Halvet: Arapçada yalnız kalıp, tenha bir köşeye çekilmek demektir. Tasavvufta ise, zihinsel yoğunlaşmayı ve bazı özel zikirlerle riyazetleri gerçekleştirmek üzere şeyhin müridini karanlık, dış dünyadan soyutlanmış bir yere, belirli bir süre için koymasıdır. Allah ile gizlice konuşmak, kalbi yanlış inançlardan ve kötü huylardan temizlemek, kurtarmak da halvet olarak değerlendirilir. Bu anlamda kulun kendini bütün varlıhığıyla Allah'a verip, O'ndan gayri her şeyden uzaklaştığını ifade eder.
Halvet, Hz. Peygamber'in vahiy gelmeden önce Hıra'da uzlete çekilme uygulamasından doğmuştur. Hz. Musa'nın, Turdaki kırk günlük Allah u Teâlâ ile olan özel görüşmesinden esinlenerek, halvet genelde kırk güne hasredilmiştir. Bu kırk güne bağlı kalınarak, halvete erbain ve çile de denmiştir. Ancak halvetin ana gayesi, düşünceyi ALLAH'tan gayri her şeyden uzak tutmaktır.
Doğu bir akıl miyopluğu, Batı bir akıl hipermetropluğu iken, İslâm, sıhhatli bir aklı kucaklar. Bu yüzden, doğru görmek için, Doğunun bir Batı gözlüğü, Batının da bir Doğu gözlüğü takması gerektiği halde, İslâmın ve müslümanların, ne Doğu ve ne Batı gözlüğüne ihtiyacı vardır. İslâm, hakikati çıplak görmek demektir. Doğu özdeşlik ve Batı çelişmezlik demekken, İslâm, gerçek ve tam akıldır.