Turgut Reis, tarihimizin en şanlı denizcilerinden birisi. Her ne kadar Barbaros kadar tanınmasa da belki ondan daha üstün özelliklere sahip bir kaptan. Mim Kemal Öke, onu farklı bir açıdan ele alarak anlatıyor bizlere. Akıcı bir anlatımın yanında bazen sıkıcı hale gelen tasavvufi dil dikkat çekiyor. Bahsedilen olay ve kişilerin bir kısmı derslerde hiç duymadığımız ve oldukça ilgi çekici türden. Kitabın ismi de Turgut Reis’i yansıtması açısından iyi seçilmiş ; zira Turgut Reis, ne Osmanlı’ya ne de başka bir güce biat etmemiştir. Onun bağlılığı denizlere ve sevdiğine olmuştur.
Turgut Reis’in ağzından dönemin Osmanlı idaresine yönelik değerlendirmeler insanı üzen cinsten. Çünkü bugün bile lanet ettiğimiz liyakatsizlik, adam kayırma, kişiler arasındaki husumetlerin devlete verdiği zarar gibi konuların daha o dönemden başladığını görüyoruz.
Genel itibariyle okunması insana bir şeyler katacak olan zevkle akıp giden bir kitap, ancak olmazsa olmaz diyebileceğimiz türden değil.
BiatMim Kemâl Öke · Turkuvaz Kitap · 2020194 okunma
Akdeniz'in, özellikle Libya'nın ve Trablusgarb'ın Türkler için önemi, dahi, Türklerin Akdeniz, Libya ve Trablusgarb için önemi tarihte göz ardı edilemez bir husus olduğu halde bu meselenin üzerine hak ettiğince düşülmemiş, meseleyi ancak derinlemesine irdeleyenler ve ilgilenenler araştırmıştır. Tabii burada manevî ve aşkın bir ehemmiyetten bahsediyoruz.
Turgut Reis, Türk ve dünya tarihi için alelade bir figür değildir. Tiyatrocuların ya da mimarların "alaylı" ve "mektepli" gibi ayrışması ve çoğu zaman mektebin ön plana çıkması gibi Türk tarihinde de Turgut Reis, bütün fedakârlıklarına ve gazalarına rağmen, hürriyet sevdası ve civanmertliği ile sadece ismen bilinen bir figür olmuştur.
İşte bu asırlar ve mekânlar aşan güzide çalışma, Turgut Reis'in maneviyatını ve ruhsal çözümlemesini ilk kez gözler önüne seriyor. Manevî baştacı Abdüsselam el-Esmer Hazretleriyle gelişen ilişkisi, ezelî-ebedî rakibi Andrea Doria ve La Valette ile gelişen diyalogları ve "Fatıma" figürü ile kurduğu çok yönlü aşkın bağ düzleminde kendine, kendinde ve kendinden doğru; ilahî aşk üzerine alabildiğine samimi bir Turgut Reis portresi sunuyor. Mim Kemâl Öke Hoca'nın kendi "magnum opus"u olarak tanımladığı bu tamamen tasavvufî remizli bir izlek üzerine kurulu olan anlatı, yalnızca Allah'a biat etmenin önemini vurgularken herhangi bir öğretiyi dikte etmiyor okuruna. Aksine, determinist bir sonuç çıkarsamaksızın arada okura bırakılan boşluklarla, çok boyutluluğuyla, metinlerarasılığıyla ve etkileşimselliğiyle aslında edebî türler üzerinde bir konumda duruyor. Velhasıl, Bahr-i Sefid'i bir de "içeriden" okumak gerekiyor.
Mim Kemal Öke'nin tasavvufa ilgili biri olduğunu bildiğim için bir de onun dilinden tarihi roman okumak istedim.
Osmanlı'nın karadaki hakimiyetini az çok biliyoruz. Bu eserin ise ecdadın denizdeki hakimiyetinden bahsetmesi kitaba olan ilgimi arttırdı.
Turgut Reis'in kendi ağzından hayat hikayesi anlatılıyor kitapta. Çocukluk dönemi, Türk korsanı oluşu, Kanuni ile yaptığı ittifaklar, Fatıma, Barbaros, Akdeniz.. daha birçok şey.
Turgut Reis'in kendine has bir karakteri var. Asla kimseye biat etmiyor Osmanlı'ya bile. Kula değil Allah'a biat edilmesi gerekliliği üzerinden tasavvufa da bolca yer verilmiş kitapta. Bu biat etmeme meselesini bir asi oluş olarak algılamayın; o dönemde de açgözlü devlet adamları yönetimde fitnelikler çıkarmakta.
