8/10
·234 syf.··
2026 14. kitabı
hikâye kısaca yaşlanmış bir kralın krallığını üç kızı arasında paylaştırmaya karar vermesiyle başlıyor. Kral, kızlarının kendisini ne kadar sevdiklerini söylemelerini istiyor ama en dürüst olan kızı bunu abartılı şekilde söylemeyince onu cezalandırıyor ve krallığı diğer iki kızına veriyor; sonra da onların aslında çıkarcı olduğunu anlayınca her şey trajediye dönüşüyor. Kitabın önsözlerini ve bazı incelemeleri okurken öğrendiğim ilginç şeylerden biri, Shakespeare’in bu hikâyeyi tamamen sıfırdan uydurmadığı; Britanya efsanelerinde geçen Leir of Britain adlı bir kraldan esinlenmiş olabileceği. Bu hikâye Orta Çağ’da Geoffrey of Monmouth’un yazdığı Historia Regum Britanniae adlı eserde anlatılıyor. Ayrıca oyundaki Gloucester ve oğulları arasındaki ihanet hikâyesinin de Philip Sidney’in Arcadia adlı eserinden esinlenmiş olabileceği söyleniyor. Bazı yorumlara göre Shakespeare bu oyunda krallığın bölünmesinin ne kadar tehlikeli olabileceğini de gösteriyor ve bunun, o dönemde İngiltere’de hüküm süren James I of England zamanındaki siyasi tartışmalarla bağlantılı olabileceği düşünülüyor. Bu yüzden King Lear sadece bir aile dramı değil; güç, ihanet ve insan doğası üzerine yazılmış oldukça karanlık ve düşündürücü bir eser olarak görülüyor.
Kral LearWilliam Shakespeare · Remzi Kitabevi · 201510,4bin okunma
Zamanın, Hafızanın ve Varoluşun Senfonisi
10/10
·3148 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 19:34
Bazı eserler vardır ki, kapağını araladığınızda yalnızca bir kitaba değil, kendi içine katlanan, sınırları belirsiz bir evrene adım atarsınız. Marcel Proust’un yedi ciltlik anıtsal eseri Kayıp Zamanın İzinde, tam da böyle bir başyapıttır bana göre. Bu devasa anlatı, bir okuma eyleminden ziyade, insanın kendi içsel arkeolojisine doğru çıktığı uzun, zahmetli fakat bir o kadar da büyüleyici bir kazı çalışmasıdır. Bir okur olarak bu metne dalmak; akıntıya karşı yüzmeyi bırakıp kendini zamanın o büyük, yavaş ve derin nehrine teslim etmeyi gerektirir. Kaleme alacağım en uzun incelemelerden birisi olacak hiç şüphesiz. Dile kolay: 3148 sayfa! 49 gün! Öncelikle bu görkemli edebi katedralin koridorlarında gezinirken hissettiklerimi ve eserin ruhumda bıraktığı izdüşümleri, daha sonra da 7 ciltlik eserin her bir cildine yazmış olduğum incelemeleri paylaşacağım. O halde başlayalım! Proust’un evreninde zaman, akıp giden ve yitip kaybolan bir düşman değil; yontulması, katmanlarına ayrılması ve nihayetinde fethedilmesi gereken bir maddedir. Yazar, daha önceki incelemelerde de paylaştığım meşhur "madlen keki" metaforu üzerinden zihnimize şu sarsıcı gerçeği fısıldar: Geçmiş asla tam anlamıyla geçmemiştir; kokuların, tatların, melankolik bir melodinin ya da eski bir parke taşının kıvrımlarında sessizce pusuya yatmış, uyandırılmayı beklemektedir. Eseri okurken, yazarın anılarıyla birlikte kendi "istemsiz hafızanızın" da tetiklendiğini, zihninizin derinliklerinde çoktan unuttuğunuzu sandığınız yüzlerin, ışıkların ve tatların usulca yüzeye çıktığını hissedersiniz. Proust okumak, bir nevi kendi geçmişinizle de yüzleşmektir. Bu yüzdendir ki Proust’un dili, sabırsız ruhlara veya modern çağın hızına alışmış zihinlere göre değildir. O, bir cümlenin içine koca bir ömrü, bir duygunun en ince
Kayıp Zamanın İzindeMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 2024743 okunma
Reklam
Okuduğum en iyi yan karakter: Baron de Charlus!
