Beni mi?

Suat Derviş
Tahmini Okuma Süresi:
5 sa. 50 dk.
Sayfa Sayısı:
206
Basım Tarihi:
Eylül 2019
İlk Yayın Tarihi:
1924
Yayınevi:
İthaki Yayınları
ISBN:
9786057762276
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak

Yorumlar ve İncelemeler

“Bir kere eğemedim bu kadının başını.”
8/10
·206 syf.··
2021 135. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Aralık 2021 00:22
Suat Derviş’in henüz 13-14 yaşlarındayken yazdığı ilk yazısını, komşusu Nazım Hikmet Ran ondan habersiz bir gazeteye yollar. Suat Derviş buna kızar, bir süre Nazım Hikmet’le konuşmaz. (Dünyanın en mukaddes komşusuna nasıl küstün be Suat ablacığım?) Bu küslük ne kadar uzun sürdü bilinmez, ama bu “deli kadın” için Nazım sonra “Gölgesinde” şiirini yazar, ve der ki: “Bir kere eğemedim bu kadının başını.” Ama Suat Derviş’in başını eğmeye çalışan çok olur. Hem kadınsın, hem yazar. Türlü cinsiyetçi saldırılara, aşağılayıcı eleştirilere maruz kalır. O da takılır dünyada gezinen komünizm hayaletinin peşine, yanına başka kadın hayaletler de bulur, “Devrimci Kadınlar Birliği’ni kurar. Görünmez olamasalar da, hayalettir neticede, bir korku salar dönemin gericilerinin üstüne. Hayaletin kaleminden çıkan Beni mi? , bir Novella ve sekiz öyküden oluşan bir öykü kitabı. Suat Derviş’in yazınının ilk zamanlarına denk gelen, daha çok orta ve üst sınıftan kadın karakterlerin başrolü oynadığı öyküler. Bununla birlikte kendi yaşadığı dönemin ahlakçı yörüngesinden çıkabilmiş, “evinin kadını, çocuklarının anası” ehven tanımının dışına taşmış kadın karakterler yaratmış. Karakterlerin ortak özelliği ise “söyleyememek”. “Seni seviyorum”, “bu adamla evlenmek istemiyorum”, “beni nasıl aldattın be adam” ve daha nicesini bir türlü diyememek. Kitabın geneline yayılan uzun monologlar, tek kişilik tiyatro izlemişsiniz, oyuncu anlatıp inmiş gibi bir his bırakıyor. Eski Türkçe kelimeler tiyatro sahnesini alıp Yeşilçam Sokağı’nın ortasına taşıyor. (Neden bilmem, bütün hanım ablaların yüzüne Belgin Doruk resmi yapıştırıp öyle izledim ben oyunu.) Öte yandan, tek anlatıcının sözlerine ne kadar güvenmeniz gerektiğini kestiremiyorsunuz. Her kelimeye dikkat kesiliyor, bir bakıştan yola çıkarak fikir yürütmeye
Öykü
Beni mi?Suat Derviş · İthaki Yayınları · 201968 okunma
Puan vermedi·206 syf.··
2021 487. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 03 Eylül 2021 11:53
İlk defa okuduğum yazar olan Suat Derviş, beni kendine hemen bağlayan öyküleriyle kalbimde yer etti. Hepsi de okuması kolay, zevkli, bazen iç sızlatan, bazen bir Türk filmi tadında, bazen ise hayatın gerçeklerini tüm basitliğiyle yüzüme çarpan öykülerdi. On adet öyküden en beğendiklerim “Bir Sarhoşun Vasiyetnamesi” -ki gerçekten harikaydı- ve “O Mu?” oldu. “O Mu?” öyküsünün son cümlesi epey üzdü. Kitaba adını veren “Beni Mi?” uzun öyküsü ise tek bir kişinin konuşması, karşıdaki kişinin verdiği cevapları, hareketlerini, tavırlarını ve bütün olanları monolog şeklinde okumamız ise bana göre çok başarılı bir öykü çıkarmış ortaya, daha önce hiç okumadığım cinsten. “Yeşil Elbise” bir çocuk gözünden anlatıldığı için fazlasıyla masum bir aşkı, “Gönül Bu” ise sonunda ister istemez 'oh olsun' dedirten bir aşkı konu almış. “Başkalarının Saadeti” öyküsünde fedakârlığın bu kadarı da olmalı mı şeklinde bir sorgulamaya giriyor insan. Yani kısaca, birkaç öykü hariç okumaktan çok memnun kaldığım bir kitaptı. Suat Derviş'in romanlarını da okumak için sabırsızlanıyorum.