Kitapta birkaç şey beni rahatsız etti sadece. Bir denizkızı geçiyor kitapta. Bu biraz kitaba bir iki yerde masalımsı bir hava katmış. Böyle tarihi bir karakteri anlatırken gerçeklikten az da olsa uzaklaşılmamalı bence. Bir de bazı yerlerde kadın erkek arasındaki mesafe ihlal edilmiş gibi.
Onun haricinde gerçekten güzel bir eserdi. Kur'an'da geçen denizle ilgili ayetlerin olaylarla bağdaştırılması, Turgut Reis'in serkeş hâllerinden kul hâllerine bürünmesi... Kısacası tarihi, sadece verisel olarak değilde o dönemdeki İslâmî hayatla beraber anlatılması kitabı okumaya değer kılıyor. ❤
Ayrıca bazen mizahi bazen sevgisel (Fatıma'sına anlatıyor yaşadıklarını Turgut Reis) bir anlatımla kitapta akıcı bir üslup elde edilmiş.
Biat Allah'adır...
Turgut Reis, Akdeniz'e nam salmış boyun eğmez kumandan. Gücünün zirvesinde padişaha dahi aman demeyen, henüz bir küçük çocukken de keçi çobanı inatçı müşkülpesent bir adam.
Küçücük bir kasabadan çıkan ve deryaları sallayan bu kaputanın hikayesi, onun aşka olan biatı ile iç içe anlatılıyor. Deniz kızı, baştardası ve yaşamının son dönemlerindeki hayat arkadaşı olan FATIMA, biadın sıırrına açılan kapı misali kitapta resmedilmiş. Aşk tüm ehillerin, ehliyetine açılan kapının anahtarı sanki. Ölmek üzere olan denizlerin sultanının biada olan bakışı, duruşu, ve teslimiyeti onun hatıralarını canlandırdığı zihninde, geçmişe doğru bir yolculukta bize seyri sefer oluyor okudukça...
"Turgutca! Ben biatıma sadık kaldım. Seni çok seviyorum. Ama şimdi sen söyle bakalım," dedi ve ekledi:
"Ya sen? En çol hangi Fatıma'yı sevdin? Denizkızını mı, Baştardanı mı, Beni mi?"
Turgutca, Dragut ardından Turgut Reis… Bir tekamül bir tamamlanış, hamlıktan pişmeye doğru giden hikaye. Bir Leyla’dan Mevla’ya geçiş hikayesi de diyebiliriz. Turgutca’nın Leylası da Fatıması. Fatıma önce deniz kızı oldu sonra Akdenizin boynuna inci misali dizilen 22 pare donanmasının başatardası sonrada ömrünün ikinci baharında kavuştuğu biat ettiği Esmer Sultan’ın kızı kendisininden zevcesi Fatıma. Denizlerin asi ruhlu Turgutcası’nın ve ömrünü üzerinde seyrü sefer ederek geçirdiği Akdeniz’in öyküsü. Tarihi roman sevenler buyursunlar. Kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar içinde yaşayarak tarihin bir dönemine tanıklık etmek oldukça keyifliydi. Öke’nin üslubu, kahramanın ağzından konuşması olayları aktarışı ayrı bir güzellik katıyor öyküye. Son olarak Turgutca aşkı biat ederek buldu. Ve o biatı sayesinde gerek ummanda gerek kara da kapılar açıldı önüne. Şimdi sormalı insan kendine biat kime olmalı nasıl olmalı ve ben ne zaman biat edicem.
Kitap Osmanlı İmparatorluğu'nun karada çok güçlü oldu zamanlar 16 yüzyıl da denizlerde de dünya hakimi olmak istediği zamanlarda geçiyor. Turgut isimli bir çocuğu deniz kenarında aşık olduğu deniz kızı yüzünde denizlere açılarak aşkına ulaşmayı hedeflemektedir. Bu yolda eski bir Osmanlı leventi ona metorluk yapar, savaş talimleri, gemi ve deniz hakkında onu eğitir. Deli dolu bir kişilik olduğu için her zaman başının dikine gider.Zamanla denizcilikle başarılı olarak kendi gemisini sahip olur. Haçlı donanmalarina ağır zararlar verir. Turgut reis daha sonra Barbaros Hayrettin Paşa'nın ağabeyinin yanına gelerek onlarla beraber olmak istediğini ve hep beraber haçlılara karşı birlik olmaları gerektiği iletir. Oruç reis ile aralarında çok iyi bir bağ oluşmuştur. Tayfası ile mola verirken esarete düşer 4 sene esaret içinde yaşamını devam ettirir. Esaretten kurtulduktan sonra tekrar haçlılara karşı savaşlara katılır. Malta seferi sırasında ordu komutanı iken hayatını kaybeder. Genel olarak kitap sürükleyici birkaç sene önce okumama rağmen aklıma kazındı. Turgut reis sayende Osmanlı denizciliğine karşı bir ilgim arttı. Okuma gibi düşüncesi olan insanlar varsa kesinlikle okuması gerektiğini düşünüyorum....
