünür olma süreci berikinin kendi arzusuyla mücadelesinin sonucu olarak sancılı geçmiştir. Bir çok kadını sokağa çıktığına pişman eden erkeğin bu mücadelesi, daha çok, taciz olarak kuvveden fiile çıkar. Mütecaviz’ın karşısındaki konuşunca-ne dediğinin bir anlamı yok-harekete geçmesi anlamlıdır. Belki de şehirde gözleriyle yaşayan bir varlığa dönüşen erkekler için karşı cinsle girdiği her türlü diyalog, görsel çekiciliği davete dönüştüren bir bahane şeklinde yorumlanıyordu. Aslında kadın-erkek ilişkilerinin konuşmalardan değil de bu ikisi arasında bazı simgeler üzerinden yürümesi, erkekleri kadının her türlü hareketinden davetkâr bir anlamı çıkarmaya itiyordu. Kadının, erkeği olan ilgisini yere mendilini atarak gösterdiği bir coğrafyada, esnaflar bir kadının sürekli kendi dükkanından alışveriş yapmasından farklı anlamlar çıkarabilirdi. Bu çıkarımların çoğu kez yanlış olması da oldukça doğaldı.
Sayfa 214·Kitabı okudu
Neden evlenir ve çocuk yaparız? Motivasyon 1:)
İsyan ediyordu. Büyük bir öfke ve kinle, acıya ve ölüme karşı tek başına bırakıldığını düşünüyordu. Kimse yardım edemezdi artık ona. Buna rağmen, faydasız bile olsa, yakınında birisinin bulunmasını istiyordu insan. Ölümle karşı karşıya geldiği zaman elini tutup sıkacağı, hem kuvvetle sıkacağı birisi, bir candan yakını bulunmalıydı yanında.
Alıntı
Hainin Mührü müdür peki
Lunu yutkundu ve çenesini dikleştirdi ve "Onun konumunda olsan senin yapacağın gibi. Korktuğu için ölmeyi mi hak ediyor? O zaman senin de ölmen gerekir çünkü bu sabaha kadar tüm ömrünü Gizlerden korkarak geçirdin!" dedi herkesin duyabileceği kadar gür bir sesle. "Sen ne anlarsın ki kurtlu? Buralı bile değilsin!" dedi uzun boylu bir kız hayal bile edemeyeceği kadar büyük biri kinle. Lunu donuk bakışlarını onları avcı gibi süzen Hiçlere dikti ve gözlerinden iradesini görmelerine izin verdi. Metceziri görmelerine. Eğer bir yere ait olmak için kendinden vazgeçmesi gerekecekse bunu yapmayacaktı. Kendine ihanet etmektense herkesin gözünde bir hain olmayı yeğlerdi. "Korkmayı bilirim. Çabalamayı ve savaşmayı da. Ama en çok durmam gereken yeri bilirim. Sınırını bilmezsen senden geriye bir şey kalmaz. Özgür de olsan, köle de olsan bu böyle," dedi tükürür gibi. Ardından gözlerini kıza dikti ve "Durman gereken yeri bilecek misin?" diye sordu sertçe.
Sayfa 381·Kitabı okudu
Alıntı