Seval

Stefan Zweig | Yakıcı Sır
5/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2022 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Ekim 2022 02:45
Bir çocuğun kahrolan psikolojisi, sönen çocuk umutları, bir annenin zevkleri uğruna çocuğunu harcaması, bir adamın çocuğu anneyi elde etmek için köprü olarak kullanması, sanırım ben çocuk kalbinin incitildiği hiçbir eseri sevemiyorum ve tarafsız olamıyorum; nereden baksak tutarsızlık sayın Stefan Zweig Türk filmi mi çekiyorsunuz diye sormak istedim, soramadım.. Okurken 88 sayfa olmasına rağmen boğuldum, uzun bir esere ara vermek istiyorsanız çerez bir kitap olarak okunabilir ama içinde bir karakter olmak o derinliğe erişip, merak dürtünüzü uyandırmak istiyorsanız kesinlikle tavsiye etmiyorum. Kitap içerisinde tespit ettiğim öyküden kopuşlar da mevcuttu, sadece küçük bir çocuğun iç monologlarını okudum ve tat aldım diyebilirim geriye kalan olmayan anne-çocuk ilişkisinin eserin son bölümünde övülmesi de ayrıca bir hoşuma gitmedi tüm kitap boyunca çocuğuna bağır çağır sonunda da çıkarın için “aldatma sırrını” çocuk sır olarak tuttuğu için başını okşa, nereden baksan tutarsızlık! Kitabı okumak istemeyenler klasik TV dizilerine baksınlar, psikolojik betimleme ve tasvirler var ama bu da zayıf ve yetersiz, erotik betimleme yapmaya çalışmış utanmış yapamamış gibi, fiziksel betimleme zaten hiç var olamadı, verdiğim puan kalbi kırık Edgar ve Edgar gibi çocuklar için kesinlikle yazar ve kitap içler acısı
1000Kitap
Yakıcı SırStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202551,3bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
PATRICK SÜSKIND/ KOKU
6/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2021 1. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2021 02:17
Sonuyla beni çok fazla hayal kırıklığına uğratan bir eser olduğunu hemen belirtmek istiyorum, bir polisiye romanının sonunu bu kadar çocuksu ve masalsı bir tonla bitirmeyi başaran yazarımız sayın Patrick Süskind ‘i de tebrik edemeden geçemeyeceğim doğrusu, bu kadar gerçeklikten uzak bir son yazmayı nasıl kurgulamış orası çok muamma. Öncelikle ana karakterimiz Grenouille öncesinde de açıkladığım gibi hiperosmi hastası yani “yüksek koku duyarlılığına sahip” tabii ki bizim ana karakterimiz Grenouille hayvanlardan dahi yüksek duyarlı, bir şehirden öteki şehirde ki insanın kokusunu alacak hatta ve hatta karanlıkta dahi burnuyla görecek düzeyde, yolları dahi burnuyla bulmakta buna da “koku pusulası” ismini koymakta, oldukça yetenekli olmasının yanında tek kötü yanı ise artık kendine karşı koyamayarak “insan kokularını avlama isteği” ve beraberinde 25 kadın cinayeti işleyip, kokularınıysa kendinde hapsetmesi. Aslında ana karakterimiz Grenouille yaradılış itibarıyla kokusuz, dolayısıyla da insanların fark bile edemeyeceği kadar yalnız. Ana düşüncemize gelecek olursak Grenouille kendi benliğini ararken aslında kendi sonunu yazmış bir dahi, o masalsı ve gülünecek son ise Grenouille’in ürettiği devasa parfümü üzerine boşaltması sonucu, toplumun ona tapacak kadar çok sevmesi beraberinde onu paramparça ederek yemeleri kısacası toplum birey çatışması diyebiliriz buna da, aslında Grenouille da insanlardan nefret ederek hatta insan kokularının olmadığı, insanların ayak dahi basmadığı dağlarda, mağaralarda hayatının bir bölümünü idame ettirmiş bir karakter, hikayesi paramparça.. Dipnot olarak Netflix’de bir sezonluk dizi olan Perfume isimli bir yapım var, kitapla ilgisi alakası olmayan, tamamen zaman kaybı diyebileceğim bir yapım, merak
