Zaman
Puan vermedi·296 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 01:50
Yazarı Hüznün Fiziği romanı ile tanıdım. Spotify'dan takip ettiğim "Ben okurum" programında Zaman Sığınağı kitabının incelenecegini ve bunu da yine çok sevdiğim yazar Hakan Bıçakçı ile yapılacağını öğrendim. Sabrisizlanıp hızlıca okumaya çalıştım ama ne yazık ki kitap pek öyle hızlı okunan bir kitap değil. Bazen ithaf yaptığı konuyu araştırmak için, bazen temas ettiği bir noktayı düşünmek için, bazen devrik cümlelerini düz cümleye çevirmek için, ya da sondan başa doğru ve ya sırasını karıştırarak anlattığı bir bölümü toparlak için yavaşlıyorsunuz. Yine de yorucu sıkıcı didaktik birnkitap degil. Tam tersine bir yaz ikindisinin sakinligini barindiriyor diyebilirim. Bu incelemeyi de halen yayını dinlemeden yaziyorum. Kitabın konusu oldukça orijinal. İnsanın sadece kendisini değil koca bir kıtayı peşine takıp geçmişe kaçmaya çalışmasını anlatıyor. Psikoloji, nöroloji, tarih, siyaset, teoloji, mitoloji, gibi farklı dallardan onlarca alıntı, ilham, referans ile hem insanın kendi kişisel tarihini hem de 1900 lerden başlayarak Avrupa tarihini büyüteç altına tutuyor. Kitabın başlangıç ve gelişme bölümü hareketli ve merak uyandırıcı şekilde ilerlese de sonuç bölümünde artık tamamen hafıza kaybı, demans, Alzheimer hastalarına saygı duruşu yaparcasina konudan uzaklaşarak bitiriyor. Kendisi de sonları sevmediğini ve bu yüzden kitabın konusuna bağlı bir son yazmadığını itiraf ediyor. Klasik roman akışı isteyen, bir anadüşünce etrafında şekillenen ve sonlanan kitap arayışında olanların uzak durmasi gereken bir kitap hatta yazar. Kendi kişisel geçmişini, dünya tarihini, insanlığın yapısını seven, felsefe ve psikoloji ile ilgilenen okurlara tavsiye ederim. Ben kişisel olarak hem kendi yaşlılığımı hem çevremdeki yaşlıları hem de yaşlılık kavramı üzerinden çokça tefekkür yaptım bu
Zaman SığınağıGeorgi Gospodinov · Metis Yayıncılık · 01,719 okunma
Yürümenin Felsefesi: Yavaşla, Yol Senden İncinmesin
8/10
·191 syf.·
2026 177. kitabı
Raylar pas içindeydi. Demir, yılların sessizliğiyle renk değiştirmiş, kahverengiye çalan bir yorgunlukla toprağa karışmıştı. Traverslerin arasından çıkan otlar bu hattın artık bir ulaşım değil, bir unutulma alanı olduğunu gösteriyordu. Bir zamanlar hızın ve düzenin simgesi olan bu çizgi şimdi doğanın sabrına teslim olmuştu. Sağ tarafta eski bir istasyon binası duruyordu. Çatısı kısmen çökmüş, camları kırılmıştı. İçeride bir zamanlar bekleyen insanların varlığı artık sadece boşluk olarak hissediliyordu. Biraz ileride tünel ağzı görünüyordu. Karanlık, gündüzü bile içine çekiyordu. Ben, Ravi, Hiç ve Münzevi rayların üzerine adım attık. Buraya Frédéric Gros Yürümenin Felsefesi kitabını konuşmak için gelmiştik. Ama daha ilk adımda anlaşılan, bu yol sadece kitabı anlatmayacaktı, kitabı değiştirecekti. İlk soruyu ben sordum. “Gros yürümeyi neden bir ulaşım biçimi olarak değil de bir düşünme biçimi olarak ele alıyor?” Ravi kısa bir süre raylara baktı. “Çünkü ulaşım hızla ilgilidir. Ama düşünme hızla değil, ritimle ilgilidir. Kitap boyunca gördüğümüz şey modern insan sürekli varmak istiyor. Yürüyen insan ise bazen varmak istemiyor. Sadece kalmak, görmek, değişmek istiyor. Bu yüzden yürüyüş bir araç değil, bir durum.” Hiç hemen araya girdi. “Ama bu fazla idealize değil mi? Sonuçta yürümek de bir eylem. İnsan yürüyerek yine bir yere gidiyor.” Münzevi bakışını raylardan kaldırmadan konuştu. “Gidiyor ama mesele orası değil. Mesele, giderken ne kaybettiğin. Tren rayları bize bunu gösteriyor. Ray üzerinde hareket eden şey özgür değil, sadece güçlüdür. Yürüyen insan ise güçlü değil ama yön değiştirebilir.” Bir süre sessizlik oldu. Rayların sesi yoktu ama sanki geçmişten bir titreşim kalmıştı. Ben ikinci soruya geçtim. “Kitapta Nietzsche neden bu kadar önemli bir yer tutuyor?” Ravi cevap