8/10
·487 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2026 20:23
7 ciltlik serinin dördüncü kitabının da sonuna gelmiş bulunuyorum. Serinin bir önceki kitabı olan Guermantes Tarafı, sosyetenin maskeli balosuysa, Sodom ve Gomorra o maskelerin düştüğü, ışıkların kapandığı ve herkesin gerçek yüzünün (veya gizli arzularının) ortaya döküldüğü "arka odaydı". Bu kitap için "Sırlar Odası" desem de sanırım yanlış olmaz. Serinin önceki kitaplarının incelemesinde yaptığım gibi bu kitabı da bölümler halinde inceleyeceğim. O halde başlayalım. 1) Kitabın Adı Neden Böyle? İncil’deki o meşhur hikayeyi bilirsiniz. Sodom ve Gomorra, günahları ve sapkınlıkları yüzünden tanrının ateşle yok ettiği iki şehirdir. Proust bu ismi bilerek seçiyor. Bu ciltte konu artık sadece sosyal statü değil; cinsellik, özellikle de eşcinsellik (o dönemki tabiriyle "tersinelik") ve yasak aşklardır. Proust, 20. yüzyıl başında bu konuları bu kadar açık, bu kadar felsefi ve içeriden anlatan ilk yazarlardan biridir D. H. Lawrence ile birlikte. 2) Büyük Açılış: Arı ve Orkide Sahnesi Kitap, edebiyat tarihinin en ilginç "röntgencilik" sahnelerinden biriyle başlıyor. Anlatıcımız, avluda bir bitkiyi döllemeye çalışan bir arıyı izlerken, tesadüfen o çok erkeksi, sert, burnundan kıl aldırmayan Baron de Charlus’ü görür. Ama Charlus değişmiştir, bir başkası gibidir. Derken sahneye yelekçilik yapan Jupien girer. İkisi arasında tek kelime konuşulmadan, sadece bakışlarla ve jestlerle bir anlaşma olur. Proust bu sahneyi bir doğa belgeseli gibi anlatır: "Bir orkidenin arıyı beklemesi gibi..." Bu sahnede Baron de Charlus’ün aslında eşcinsel olduğunu öğreniriz. O "sert erkek" maskesi düşer, yerine kırılgan, sevilmek isteyen ve bunun için toplumsal kuralları yıkan bir adam gelir. Proust burada yargılamaz; bir biyolog gibi gözlemler. İnsan doğasının çeşitliliğini, bitkilerin tozlaşması kadar doğal (ama
Edebiyat
Sodom ve GomorraMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20201,758 okunma
kendi türünde iyi
9/10
·464 syf.··
2026 4. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2026 19:50
İtiraf ediyorum, kitabın ilk yüz sayfası sarmadı beni; artık yazarın kaleminden mi dolayı yoksa bazı karakterlerin yüzeyselliğinden mi bilmiyorum ama sonlarına doğru beni dağıtmasını beklemiyordum. Yazarın sadece oyunlara ya da aşk meşk işlerine odaklanmaması o kadar özenilesi bir kurgu yaratmış ki, sonlara doğru kendinizi "Keşke tüm oyunları okusaydım." derken bulacaksınız. Kitaba ilk başladığımda "Shakespeare ile kafayı bozmuş bir avuç genç tiyatrocu bana ne katabilir ki?" dediğime pişman olduğum için ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Huzurumuzu bozan unsuru gözümüzde büyütmek, yapılan her yanlışta kendimizi es geçip diğerlerini sorumlu tutmak, özümüzden uzaklaşmak için başka bir karaktere sımsıkı tutunmak... Aslında her karakterin duyduğu derin hisleri okurlar da yaşadı. Kitapla ilgili en çok ilgimi çeken şey oyunların olağanüstü bir şekilde, film gibi yazılmasıydı. Şahsen tüm oyun sahnelerini en ön sıradan izlemiş gibi hissediyorum. İki ruhun arasındaki arkadaşlık ötesi bağ, çekim, kindar özlem, fedakâr türden olmayan şehitlik, şiirselleştirilmiş günah kaleme alınsaydı ismi "Oliver ve James" olurdu. Uzun bir süreliğine King Lear'ın karakterlerini siz olarak hatırlayacağım.