Edebiyat
Beni mi?Suat Derviş · İthaki Yayınları · 201968 okunma
Ama Ben Senin Amcanım Nermin!
7/10
·206 syf.··
Beğendi
·
2022 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2022 08:28
Kitap biri çok uzun monolog (Beni mi?) diğerleri çok kısa beş altı öyküden oluşan bir Seçki olmuş. Ana tema aşk. Kitabın ilk uzun öyküsü Beni mi? uzun bir monolog. Etkileyici olduğunu peşinen söyleyebilirim. Annesini erken yaşta kaybetmiş on beş yaşlarında bir kızdır Nermin. Fakat babası onu erkek gibi yetiştirmiştir. Sokakta erkek çocuklarıyla onların oynayacağı oyunları oynar, kıyafeti de onun kız çocuğu olduğunu belli etmeyecek şekildedir. Bir gün evlerinin önünde oyun oynarken Nerminin amca dediğini anladığımız babasının en samimi arkadaşı uzun yıllar sonra çıkagelir. Nermin'i sokakta öyle görünce dayanamaz ve ona artık genç bir kız olduğunu hatırlatmak için çalışmaya başlar. Önce görüntüsünü sokak çocuğundan genç kıza çevirir sonra da yaşama şeklini değiştirir. Kızla ilgilenen iki genç vardır onlarla ilgilenmesi için girişimde bulunur. Yön verir, yardımcı olur. Sonra olaylar bambaşka bir hal almaya başlar. Amca ile olan ilişkiler farlılaşır. Ve tahmin edilemez bir sona kadar dinleriz olup bitenleri. Bütün hikayeyi anlatıcı olarak amcanın ağzından işitiriz. Nermin'in cevaplarını da. Kolay okunan bir uzun öykü bakmak isteyenler için yaklaşan yaz günlerinde okunabilir.
Edebiyat
Beni mi?Suat Derviş · İthaki Yayınları · 201968 okunma
Puan vermedi·206 syf.··
2024 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Eylül 2024 22:44
Abi tam bi gaslighter. Sen o kadar ilgiyi göster göster. Sonra da babandan farkım yok de. Aynen biz yanlış anladık zaten. Bi de biraz avellik var. Nasıl anlamazsın abi kızın sana aşık olduğunu.