Yürümenin FelsefesiFrédéric Gros · Kolektif Kitap · 20209,1bin okunma
Reklam
Roza Dorea ve Devrimin Kanatları / Berna Güzel
Puan vermedi·430 syf.··
2026 34. kitabı
Bir serinin final kitabı, çoğu zaman bütün hikâyenin kaderini belirler. Ne kadar etkileyici bir başlangıç yapılmış olursa olsun, okurun zihninde kalacak son izlenim genellikle finaldir. Berna Güzel’in Roza Dorea serisinin üçüncü kitabı Devrimin Kanatları ise seriyi yalnızca başarılı bir şekilde tamamlamakla kalmıyor; önceki iki kitabın üzerine çıkarak anlatının bütünlüğünü ve gücünü pekiştiriyor. Fantastik edebiyatta sıkça karşılaşılan sorunlardan biri, seri ilerledikçe karakterlerin tutarsızlaşması ya da ilk kitaplarda kurulan yapıların yeterince karşılık bulamamasıdır. Devrimin Kanatları bu açıdan oldukça sağlam bir yerde duruyor. İlk kitaptan itibaren işlenen temalar, verilen ipuçları ve karakter gelişimleri finalde anlamlı bir bütün oluşturuyor. Kurulan evren derinleşirken hikâye de kendi iç mantığını koruyarak ilerliyor. Roman boyunca yalnızca büyük bir savaşın sonucunu değil, karakterlerin içsel dönüşümlerini de takip ediyoruz. Kehanet Çocukları’nın, Lefter’in ve Vasilis’in büyüme hikâyeleri; aile bağları, aidiyet duygusu, kayıplar ve yeniden kurulan hayatlarla iç içe geçiyor. Özellikle yan karakterlerin dahi yalnızca hikâyeyi ilerleten figürler olarak kalmayıp kendi motivasyonları ve çatışmalarıyla varlık göstermesi, anlatıyı daha güçlü kılan unsurlardan biri. Ancak benim için seriyi benzerlerinden ayıran asıl nokta, fantastik kurgunun altında taşıdığı düşünsel katmanlar oldu. Hikâye; iktidarın yozlaştırıcı etkisini, gücü korumak adına meşrulaştırılan zulmü, sömürüyü ve ayrıştırıcılığı sorgularken; buna karşı dostluğu, dayanışmayı, inancı ve özgürlük arzusunu öne çıkarıyor. Bu yönüyle yalnızca bir macera anlatmıyor, aynı zamanda güçlü bir direniş ve umut anlatısı kuruyor. Sedna başta olmak üzere birçok karakterin inandıkları uğruna göze aldıkları fedakârlıklar,
Roza Dorea ve Devrimin KanatlarıBerna Güzel · Perseus Yayınevi · 20262 okunma
Çünkü, “Bazen erken ölüyor insanlar umutlarından.”
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 21:48
Spoiler olacak. Yukarıdaki şarkı sözü, çok sevdiğim bir şarkı olan Ateş ve Barut’a ait. No.1’in bir parçası ve benim karakterimi şekillendiren 3 rapçiden birisi. Yani demem o ki bu şarkıyı bu kitaba atfettiysem kitapla sandığımdan daha fazla bağ kurmuşumdur. Bu kitap her şeyiyle -hatta bu seri- benim kafamda bu şarkıyla bağdaştı. Sevdiğiniz bir tür olmayabilir belki ama sözlerine bakarsanız neden öyle dediğimi anlayacağınızı düşünüyorum. En azından bazı cümlelerde aklınıza Beau gelir. Belki de gelmez ama bu şarkıyı her dinleyişimde benim aklıma Hainin Mührü’nu getirip böyle bir kitap vardı ve bana ellerim titrerken inceleme yazdırmıştı dedirtecek. Bu kitap umudumu yitirdiğimi düşündüğüm bir dönemde bana ufacık bir umudun bazen direnişler başlatıp zaferler alıp başka insanlara umut olabileceğini gösterdi. Çok sevdiğim bir kitap var, #k:272469. Kitapta ana erkek karakter Reid’in, ana kız karaktere kitap verdiği bir sahne var. Verdiği kitapta ana karakterler kitabın sonunda ölüyor. Kız da “kitap mutsuz bitiyorsa, ölümle bitiyorsa okumayacağım” diyor. Reid de “Ölümle bitmiyor, umutla bitiyor,” diyor. Bu kitap ölümle bitmedi. Umutla da bitmedi. Ama ölüm ve umutla ilerledi. Bazı ölümler acıtsa da umut olur. Direniş olur. Zafer