1000Kitap
Eğer Kötü OlsaydıkM. L. Rio · Ren Kitap · 20241,250 okunma
Olağanüstü
10/10
·93 syf.··
Beğendi
·
2025 81. kitabı
Hayatımda Martin Eden, Catch-22, King Lear ve Tatar Çölü kitapları ile birlikte okurken ciddi anlamda beni içinde tutan, kendimi ve dünyayı en sağlam şekilde sorgulatan beş kitaptan biri. Kitap henüz bitmedi, şimdiden okuduğum en iyi 10 kitap arasında.
NedenThomas Bernhard · Sel Yayıncılık · 20151,042 okunma
Puan vermedi·600 syf.··
2023 34. kitabı
Geldim bir serinin daha sonuna. İyi ki okudum dediklerimin arasına girdi "Hiçlikten Gelen Kız" serisi. Bunun için 2022 Sci-fi Reading Challenge grubuma teşekkür etmeliyim. Yoksa bu seriden haberim olmayabilirdi. İlk kitabın, ilk kısmının uyarlaması The Passage dizisini seyretmiştim ama kitaptan uyarlandığına dikkat etmemişim doğrusu. Önce kısaca ve çok ipucu vermemeye çalışarak seriyi ve 3. kitabı anlatayım. Eşinin hastalığına çare bulmak için yola çıkan Jonas Lear, bir virüsün insanlığı yok etmesine sebep olacak olayları başlatmıştır. Bu virüsün ilk bulaştığı kişi arkadaşı Profesör Fanning'dir. Sıfır lakabı takılan Fanning'den alınan örnekler ölüme mahkum suçlular ve kimsesiz insanlar üzerinde kullanılır. Hepsi dönüşürken bir tek kimsesiz bir kız çocuğu olan Amy farklı tepki gösterir. Ajan Wolgast sayesinde kaçan Amy insanlığın son ümididir. İki kitap boyunca bu mücadeleye tanık oluyoruz. Üçüncü kitapta yine bu mücadele devam ediyor. İnsanlık kendine bir yaşam alanı kurmuş, az çok normal hayat yaşamaya başlamışken bir kenarda bekleyen Fanning artık harekete geçmeye karar verir. Yüz küsür yıldır süren bu mücadele nasıl sonuçlanacaktır? #kıyametsonrası kitaplarına meraklı olanlara mutlaka tavsiye ettiğim bir seri oldu. Sadece aksiyon, kan, dehşet bekleyenler için değil ama. Edebi yönü gayet tatmin ediciydi. Hatta son kitabı okurken bir ara hangi tür olduğunu unutturdu. 595 sayfa minnacık puntolu kitabın pek azı şiddet içeriyordu. Kitabın neredeyse çeyreğinde Fanning'in hayatını okuyoruz. Sıkıcı olmasını bekleyebilirsiniz ama kesinlikle değildi. Sanki kitap içinde başka bir kitap okuyor gibiydim. Son kısımda bazı resim ve belgelerin olması kitabın inandırıcılığını arttırmış. Bir iki yerde hata diyebileceğim unsurlara rastladım ama çok önemli değildi benim
Aynalar ŞehriJustin Cronin · Doğan Kitap · 201963 okunma
Reklam
Reklam