Beni mi?Suat Derviş · İthaki Yayınları · 201968 okunma
Puan vermedi
#SuatDerviş #Benimi? #Sayfa222 “Hayat senden zannettiğin gibi uzaklaşmıyor. Yoruldun, zaafın var, sinirlisin ve korkuyorsun. •••••••••••••••••••••• Selâm Bir ortak okumanın daha sonuna geldik. Bu yolculukta bana yoldaşlık eden Arzu çok teşekkür ederim. Yollarımız daha nice kitaplarda kesişsin dilerim.. Elinizden düşüremeyecek kadar akıcı , hızla yaprakları çevirirken de bir çok duyguyu da aynı anda yaşayacak kadar etkili. Öfkeyi, kızgınlığı, acıyı, umudu, aşkı, sevgiyi, bağlılığı ve yok oluşları çok derinden hissettiren.. Suat Derviş’in ışıldayan dehasının ilk pırıltılarını yakaladığımız, esere adını veren Nermin ve sekiz öyküden oluşan bir hikâye kitabı "Beni mi?" “Beni mi?” Türkçenin, müstesna ve güçlü kalemlerinden Suat Derviş’in 1924 yılında yazdığı bir hikâye kitabı. Derviş’in edebiyatının ilk dönemine denk gelen, daha çok üst sınıf kadınların gündelik hayatlarına ve aşklarına odaklandığı bir dönemde kaleme alınan bu eser, her bir hikâyesiyle başlı başına bir vaka olma özelliğini sergiliyor. •••••••••••••••••••••••• Eserin ilk hikâyesi kitaba da adını veren, Beni mi Annesini erken yaşta kaybetmiş on beş yaşlarında bir kızdır Nermin. Babası onu erkek gibi yetiştirirken en yakın arkadaşı olan Adnan beye emanet eder. Adnan bey de , annesi ölünce babası tarafından bir oğlan çocuğu edasıyla yetiştirir. Onlarla top koşturan, onlar gibi giyinip onlar gibi davranır. Bu genç kızı kendi benliğine dönüştürmeyi görev edinen Adnan bey, ona artık yavaş yavaş genç bir kız olduğunu hatırlayacaktı.
Beni mi?Suat Derviş · İthaki Yayınları · 201968 okunma
Puan vermedi·222 syf.··
2022 41. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2022 10:49
Kitabın adı:Benim mi Yazarın adı:Suat Derviş Sayfa sayısı:222 1924 yılında yazılan hikayelerden oluşan bir kitabımızda bir hikaye var ki onun ayrı bir özelliği var.. Nermin erkek gibi büyütülmüş erkek giysileri giydirilmiş 21 yaşına gelmiş bir kızdır. Nermin'in annesi ölmüştür ve o günden beri babasının bir arkadaşı onlarla birlikte yaşamaktadır. Sürekli Nermin büyüdün artık şu erkek kıyafetlerini çıkar kadın kıyafeti giy alımlı güzel bir genç kız ol diye söylenir. Nermin söyleneni yapar ve çok güzel bir genç kızdır. İsteyenleri olur Nermin istemeseler evlenir amaaaa.....
Beni mi?Suat Derviş · İthaki Yayınları · 201968 okunma
Puan vermedi·222 syf.··
Beğendi
·
2023 96. kitabı
BENİ Mİ? SUAT DERVİŞ 222 SAYFA Ben kendisi için değil, merbut olduğu (bağlı bulunmak) insanlar için yaşayan bir zavallıyım, beni anladınız mı? "Beni Mi?" Suat Derviş'in 1924 yılında yazdığı bir hikaye kitabı. Esere adını veren bir uzun öykü ve 9 kısa öyküden oluşan kitabımız, 1926 yılında Sühulet Matbaası tarafından basılmış. İthaki Yayınlarının bu özel kalemin külliyatını tamamlama çalışmaları sayesinde de 2019 yılında Latin harfleri ile edebiyat dünyasına aktarılmış. "Derviş'in edebiyatının ilk dönemine denk gelen daha çok üst sınıf kadınların gündelik hayatlarına ve aşklarına odaklandığı bir dönemde kaleme alınan bu eser, her bir hikayesiyle başlı başına bir vakıa olma özelliğini sergiliyor" demiş sayın Seval ŞAHİN önsözde. Gerçekten de herbiri ayrı