1000Kitap
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 201927,3bin okunma
STEFAN ZWEIG/ BİR ÇÖKÜŞÜN ÖYKÜSÜ
6/10
·56 syf.··
Beğendi
·
2020 31. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 15 Kasım 2020 00:19
Beklediğim gibi olmamasına rağmen tam bir çöküşün öyküsüydü! Ama öncelikle hemen belirtmeliyim ki 15. Luis döneminde gerçekleşmiş ve aristokrat bir kadının zirveden en aşağılara gerçek iniş öyküsünü konu edinir ama atlanmış bir konu, dikkatinizi çekmem gereken bir yer var; Madame de Prie kitap karakterimiz yani gerçek yaşamında ki ismiyle Jeanne Agnès Berthelot de Pléneuf, Markiz de Prie, araştırmalarıma göre gerçek yaşamında Fransız mahkemesinin olağanüstü kontrolünü ele geçirmiş aristokrat yani ayrıcalıklı, seçkinler ve soylular sınıfından bir kadın ama kitabımız ve sevgili yazarımız Stefan Zweig eser içerisinde ki karakterimiz Madame de Prie’ın özelliklerini soyluluktan uzak, aşağılanmış ve bayağı kaleme almıştır, kesinlikle soylu bir kadının yapmayacağı davranışlar bütünüydü. Ve bırakın Fransız mahkemesi kontrolünü, saraydan dahi kovulmuş, sevgilisi olan kral ise devlet işlerinden el çektirip yeni bir kraliçeyi kraliyete almıştı. Aynı zamanda ana karakterimiz yaşamında da “karaktersizliği” tercih etmiş, yalanlarla ve kendi deyimiyle de insanları oyuncak yaparak mutlu oluyordu. Şan, şöhret ve saray yaşamına alışmış karakterimiz şanı için ölümü tercih edip ölümünün de yankı uyandıracağını, efsaneleşeceğini düşünerek intihar etmiştir, ama gelin görün ki bırakın yankı uyandırmayı dakikalar içinde öldüğü dahi unutulmuştu, konuyu toplayacak olursam ana karakterimiz aslında istek ve arzularının kurbanı olmuştur akabinde belirtmeliyim ki karakterimiz “insansızlık” yani yalnızlığa düşman bir karakter intihar etme nedenlerinden biri de karakteristik özellikleri yüzünden yalnız kalışıydı aslında biraz da, özellikle iktidar savaşları, entrikalar, gece eğlenceleri kibirli ve sığ karakterimizin varoluşundaki tek nedendir aslında, bunlar elinden alındığında ise işte tam anlamıyla “Bir
1000Kitap
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202591,8bin okunma
STEFAN ZWEIG/ LYON’da DÜĞÜN
9/10
·56 syf.··
Beğendi
·
2020 30. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2020 22:21
Kısa ve çerez bir eser olmasına rağmen konusu etkileyici, kurgusu ve olay örgüsü ustalıklarla doluydu. Kitabımız da üç ayrı hikâye vardı üçünü ayrı çerçevelerden inceleyecek olmama rağmen hepsinin odak noktası aynıydı. Tek bir düşünce üzerinde durulmuştu “Toplum dışına itilmiş ve devamlı ötekileştirilmiş karakterler” dünya kötü kalpli insanlara ait olduğu için devamlı insanları dış görünüşleriyle örseliyoruz, yaradılışlarının böyle olduğunu kabul etmiyoruz aslında ötekileştirmemiz gereken karakterlerin kendimiz olduğunu aklımızdan devamlı çıkarıyoruz. Onların farklılıkları var ama bizler fabrika çıkışı gibi tek tipiz, bunu kabul etmek yerine devamlı ötekileştiriyor, hor görüyor hatta parmakla dahi gösteriyoruz.. Üç hikâyeyi