Bak yavrum, suçlunun tek bir günahı
vardır: işlediği suç; suçlayanınsa günahı sayısızdır: insan kardeşine haksız yere yüklediği bütün günahlar kendisinindir aslında.Ben Kir Nikola'yı yalnız bir haftadır tanıyorum, ama ondan çekinmiyorum. Gözlerinden iyilik okunuyor, ve ben gözlerin diline güvenirim, insan sözlerini dilediği kalıba sokabilir, ama bakışını değiştiremez.
Buradan Kelgra sultan tekkesine giderek dervişleriyle sohbet et-tik. Esirlerimizle bize bir oda verdiler.
KELGRA SULTAN TEKKESİ VE KALESİ
Bu tekkede on gece kendimizden geçerek rahat bir uykuya dal-dık. Kışın şiddetinden çektiğimiz elem, şiddet ve korkulardan vü-cudumuzu muhtelif hastalıklar sardı. Bir kış hasta halimle yastığa yaslanarak şükür hatmi okudum. Çocukluğumdan bugüne kadar bin altmış hatmi şerif okumuştum, Bu büyük tekkede bütün Bektaşî fa-kirleri ile sekiz ay iyileşinceye kadar can sohbetleri ettik. Bâzen mü-ezzinlik, bâzen imámlık ederek vücudumuzu düzelttik. Kölelerimden birisi bile «Ben falan adamın satın alınmış kölesiyim» demeyip, san-ki benim candan kölemmiş gibi kaldılar.
KELGRA SULTAN, YANİ SARI SALTIK TEKKESİNİN YAPILIŞ SEBEBİ VE HİKÂYELERİ
Bu saâdet evinin yapılış sebebi odur ki, bizzat Hacı Mehmed Bektaş Veli «Yesev» şehrinde Türk Hoca Ahmed Yesevî'den kanâat mesleğini öğrenerek Anadolu'da seccade sahibi olmak için izin almış ve üç yüz yetmiş dervişiyle bu Kelgra Sultan başta olmak üzere Anadolu'da Orhan Gazi'ye gelip sığınmıştır. Bursa fethinden sonra Hacı Bektaş, Kelgra Sultanı yetmiş fakirleri ile Moskof, Leh, Çeh, Dobruca diyarlarına gönderip Rum erenlerinden olmaya izin vermiş-ti. Dobruca'da bir böcek var, onu öldür. Allah'ın küllarını onun şer-rinden kurtar diye Kelgra Sultanın eline bir tahta kılıç, bir sec-cade, davul, dümbelek, sancak verip göndermişti. O da Kelgra ka-lesine gelip, orada halk içinde postlarını denize serip def ve kudüm çalarak bir günde Kırım diyarına, oradan Moskof diyarında «Hes-düks täifesine ve oradan da Leh diyarında «Libkâ» tâifesine varmış, oradan da kıyafet değiştirerek Leh diyarında Danıska iskelesine gel-miş, Esvet Nikola (Sarı Saltık) adında bir rahip ile sohbetlerde bu-lunup onu katlederek pis leşini
12 Şubat-10 Nisan tarihleri arasında yapılan Londra Konferansı'nın 5 Mart tarihli toplantısında İstanbul'un işgali kararlaştırılmıştı. Düşman başkentleri 6 Mart'ta tarihi tespit ederler. İstanbul 16 Mart'ta işgal edilecektir. 15 Mart'ta üç yüksek komiser bir gün sonra yayınlayacakları işgal bildirisini hazırlarlar. Aynı gün İngiliz kontrol subayı Withall tedbiren Ankara'yı terk eder. İstanbulda sıkıyönetim ilan edilir. 150 kadar vatansever tutuklanır. Türk Ocağı basılır. İşgal, sabah saat 05:45'te başlar. Hint birliklerinin ve topçuların da katıldığı İngiliz kuvvetleri silâh ve mühimmat depola-rını, tersaneleri, şehrin stratejik noktalarını elegeçirirler. Yüksek binaların damlarına makinalı tüfekleri yerleştirirler. Uçaklarla İstanbul'u tarassut altına alırlar. Harbiye ve Bahriye Nezaret'leri ile Tophane'yi, kışlaları, karakolları kontrol altına alırlar. Fakat asıl facia Şehzadebaşı'nda