Turgut Reis’i okurken Mim Kemal’in sesinden onu okuyormuşsunuz hissine kapılmamak elde değil,tüm kitap boyunca onun sesi kulaklarımdaydı.Zamane dervişi var olsun
BiatMim Kemâl Öke · Turkuvaz Kitap · 2020194 okunma
Mim Kemal Öke’nin mükemmel kalemi. Akdeniz’in tartışılmaz en iyi reisi olan Turgut Reis in yani Dragut’un çocukluğundan şehadetine kadar olan tüm yaşamını konu alıyor. Oruç reis ve barbaros ile olan yılları da kitapta anlatılıyor. Akdeniz’in Türk gölü haline gelmesi için uğraşan bir Türk’ün mükemmel hikayesi. Aynı zamanda dönemin Osmanlı padişahlarına biat etmeyişi, ancak tamamen mazlumlar için korsanlık yapması ve adaleti sağlaması en önemli karakteri. Dönemin siyasi olaylarınada ışık tutan mükemmel bir eser. Özellikle Mim Kemal Öke’nin kaleme alması daha büyük bir onur olmuş. Harika kitap.
BiatMim Kemâl Öke · Turkuvaz Kitap · 2020194 okunma
Palavradan tarihî roman. Yazarın profesör olması, aristokrat olması, şahane okullardan mezun olması onun iyi bir yazar olduğunu göstermez.
Daha girişte romandan çok "ben size ders veriyorum ha!" tarzında bir anlatım var. Öbür edebiyat profesörü var ya (iskender pala), onun üslubuna yakın üstenci bir bakışla yazılmış, sıkıcı bir metin.
Tarihteki "bizim" kahramanların şanssızlığı ya yavuz bahadıroğlu veya iskender pala gibi şahısların kaleminden kâğıda dökülmeleri...
Yabancı yazarların tarihî romanlarını okurken ya da filmini seyrederken mest olurken, yerli yazarlarımızın yazdıkları ilkokul müsameresi metinlerde (mecazen) kusuyoruz.
Alexander dumas'ın, balzac'ın, hatta wilbur smith'in romanlarını okurken sanki o dönemde yaşıyoruz. Bir de edebiyat parçalayan bizimkiler...
BiatMim Kemâl Öke · Turkuvaz Kitap · 2020194 okunma
Turgut reisi böyle güzel anlatan bir kitap daha önce okumamıştım. Onun dilinden sanki o dönemi yaşıyor gibi hissiyatı veriyor okurlarına. Yaşadığı zorluklar, dürüstlüğü, düşünce yapısı ve amaçlarına ulaşmak için verdiği mücadele ile hiç pes etmemesi onu reislik makamına nasıl taşıdığını gösteriyor. Tarihi güzel kurgu ve akıcı anlatımıyla kitabı bitirinceye kadar elinizden bırakamıyorsunuz.
BiatMim Kemâl Öke · Turkuvaz Kitap · 2020194 okunma
1955 yılında İstanbul'da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan ÖKE, 1973 yılında Robert Koleji'nden mezun olduktan sonra İngiltere'ye giderek, Cambridge'de İktisat ve Tarih Fakültelerini bitirdi. Sussex (MA.), Cambridge (M.Phil) ve İstanbul (Ph.D.) üniversitelerinde uluslararası ilişkiler ihtisası yaptı. İhtisas sonrası Birleşmiş Milletler'de görev aldı.
Türkiye'ye dönüşünün ardından Türk dış politikası tarihine ilişkin araştırmalarını sürdürmüş olan ÖKE, Boğaziçi Üniversitesi’nde 1984'te doçent, 1990'da profesör oldu. Hem yazılı hem de görsel basında güncel siyasi gelişmeleri değerlendiren ve İngilizce, Arapça ve Urduca olmak üzere Türk dış politikası alanında 14 kitabı olan ÖKE'nin ayrıca üç de romanı bulunmaktadır.
Birleşmiş Milletler (1979) ve TRT'de (1983-89) danışmanlık yapmış olan Prof. Dr. Mim Kemal ÖKE, evli ve iki çocuk babasıdır.