Bence o çocuk öyle gülmemeli Ay kar gibidir pencerede..
Ergin Günçe dizeleriyle başlıyor kitabımız ;
Derin bir gözleminGüçlü bir kalemin kitabını okuduk..
Biz onu öykücü olarak görsek de Ahmet Büke "Kendimi öykücü ya da roman yazarı olarak görmüyorum.Ben aslen hikâye anlatıcısıyım.Yani dedemin, ninemin, babamın sözle yaptığını ben onların daha moderni olarak edebiyatla yapıyorum." demiş bir söyleşisinde.
Oğuz Atay Öykü Ödülü, Sait Faik Hikâye Armağanı gibi ödülleri kazanan Ahmet Büke, öykücülüğü ile öne çıkan bir yazarımız..
Uğrayın buraya..
seveceksiniz biliyorum...
"Annelerin acısını bilse insan; yani etinde bir saniye hissetse, kimse kimsenin canını yakmaz. Kimse haksızlık yapmaz."
15 kısa hikayeden oluşan Yüklük kitabı bir günde bitirilebilen kitaplardan. Bazı hikayelerinde farklı teknikler de denemiş yazar. Bu ilginç bir okuma deneyimi de sunuyor. Genel olarak bu kitaptan bende kalan acı hikayeler oldu. İşkencede öldürülen çocuklar, ağlayan anneler, yasak bir aşktan dünyaya gelen bir çocuk, karantinaya alınan sığırlar gibi farklı konuları işliyor.
Özellikle kitabın ikinci bölümündeki hikayeleri daha çok sevdim çünkü bu bölümdeki hikayelerde tanıdık bazı yazarların da ismi geçmesi ve hikayeye bir şekilde karakter olarak girmesi güzel bir okuma deneyimiydi. John Fante, Vüs'at Bener, Sait Faik, Platonov ve Tina Modotti isimleri geçiyor hikayelerde. Son hikayesinde ise Feride Abla ve Sevgi abla diye bahsettiği iki kişi var fakat ben kim olduklarını bilemedim. Onların yanında Odtü'de öldürülen devrimci Ertuğrul Karakaya'dan bahsediyor.
Anlayamadığım, karmaşık bulduğum bir öykü kitabı... Boşa zaman kaybetmişim gibi hissediyorum kendimi. Okuyun belki siz öyle hissetmezsiniz. Deli İbram Divanını öneririm ama.
Ahmet Büke'nin kalemiyle tanışma kitabım oldu "Yüklük". Öykü severlerin seveceğini düşünüyorum. Kalemi çok güçlü bir yazar. laf cambazlığı yapmadan okurun nabzını tutan bir yazma stili var. açık, doğrudan anlatıyor..
Gerçi o kıvamlı sıvı süzüyor bir sürü şeyi ama yine de geliyorlar. Duyu denilen şey bitse de hatırlama kalıyor geriye. O en güçlüsü çünkü. Anıların kodları zamanın en derinlerine işleniyor. Mesela ekmeğin kokusu değil ama ekmek kokusuyla ilgili anılar geri geliyor. Pankart sesleri, açılıp kapanan demir kapılar, sehpaya çıkan arkadaşlar, Pazar kahvaltısındaki ayva reçeli, eski cezvede kaynayan yumurta, rüzgarda kuruyan nevresimler, ipte unutulmuş mandalların kararması... Hepsi aniden geri geliyor. Ama onları tutamıyorsun da. Eski sandık kokusu gibi işte
Yazarla tanışma kitabımdı. Maalesef sevemediğim bir yazar oldu. Açıkçası hikayelerini hatırlamıyorum bile o kadar ilgimi çekmedi. Tarzından ve konu seçimlerinden hiç hoşlanmadım. Devamını okur muyum bilmiyorum, devamını okuyup fikrimin değişebileceğini hissetmediğimden sanırım burada yazarla vedalaşıyorum. Belki ileride tekrar denerim. Tavsiye edebileceğim bir kitap olmadı.
Ahmet Büke'nin öykülerinde kaçamadığınız bir alan olur. Genelde oraya sığınmaya çalışırsınız ancak yakalanırsınız. Fakat bu tadı yakalayamadım. Yüklük Büke'nin ilk öykü kitabı olduğunu zannettiğim bir kitaptı. Mevcut tarzından bir miktar uzaklaşmış. Gerçekçilikten de sıkılmış bir havadayken yazılmış bir kitap gibi geldi bana. Arasında 2 öyküyü beğendim. Diğerleri aklımdan silindi bile. Kitabın son kısmında yer alan yazarlara saygı kuşağı hoş fakat benim hiç ısınamadığım bir saygı duruşu. Daha farklı, daha yenilikçi ve yaratıcı yazarlık üzerine yapılan işleri daha çok seviyorum sanırım.
Ahmet Büke’nin öykülerinde acı ve ironi bir arada; bu yalın öyküler, şaşırtıcılığını da sarsıcılığını da ülkemizin tükenmek bilmez acı ve ironi kaynağından topluyor. Böylece bir dil sağanağı çıkıyor ortaya; yoksulun dili, ötekinin dili, zalimin dili ve umut edenin dili hep bir ağızdan öykü söylüyor. Büke, Yüklük’teki öykülerinde artık kangrene dönüşmüş meseleleri anlatırken yer yer sevdiği sanatçılardan da yardım alıyor, edebiyat serüvenindeki köşe taşlarını imliyor.
Keyifli okumalar…
Dikkat spoiler içerir.
Karma hikayelerden oluşan bir derleme. Ufak mahalle insanlarının güzel şekilde anlatıldığı hikayeler mevcut. Abisinin arkadaşı kafasında metal olduğu için ayda bir hastaneye giden abi kardeş dolmuş muavinlerinin hikayesi, kafasında kurarak Kamil adlı arkadaşı ile Vüsat Bener, Dan Fante, Platonov, Sait Faik, Nina Modotti gibi isimlerle sohbet eden adamın hikayeleri, Tarım bakanlığında başıboş inekler yüzünden Hotamış'da yaşanan kargaşa ve yeni atanan memurun eski memur Osman ile olan muhabbetinin anlatıldığı hikaye, annesine denizaltı görevi var diye ay yolculuğuna çıkacak çocuğun, sevdiği kadının annesinin bütün yemeklerini yemesi ve onu sevmediğini söylemesi gibi hikayeler mevcut. Özellikle yazarları konuşturduğu kısımlar gayet güzel. Keyifle okunan bir kitap.
1997 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünden mezun oldu. Ölümsüz Öyküler Yayımevinin düzenlediği "Xasiork 2002 Kısa Öykü Yarışması"nda “Kayıp Dua Kitabı” isimli hikâyesi birincilik ödülüne layık görüldü. 2008'de "Alnı Mavide" ile Oğuz Atay Öykü Ödülü'nü, 2011'de Kumrunun Gördüğü adlı kitabı ile Sait Faik Hikâye Armağanı'nı aldı.Öyküleri, e-edebiyat, AdamÖykü, Özgür Edebiyat ve Patika dergilerinde yayımlandı. Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi ve Derkenar isimli internet dergilerinde kısa öyküler yazmaya devam ediyor.