Beşinci Mevsim

9,5/10  (2 Oy) · 
2 okunma  · 
0 beğeni  · 
58 gösterim
Bir hikâyenin bitişi bir diğerinin başlangıcıdır. İnsanlar ölür. Kadim usüller gelip geçer. Yeni cemiyetler doğar. “Dünyanın sonu geldi,” genelde bir yalandır çünkü gezegen olduğu yerde durur. Ama bu kez, dünyanın sonu böyle gelecek. Nihai olarak...



İşte size bir ülke. Her ülke gibi sıradan. Ama bu toprak parçası çok kıpırdanıyor ve ona Sükûnet adını vermişler. Sessiz ve acılı bir ironi ülkesi.

Son, Sükûnet’in bir şehrinde başlıyor: Yerkürenin en kadim ve göz kamaştıran şehri. Adı Yumenes ve bir zamanlar bir imparatorluğun kalbiydi. Ne yazık ki imparatorluk ilk günlerinin ihtişamını kaybetti. Her imparatorluğun başına geldiği gibi. Ve bu sonda, üç kadın. Kocası tarafından oğlu öldürülen ve kızı kaçırılan bir anne... Essun. Toprağı duyan bir İmparatorluk Orojeni... Syenite. Bir Muhafız’ın eline düşen özel bir kız çocuğu... Damaya.



Ve belki de yüzyıllar sürecek bir deprem.



İşte böyle başladı. Dinle. Öğren. Dünya böyle değişti.



“Sıradışı ve olağanüstü bir karmaşa.”

New York Times



(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    2017
  • Sayfa Sayısı:
    492
  • ISBN:
    9786050946598
  • Yayınevi:
    Dex Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Sercan Vatansever 
04 Şub 01:59 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Ateş gibi kitap. Düştüğü yeri yakar. Dün gece sabaha kadar kırık fay hatlarıyla falan uğraştım rüyamda. O derece. Bir fantezi kitabı nasıl benzersiz olur, hayal gücü nasıl kullanılır, okuyucunun merakı nasıl sürekli diri tutulur, okuyucu hikayeye nasıl dahil edilir -bir parçası yapılır ders niteliğinde bir eser bu.

Jemisin öyle bir evren yaratmış ki bunu düşünebilmesine bile hayran kalıyorsunuz. Hikayeyi tüketmeniz için de bu yeterli oluyor zaten. Ve bu yaratılan evren önünüze hazır bir şekilde sunulmuyor, karakterlerin tecrübelerinden siz koparıp alıyorsunuz. Karakterlere değinmem gerekirse, (bundan bahsetmek çok riskli aslında- okuyanlar anlayacak) tabii ki toplum dışında kalmış ve anlaşılmamış karakterler. Sırf siyahi olduğu için bazı yazarımsılar tarafından dışlanan bir kadının yazmış olduğu bir hikayeyi okuyoruz sonuçta değil mi?

Çok abes olacak belki ama Brandon Sanderson'un yanına N.K. Jemisin'i de ekleyin. Jemisin'in yarattığı dünya böylesine benzersiz olduğu için zihnim sürekli 'elimde Sissoylu'nun muadili var' diye alarm durumundaydı. Saygı duruşunda okudum kitabı. Bir de yaratılan dünya dolayısı ile sürekli gökten kül yağması da bu bağı güçlendiriyordu. Sissoylu'nun ilk cümlesini hatırlayalım;

"Gökten kül yağıyordu."