yaşanır. Kamyonlardan in-dirilen 50-60 kadar İngiliz askeri, Şehzadebaşı'ndaki 10. Kafkas Fırkası Karargâhı ile Mızıka Takımı askerlerinin kaldığı Letafet Apartmanı'nı basarlar. Henüz uyumakta olan 61 mehmetçiğin üzerine yaylım ateşi açarlar. Askerlerimiz şehit olur 15 askerimiz yaralanır. Haberleşme şebekesine elkonur. Meclis'in içine giren İngiliz askerleri Sivas mebuslarından Rauf Orbay ile Kara Vasıf'ı cebren alıp götürürler. Çok sayıda evi basıp, birçok kişiyi tutuklarlar. Eski Harbiye Nazırı Isparta mebusu Cemal, Ayan Meclisi üyelerinden Çürüksulu Mahmut, eski Genelkurmay Başkanı Cevat, İstanbul'daki Millî Kongre Reisi Esat Paşa'larla, Edirne mebuslarından Şerif ve Faik Bey'ler, İstanbul mebusu Numan Efendi, Müstahkem Mevki Kumandanı Miralay Şevket Bey tutuklular arasındadır. Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan kuşatılır. 25. Kоlordu Kumandanı Ali Sait Paşa, sabahın erken
- Kir Nikola, neden geceleri bu kadar kederlisin? ... - Ah Adriani! Çok şey öğrenmek istiyorsun. İnsan her duyduğunu söyleyemez. Vazgeç de, gel iyi yürekli küçük dostumu bir kucaklayayım!
Artık Büyük İmam olarak tanınan Şamil, 1846 yılında uzun zamandır hayalini kurduğu Kabardey'in fethi için kolları sıvadı. Fevkalade cüretkar bir plan yapmıştı. Kabardey, Kafkasya'nın kalbinde yer alıyordu. Doğuda Vladikafkas'tan Hazar'a kadar uzanan hat, Şamil'in hakimiyeti altındaydı. Batıda Kuban'dan Karadeniz'e kadar bölge de Müritlerin kontrolündeydi. Tam ortalarındaki Kabardey, Şamil'in topraklarını ikiye bölüyordu. Buraları birleştirebilirse, yekvücut bir muhalefet ortaya çıkarabilir, böylece Rus ikmal hatlarını kesebilir, doğudan batıya bütün Kafkas berzahını hakimiyeti altına alabilir ve doğudaki Rusları yalnız bırakabilirdi. Dahası Ruslar kıyı şeridini işgal ettiğinden beri iç bölgelere sığınan Çerkes aşiretlerle bağlantı kurabilirse, kafirlere arkadan saldırıp onları Karadeniz'e ya da İran sınırına doğru itebilirdi. Derebeylik sistemiyle yönetilen Kabardey halkı, fevkalade coşkulu bir gruptu. 1822 yılında Rus hakimiyetine boyun eğen Kabardey, Şamil'e düşmanlık göstermiyor ama yardımcı da olmuyordu. Fakat son zamanlarda Ruslardan hoşnutsuz olduklarına dair emareler görülmeye başlanmıştı. Bölgede gerginlik yükseliyordu. Şamil, Kabardeylilerin Ruslara başkaldırıp kendisine katılması için uygun zamanın geldiğine inanıyordu. Yıllardır bu saldırıyı düşünüyordu. Oğlunun esir alınması kararlılığını pekiştirmiş, (nihayet Şamil'in kudretine ve kutsal bir mücadele yürüttüğüne inanan) Kabardeyli yöneticilerin bazı teklifleri cesaretini artırmıştı. Sefere hazırlanan Şamil, devasa bir mürit ordusu topladı. 1846 yılının Nisan ayında Rus casuslar, Çeçenistan'da büyük bir mürit ordusunun toplandığını ama nereye saldıracaklarının bilinmediğini bildirdi. "Atılan her düşmanca adımdan karşı tarafın anında haberi oluyordu. Gelişmeler izleniyor ve günü gününe haber
Herkes hakkımda ne düşünüyorsa herkes için öyle kalmak istiyorum: yani bir simitçi parçası. Kir Nikola'nın uşağı. Lâf aramızda şu Kir Nikola yok mu, bir zamanki dostlarımın çoğuna değişmem onu.