olur. Devrim olur. Yeniden başlangıç olur. Fazla romantik konuşuyor olabilirim. Haksız da olabilirim. Gerçek hayatta ölümler acıtır çünkü. Fakat bazen bazı hikayelerde bazı kahramanlar kendilerini feda eder ve o hikayenin umudu olurlar. Diğer karakterlerin umudu. Bu seride onlarca umut vardı. Boğar vardı, Pim vardı, Öfke vardı ve en çok acıtan olarak Beau vardı. No.1’in de dediği gibi: bazen erken ölüyor insanlar umutlarından. Ama yine No.1’in de dediği gibi: bizi yolu sokmalarına ve değiştirmelerine izin veremeyiz. O ölen umutlarla kendi
1000Kitap
Hainin Mührü 3Övgü Deveci Safi · Dokuz Yayınları · 202659 okunma
Zeka gösterisine oynayan süslü alıntılar kitabı
6/10
·64 syf.··
2026 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2026 17:41
Yalnız Sıkıcı İnsanlar Kahvaltıda Parıldar özel olarak Oscar Wilde’ın yazdığı bir eser değil daha çok yazarın 80’li yıllarda yazdığı oyun, roman,deneme ve mektuplardan toplanmış aforizma olarak derlenmiştir. Kitapta geçen aforizmaların %80 i için bile Dorian Gray'in Portresi kitabından bire bir alıntı diyebiliriz.Buna örnek olarak; “Kahkaha bir arkadaşlık için hiç de kötü bir başlangıç olmadığı gibi olabilecek en iyi sondur.” aforizması verilebilir. Bu açıdan bu kitabın yazılmasına gerçekten gerek var mıydı demeden edemiyorum. Buna bir diğer eleştirim, düşünce ve cümleler her iki kitapta tamamen aynı olmasına rağmen Dorian Gray'in Portresi’nde okurken ne kadar sevdiysem bu kitabı o kadar sevemedim. Belki de bazı düşünceler bir olay örgüsü ile temellendirildiğinde akla yatkın, biraz da keyifli gelse de, aforizma gibi keskin cümlelerde kulağa sığ ve saçma bir keskinlikte gelebilir. Oscar Wilde’ın düşünceleri çoğunlukla mantıksız gelse de ironi ve üstü kapalı eleştiri olarak düşünüldüğünde aslında gayet güzel. Fakat bazen yazarın gerçek düşünceleri olduğunu düşünmemek elde değil. Eleştiri bir tarafa bırakıldığında mizahi olarak okuması keyifliydi diyebilirim. Kitaptan beğendiğim bir alıntıyla bitiriyorum. “İnsanı mantıklı bir hayvan olarak tanımlayan kimdi merak ediyorum. Gelmiş geçmiş en yersiz tanım bu. İnsan pek çok şey olabilir ama mantıklı değildir.”
İnceleme
Yalnız Sıkıcı İnsanlar Kahvaltıda ParıldarOscar Wilde · Can Yayınları · 20247,1bin okunma
8/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2026 00:35
Kitap, Firuzan'ın intiharıyla sarsıcı bir başlangıç yapıyor ve daha ne olduğunu anlamadan kendinizi kurgunun tam ortasında buluyorsunuz. Giriş kısmında okuyucuyu boğan kitapların aksine, Firuzan sizi ilk sayfadan itibaren içine çekmeyi başarıyor. Firuzan intihar ettikten sonra Araf'ta sıkışıp kalıyor ve hayatını anlatması için sözü geçmişten bugüne kadınlara; büyük ninesi Umay'a, anneannesi Dapir'e ve annesi Rojda'ya bırakıyor. En sonunda ise mikrofonu kendisi alarak kendi hayatını nasıl sonlandırdığını anlatıyor. Okurken çoğu yerde gözyaşlarımı tutamadım... Maalesef bu topraklarda kadınların kaderi pek değişmiyor; acılar bitmiyor, sadece bir alt kuşağa miras kalıyor. Fatih Gezer, okuduğum ikinci kitabı olan bu eseriyle (ilki Suni Tebessüm'dü) son dönem yazarları arasında kalemi en kuvvetli ve üretken isimlerden biri olduğunu kanıtlıyor. Kitabın bölümlerindeki karekodlar ise gerçek bir vizyon işi! Karekodu okuttuğunuzda yazarın o bölüm için bestelediği ve seslendirdiği şarkılara ulaşıyorsunuz. Daha önce böyle bir çalışmaya rastlamamıştım, kesinlikle harika bir fikir! Kadınlık tarihine, aile miraslarına ve toplumsal gerçeklere dair sert ama dokunaklı bir yolculuğa çıkmak isteyen herkese tavsiyemdir. Şimdiden keyifli okumalar
FiruzanFatih Gezer · Everest Yayınları · 2025462 okunma
Reklam
Reklam