de kısa kısa başlıkları altında özetlemeye çalışacağım; LYON’da DÜĞÜN: Bu başlık altında ölüme dahi beraber giden iki aşığın hikâyesini okuyacağız, Fransız Devrimi esnasında yaşanan bu aşk zulüm günlerinde bir umudu temsil etmiştir. Ama ne yazık ki mucizeler sadece filmlerde olur ve bu iki korkusuz aşık ölüme mahkum edilir. İKİ YALNIZ İNSAN: Adından da anlaşılacağı üzere hor görülen, toplum tarafından sürekli ötekileştirilen iki yalnız insanın çığlıklarının buluşmasıdır. Biri çirkin biri topaldır ama kendi yaralarını sarmayı başarır, yalnızlık değil tek beden de iki kişi olmayı başarırlar. WONDRAK: Özetlemeden önce belirtmeyelim ki en etkilendiğim kısımdı, doğuştan burnu olmadan doğan kadın karakterimiz Ruzena Sedlak’ın travmatik hayatı anlatılıyordu. İnsanların ona yaftalaması ise “Kurukafa” olmuştu, toplum onu lanetlenmiş, çirkin ve insan yerine dahi koymadığı için ormanda yaşamayı tercih edip, üç adamın tecavüzünün ardından doğan oğluna dört elle sarılışı konu ediliyordu. Hikayemizde Wondrak karakterinin yan bir karakter olmasına rağmen,
1000Kitap
Lyon'da DüğünStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202139bin okunma
AHMET ÜMİT/ AŞKIMIZ ESKİ BİR ROMAN
5/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2020 29. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2020 03:07
Hemen belirtmeliyim ki bir Stephen King bir Agatha Christie ve Arthur Conan Doyle okuru olarak Ahmet Ümit benim için hayal kırıklığıydı, okuduğum ilk eseriydi tabii ki bir şans daha vereceğim ama kurguları kesinlikle çok zayıftı yani zaten okurken benim sonunda tahmin ettiğim gibi olay bitiyordu, polisiye bir kitap mı? Evet, ama benim için yetersizdi tabii ki polisiye okumaya yeni başlayan okurlar etkilenebilir, beni doyurmadı. Üç bölümden oluşuyordu, Başkomiser Nevzat ve iki arkadaşı “çocukça” diyebileceğim bir tabirle kendilerince cinayetleri çözmeye çalışıyor, olay yeri araştırma ve yorumlarında bulunuyorlardı, tabii ki sevdiğim bir yanı vardı eserin mültecilere atıflar vardı, destekler vardı. Irkçılığın evrensel bir suç olduğuna dikkat çeken bölümler vardı, kadın cinayetlerinin meşrulaştırılamayacağına da güzel atıflar yapılmıştı. Sosyal mesajlar verilmesi güzeldi tabii ki, şimdi tek tek yorumlayacağım. 1- AŞKIMIZ ESKİ BİR ROMAN: Roman karakterlerine cinsel ilgi besleyen ve Edebiyat’ı bir paravanmışçasına kullanan, psikolojik problemleri olan bir adamın hikâyesiydi, kesinlikle kurgu güzel ama sonu hüsran bir hikâyeydi. 2- OVERLOKÇU KIZ: Ve en basit hikâye buydu okurken de sanırım şu eski, basit kısa filmlerden uyarlanmış demiştim yani fakir kızın patrona aşık olması sonucu hamile kalması.. Benim için eşantiyon bir hikâyeydi. 3- SERGEY NİKOLAYEVİÇ JERKOVSKİ’ye NE OLDU? : Yine psikolojik problemleri olan bir kadın karakterin öldü sanılan dünyaca ünlü bir doktoru kocası sanıp evine götürmesi, bu hikâye de tam bir fiyaskoydu, evet on yıl öncesi olsaydı şaşıra şaşıra okurdum, ama artık bu hikâyeler birer tekrardan ibaret yani çocuk romanı düzeyinde bile kalabiliyor diyebilirim, sonunu bilerek okuyorsunuz, heyecansız, düz öylece. Abartıldığı kadar da kesinlikle değildi. *Kanun karşısında boynumuz
Edebiyat
Aşkımız Eski Bir RomanAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202331,3bin okunma