Alnı Mavide

8,5/10  (2 Oy) · 
5 okunma  · 
2 beğeni  · 
472 gösterim
"Göğsünde bir diken büyüyordu. Kökleri akciğerinin dalları arasında karışmış, kalbinin hemen yanından boy veren kaba sapı kızıla dönmüş diken. Tuğ çıkarmış. Muzaffer mor uçları var topuzunun. İçindeki kafayı koruyan sert zırh, ölümcül oklarla donanmış. Metal ruhlu diken büyüyordu göğsünde. Onu bıraktıkları ağacın dibinden doğruldu. Sırtını dayadı akasyaya. Dibinden avuçladı toprağı. Ağır ağır çiğnedi. Yuttukça rahatladı. İçindeki açlığın atları sakinleşti."

Alnı Mavide, öyküleriyle sıradan insanı gözlemleyen, öyküye yakışacak ayrıntıları yetkinlikle aktaran Ahmet Büke'nin yirmi dört öyküsünü bir araya getiriyor. Bu öykülerin kahramanları, yaşamın kendilerine dayattığı acı, karanlık yazgıyı tüm varlıklarıyla resmediyorlar. Okuyucunun da aslında kendi gizli sesini bulduğu, bu nedenle okurken sarsıldığı, huzursuzluğa kapıldığı önemli bir kitap, Alnı Mavide.

Ödüller:
2008 Oğuz Atay Öykü Ödülü
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2010
  • Sayfa Sayısı:
    160
  • ISBN:
    9789750712401
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Aydın Nasuh 
 02 Nis 21:05 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Önsöz: Kitaptan ziyade yazarına yönelik bir incelemedir.

Ne kadar sevinçliyim bilemezsiniz: göğsümü sıkıştıran heyecan, nefesimi sıklaştıran telaş, gözlerimi buğulandıran derinlik sarhoşluğu.

Bilir misiniz? : Vücuda dolanan plastik, daktiloya sıkışan fındık faresi, kocaman avuçlarıyla sandaldaki çocuk, çöp bidonundaki evrak çantası, buzdolabının üşüyen içi, Kumrulu Mescit'in cılız çıtırtıları, artık hepsi bilincimin derinliklerinde.

Evet, Ahmet Büke derinliklere sızan bir yazar, sanırım o nedenle bu kadar eşsiz, bu kadar güçlü.

Sizlere bundan sonra aktaracaklarım; henüz yazarı yeni tanımış bir okurun, öykücünün ayak izlerini takip ederek oluşturduğu aktarımlardan oluşacak.

Büke, gerçekten usta bir kalem; daha ilk an'da bir kaç cümlesi ile karşınıza dikiliyor, sonra tüm kahramanlarının tek bir vücuda bürünmüş çoğulluğu ile her taraftan sarılıyor.

Bu çoğullar içinde bir kere çok iyi bir gözlemci ve bunu şiirsel bir aktarımla sunuyor, betimlemeler derinlere inmemizde bir basınç görevi üstleniyor. Öyküler ise bir anlatı değil, sizin içinde yer alabileceğiniz bir varoluş.
Yani bir nevi öykünün içinde tasvir ettiği gerçekliğin varoluşunu özümsüyorsunuz.

Büke dilimize de çok hakim, yöresel sözcükler, akıp giden tarihin yaşayan kanıtları ve öyküler bu geleneği unutmuyor, okuyucuya da hatırlatıyor.

Bir öykü kitabını onlarca öykü ile dolduracaksınız ve bunların hepsi ayrı bir yerde, ayrı hayatları anlatacak, zor iş. Öykü yazarının bunun üstesinden gelebilmesi için çok fazla donanıma ihtiyacı var ve sanıyorum ki Büke bu gücünü her cümlesinde okuyucuya ıspatlıyor.

Benim şimdilik diyeceklerim bunlar, peki Ahmet Büke etrafında neler derledim bilmek isterseniz, ona da bir göz atalım.

Ahmet Büke 2012 yılında bir öykü yarışmasına katılıyor. juri'de yer alan Sibel Atasoy'un anlatımından bir alıntı:

"Evet bizi yani Xasiork Ölümsüz Öyküler Kulübünün 2002 yılı jürisini, üç ve birbirinden güzel öyküsüyle şaşkınlığa uğratmıştı. Üyeler heyecanla birbirlerini arayıp bu yazarın kim olduğunu soruyorlardı. Kendisini daha önceden tanımıyorduk, kulübümüzün üyesi değildi ve açıkçası bazı jüri üyesi arkadaşlarım onun takma isimle yarışmaya katılmış usta bir yazar olduğuna hükmetmişlerdi."
(Evde kimse yok: önsöz )

Büke ödülü kazınıyor, hatta ondan sonra çok önemli pek çok ödülün de sahibi oluyor. Bu konuda yazarın hoş bir anlatımı da var.

"borç vardı işte o ara foça belediyesi öykü yarışması açmış ben de iki satır yazdım bi 30 dakikada filan... ordan gelen parayla kapattık borcu"

Bu sakin ve çoğu zaman sessiz duran adam, öyle görünüyor ki yaratıcılık yetisini de pek fazla önemsemiyor, zira Ekşisözlükten bir tanışıklığı şöyle sesleniyor gibi "Heyy!! bir kitap haline gelebilecek basılmamış yazıların bende, beni bul."

Son olarak güzel bir betimlemesi ile bitirmek istiyorum yazıyı:
"Yangın artığı çamların dizlerine sarılan bodur meşeler, onların altında başlayan ahlatlar, alıçlar, kuru dereye doğru sarmış çiçekli hayıt dalları ve elbette diken ölüleri, büzülmüş, dertop olmuş bir acı gibi kıvrandılar sıcağın altında. Yaz hükmünü yeniden hissettirdi. Denizden yükselen rüzgâr, cırcırböceklerinin sesine dolandı."

Bir de değerli bir inceleme: http://muhalefet.org/...arpkaya-26-1792.aspx

Kitaptan 3 Alıntı

Begüm Orus 
17 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Mavi inatçıdır, aynı bahar gibi. İkisi de dövüşerek gelir ve gider.."

Alnı Mavide, Ahmet Büke (Can yayınları)Alnı Mavide, Ahmet Büke (Can yayınları)
Aydın Nasuh 
28 Mar 10:15 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Doğduğun yer artık yoksa, öleceğin yer de seni kabul etmiyor, bunu belledik.

Alnı Mavide, Ahmet BükeAlnı Mavide, Ahmet Büke
Aydın Nasuh 
29 Mar 10:17 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

ALO! BURADA BİR SORUNUMUZ VAR
Buzdolabı. İnsanlık için büyük adım. Ortalık cehennem gibi yanarken, evin köşesinde, hadi mutfağın en mühim noktasında diyelim, içi üşüyen bir varlık. Üstelik kapağı açılmadan bu sırrını kimseye vermiyor.

Alnı Mavide, Ahmet BükeAlnı Mavide, Ahmet Büke