bir tat bırakan öyküler. "Beni mi?" uzun bir monolog (tek kişilik konuşma) olarak kaleme alınan ve en sevdiğim öykülerden biri oldu. Hikayenin anlatıcısı Adnan bey. Sanki karşısında arkadaşının kızı Nermin varmış ve onunla konuşuyormuşcasına kurulan hikayemiz, annesini çok küçük yaşta kaybeden Nermin'in erkek çocuğu gibi yetişirken, babasının arkadaşı Adnan bey tarafından adım adım genç kızlığa yöneltilmesini anlatıyor. Anlatıcının kendi kendine konuşması, Nermin ile konuşması yahut Nermin'in başkasıyla konuşması gibi farklı söylemler içeren bir anlatım tekniği ile kaleme alınan hüzünlü bir hikaye bekliyor sizi. Diğer hikaye başlıklarımız ise; Yeşil Elbise Başkalarının Saadeti Gönül Bu O mu? Yuva ...Ve Cevap Vermediler Akşam Karanlığında Bir Sarhoşun Vasiyetnamesi Avdet İki yakın arkadaş Şefkat ve Münevver'in aynı adama aşık oluşundan, başkalarının mutluluğu için kendini feda eden Mehlika'ya; amcasının evinde yaşamak zorunda kalan öksüz, yetim Nermin'den, Selma ve kardeşi Muhammed'in hüzünlü sohbetine; 16 yıl
Beni mi?Suat Derviş · İthaki Yayınları · 201968 okunma
Reklam

Yazar Hakkında

Suat DervişYazar · 36 kitap
Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde gazeteciliğe başlayan Suat Derviş Hanım, ülkenin öncü gazetecilerinden biri ve döneminin en üretken yazarlarındandır.. Otuza yakın roman, pek çok hikaye, makale, eleştiri ve çeviriler yayımlanan Suat Derviş'in en bilinen eseri Fosforlu Cevriye'dir. Eserleri yabancı dillere çevrilen ilk Türk yazarlardandır. Adı, toplumcu gerçekçilik ile birlikte anılır. Avrupa'ya muhabir olarak giden ilk kadın gazeteci, ilk basın sendikasının beş kurucusundan biri ve ilk başkanı, Devrimci Kadınlar Birliği'nin kurucusudur. Kadın hakları, demokrasi alanlarında mücadele etmiş bir aktivisttir. 1903 yılında İstanbul'un Moda semtinde dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin ortanca çocuğu idi. Ailesi ona Hatice Suat adını koydu ancak Suat erkek ismi olduğundan kayıtlara Hatice Saadet olarak geçti. Babası, Darülfünun'un kurucularından kimyager Müşir Derviş Paşa'nın oğlu tıp profesörü İsmail Derviş Bey, annesi Abdülmecid'in mabeyncilerinden Kamil Bey'in kızı Hesna Hanım'dır. Osmanlı'da Telefon İdaresi'nde çalışmaya başlayan ilk kadınlardan Hamiyet Hanım'ın kardeşidir. Çocukluk çağında evde özel eğitim görüp Fransızca ve Almanca öğrendi. Eğitimine Kadıköy Numune Rüştüyesi'ne, ardından Bilgi Yurdu'na devam etti. Çocukluğundan itibaren yazmaya ilgi duydu. Hezeyan başlıklı mensur şiirini, çocukluk arkadaşı Nazım Hikmet 1918'de Alemdar gazetesinin edebiyat ekine göndererek yayımlattı. Bu, onun yayımlanan ilk eseridir. Henüz çocuk yaşta olan Suat Derviş edebiyat dünyasına Mehmet Rauf tarafından 'hassas bir ruha sahip ve olgun bir müellifin habercisi" olarak tanıtıldı. Bu yıllarda Nazım Hikmet ile arkadaşlığının şairin ona duyduğu tek taraflı bir aşka dönüştüğü iddia edilir. Şair Nazım Hikmet, 1920'de Gölgesi adlı şiirini Suat Derviş'e ithafen yazmıştır. İlk eserleri Suat Derviş'in ilk romanı olan Kara Kitap 1921 yılında basıldı. Edebiyat dünyasında hayret ve şaşkınlıkla karşılanan bu eserde ölüme mahkum güzel ve hassas bir genç kızın son nefesine kadarki yaşama arzusunu belirten iç seslerini ve duygularını anlattı. 