Selam Kasım ayının okuduğum son kitabı Stanislaw Lem'in Aden'i oldu.
Lem'in beyin yakan hem felsefi hem fantastik evreninin içinde buluyoruz kendimizi.
Mühendis, Doktor, Kimyager, Sibernetikçi, Fizikçi ve Kaptan'ın oluşturduğu 6 kişilik mürettebat uzay gemisiyle Aden gezegenine iniş yaparlar.
Onları gezegende pek çok tuhaf olaylar bekler.
Akciğere benzeyen soluk alan dev ağaçlar, "İkicanlı" yaratıklar, gizli geçitler, harabe olan terk edilmiş fabrikalar, cesetler, mezarlıklar bir dizi korkutucu şeylerle karşılaşırlar. Bir yandan tamir edilmesi gereken gemilerini onarmaya çalışırlarken, bir taraftan da Aden gezegenini keşfetmeye çıkarlar.
"ikicanlı" türünden biri ile karşılaşırlar. Onunla iletişim kurmak, gezegendeki hiyerarşik düzeni, nasıl yaşadıklarını öğrenmek isterler. Burada teknolojik sistemleri ne kadar zarar görse de bir şekilde iletişim kurulur.
Onları özgür bırakmanın bedeli insan olarak senin diğerleriyle savaşmanı gerektiriyorsa amacını aşmış olmaz mı? Düşünmeye iten en iyi sorulardan birisiydi.
Yazardan okumaya devam.
#kitapalıntıları
"Deliliğe karşı verilen savaş gibi, gerçeğe de direnilir."
"Pekâlâ. Farzet ki yüksek uygarlık düzeyindeki bir nesil, yüzlerce yıl önceki dinsel savaşlar sırasında Dünya'ya iniyor ve kavgaya karışıp güçsüzün yanında yer almaya karar veriyor. Gücünü kullanarak, doktrinlere karşı gelenlerin yakılmasını, farklı görüşte olanların eziyet etmelerini yasaklıyor, vesaire. Bana dürüstçe, insancı rasyonalizmi bütün gezegende kabul ettirmenin mümkün olabileceğini söyleyebilir misin?.."
"... Bu gezegenin sakinleri, kör bir patikada kalakalmış ve elinden tutup kurtarabileceğin bir çocuğa benziyor mu? Keşke her şey bu kadar basit olsaydı! Onları özgür bırakmak Henry, öldürmekle işe başlamak demek ve çarpışma ne kadar şiddetli