1923'de yazdığı Hiç Biri romanını, Ne Ses Ne bir Nefes (1923), Bir Buhran Gecesi (1924), Fatma'nın Günahı (1924), Gönül Gibi (1928) ve Latin harfleri ile yazdığı ilk eser olan Emine(1931) romanları izledi. Bu romanlarında İstanbul'un üst düzey yaşamından kesitler sundu; ilişkileri anlattı; kadının toplumsal konumunu özgürlük talebini irdeledi. 1925'te ilk hikayeleri Almanca'ya çevrildi. İlk gazetecilik deneyimleri Derviş, ilk romanı yayımlandığı sırada Alemdar gazetesinde çalışmaktaydı. 1922'de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul'a gelen Refet Bey'le ilk röportajı Alemdar gazetesi için yaptı. Bir süre sonra Alemdar'dan ayrılıp İkdam'a geçti ve gazetede bir kadın sayfası hazırlayacak bu konuda öncü oldu. Berlin yılları 1927'da konservatuar eğitimi için kardeşi Hamiyet Hanım ile birlikte Almanya'ya gönderildi; Berlin'de Sternisches Konservatuvarı'nda piyano dersleri aldı. Bir süre sonra ailesinden habersiz Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Faşizmin yükselmesine tanıklık ettiği Almanya'da öğrenciliği sırasında gazete ve dergilerde çalıştı. Yazıları çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinden siyasi gazetelere kadar pek çok yayın organında yayımlandı. 1932'de babasının ölümü üzerine fakülteden mezun olmadan Türkiye'ye döndü. Yurda dönüş ve 1930'lu yıllar Yurda döndükten sonra Babıali'nin başarılı muhabirleri arasına girdi; İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara'da çıkan pek çok gazetede yazılar yayımladı. Bir yandan da roman tefrika etmeyi sürdürdü. Onu Bekliyorum (1934), Onları Ben Öldürdüm (1935), Baba Oğul (1936) romanları çeşitli gazetelerde tefrika edildi. Resimli Ay'da çalışmaya başlaması ile solcu basın dünyasına adım attı. 1936 yılında Son Posta gazetesinde çalışırken Montreeux Konferansı'nı izlemeye gitmesi ona yurtdışına giden ilk kadın gazeteci unvanını getirdi. 1936 yılından itibaren çalışmaya başladığı Tan gazetesinde kadın sorunlarına değindi ve dış siyaset olayları ile ilgili haberler yaptı. Bu gazetede çalıştığı dönemde Sovyetler Birliği'ne yaptığı gezi, düşünce dünyasını etkiledi. Dönüşünde yayımladığı röportaj dizisi, "kıpkızıl komünist" olarak damgalanmasına ve gazeteden ayrılmak zorunda kalmasına neden oldu. Gezinin yapıldığı 1937'de tefrika edilen Bu Roman Olan Şeylerin Romanı görüşlerindeki değişimi yansıtır. Gazetelerde nazizme, faşizmin yükselişine ve adaletsizliğe karşı yazılar yayımlarken romanlarında köşklerde yaşanan aşkları, yemek ziyafetleri ve davetleri yazmayı reddeden yazar, artık toplumcu- gerçekçi bir edebiyat anlayışına yönelmiştir. 1938'de Bir İstanbul Gecesi tefrika edildi, 1939'da "Hiç romanı yayımlandı. Politik yaşamı ve mahkumiyeti Suat Derviş'in sol görüşleri, kısa süren ilk üç evliliğinin (Seyfi Cenap Berksoy, Selami İzzet Sedes, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu ile) ardından 1941 yılında Türkiye Komünist Partisi (TKP) genel sekreteri Reşat Fuat Baraner ile yaptığı evlilik ile pekişti. Baraner ve Derviş'i bir araya getiren, partinin talebi doğrultusunda çıkarttıkları "Yeni Edebiyat Dergisi" olmuştu. Çift, Türkiye'de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan dergiyi 15 Ekim 1940-15 Kasım 1941 arasında yirmialtı sayı yayımladı. Derviş, dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Hasan İzzettin Dinamo gibi genç yazar ve şairlerin tanınmasına yardımcı oldu. 1944'te Zeynep İçin romanını yazdı. Aynı yıl Biz Üç Kardeşiz, Fosforlu Cevriye, Çılgın Gibi' romanları gazetelerde tefrika edildi. "Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum?" adlı incelemesinin 1944'te yayımlanmasından sonra gazeteci kimliği ile hiçbir yerde iş bulamayan Suat Derviş, gerçek ismi olan 'Hatice Saadet Baraner' yerine takma adla yazılar yazmaya başladı. Aynı yıl TKP Soruşturmaları ve tutuklamaları çerçevesinde eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte tutuklandı. Sorgu sırasında çocuğunu düşüren yazar, Reşat Fuat Baraner'i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi'ne katıldığı gerekçesiyle yargılandı, 8 ay tutuklu kaldı. Hapisten çıktıktan sonra büyük sıkıntı çekti.. Geçimini sağlamak için Almanca, İngilizce ve İtalyanca çeviriler ve editörlük yaptı. Tiyatro piyesleri ve radyo skeçleri yazdı. 1947'de "Büyük Ateş ", 1950'de "Yaprak Kıpırdamasın " romanları tefrika edildi. Paris yılları 1951'de tekrar tutuklanan eşinin 1953'de yargılanmaya başlaması üzerine kendisinin de tekrar tutuklanma olasılığına karşılık ülkeden ayrıldı; İsveç'teki ablasının yanına yerleşti. Avrupa'da çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayımladı; kendisini yurtdışında tanıtacak kitapları kaleme aldı. Zeynep İçin romanını Ankara Mahpusu adıyla yeniden yazdı. Romanı, ablası Hamiyet Hanım Fransızca'ya çevirdi. 1957'de Le Prisonnier d'Ankara adıyla yayımlanan eser on sekiz dile çevrildi ve o kadar beğenildi ki eleştirmenler tarafından Ivo Andriç'in Drina Köprüsü'nden bile daha iyi bulundu. Daha önce yayınlatamadığı Çılgın Gibi eserini Fransızca'ya çevirdi. Eser, Les Ombres du Yali (Yalının Gölgesi) adıyla 1958'de yayımlandı. Yurda dönüşü Reşat Fuat Baraner'in hapisten çıkmasının ardından 1963 yılında Türkiye'ye döndü. Bu dönemde takma isimler roman ve hikayeler, çocuk masalları yazdı, tercümeler yaptı. Aksaray'dan Bir Perihan adlı romanı 1963'te Gece Postası'nda tefrika edildi. Fosforlu Cevriye, öğrenci ayaklanmaları ve sert isyanların zirveye ulaştığı 1968'de May Yayıncılık tarafından Ankara Mahpusu ile birlikte yayımlandı. Son yılları ve ölümü 1968 yılında eşini, 1970 yılında ise ablasını kaybetmesi onu derinden etkiledi. İki gözünde de ciddi sağlık sorunları çıkana kadar yazmaya devam etti. Moskova'da geçirdiği ameliyat sonrası gözlerinden birinin belli oranda düzelmesinin ardından arkadaşı Neriman Hikmet ile birlikte Devrimci Kadınlar Birliği'nin kuruluşunda görev aldı. Derneğin kapatılması üzerine yeniden yazarlığa ağırlık verdi. Sürekli göz altında tutulan Şişli'deki evini devrimci gençlere açıp onları gizledi. 1971'de evi basıldı, birçok solcu genci evinde sakladığı ortaya çıkınca tutuklandı. Ertesi sene Fosforlu Cevriye 'yi Gülriz Sururi için senaryoya dönüştürdükten kısa süre sonra şeker hastalığının vücudunda yarattığı tahribat sonucu hastaneye kaldırıldı. 23 Temmuz 1972'de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi'nde hayatını kaybetti.