Elbette kimsede sihirli bir değnek yok. Bu işin tam anlamıyla bilimsel bir formülü yok. Ama sağ olsun Montessori Abla deneysel olarak deneyimlerini, başardıklarını anlatmış. İnsan fıtratı önemli, çevre önemli, toplum önemli. Yoksa Türkiye'de yaşasa Montessori Abla'ya "Çok biliyon sen, çocukları şımartıyon." derlerdi. Bu kitapları falan yazamazdı. Kaldı ki okuduklarımı çevreme anlattığımda, saçma diyorlar. Montessori özellikle anaokulunda sırf reklam amaçlı yazıyorlar, insanlar kanıp bu okullara çocuğunu gönderiyor. "Okulumuzda Montessori programı uygulanmaktadır." diyor ama Montessori'nin ne olduğunu sorsan veli bile bilemez.
Ne kadar uygulamaya kalksan da en sonunda anam babam yöntemlerine dönüyor insanlar, zaten çalışma koşullarından gerekse masraftan insanlar anne babalarına emanet ediyorlar. Onlar da açıyorlar televizyonu, veriyorlar eline tableti geçiyorlar kenara. Azıcık bilinçli olan da tabir-i caizse hani amiyane tabirle eziyete katlanıyorlar. Profesör bile olsa, basıyor kalayı.
Çocuk yetiştirmek incelik isteyen bir iş. Ama mevcut şartlarda çocukta travma yaratmasan en yararlı şeyi yapmış olursun çocuğun için. Gerisi hikaye.
Bu Montessori oyuncakları, eşyaları iyi para ediyor yalnız. Montessori yatak, Montessori, Askı, Montessori çocuk odası vs. Tabi kimsenin çocukları salladığı yok, ceplerini dolduruyorlar ama bu ürünleri alanlar değerlendirebiliyorsa önemi yok.
Kitap 0-6 yaş çocukların gelişimiyle ilgili, "her işini kendi yapsın, bağımsızlaşsın, yetişkinler gibi bir hayatı olsun." gibi vir mantık var. Sorumluluk alsınlar, kendi oyuncaklarını kendisi toplasın, tabağını, çatalını kendi koyup kaldırsın falan. Genelde fakir ailelerin çocuklarıyla çalışmışlar. Bu çocuklar aslında bizim tabirimizle "şımartılıyorlar." ve "adam yerine koyuluyorlar."
Tabi
Öğretmenlerimizden bir tanesinin düşüncesine göre meşhur kadınların hayatlarını ezbere olarak bilmek bizim onları takip edip, örnek almamız açısından çok teşvik ediciydi. Anlattığı her şeyin sonunda „Sizlerde meşhur olmak istemez misiniz? Ya da hiç olmazsa öldükten sonra tanınan ve önemi fark edilen bir kişi olmak istemez misiniz? “ diye bizlere sorardı. Ben ise öğretmenime her zaman “Hayır! “ diye kuru bir cevap vermekle beraber şöyle derdim. “Ben geleceğin çocuklarının acılarını paylaşmayı, meşhurlar listesini bir kişi daha artırmaktan daha değerli buluyorum.”
Maria Montessori'nin eğitim yaklaşımını, yöntemini temel hatlarıyla özetleyen, çocuğa bakışını saydam bir şekilde ortaya koyan bir eser olmuş. Anlatım dili akıcı, kitapta herşey açık ve net. Eğitimle ilgili çok güzel çıkarımlar var. Farklı bir bakış açısı, geniş bir çerçeve için okunması gereken eğitim kitabı. Ancak kitapta çok fazla dini görüş yansıtılmış, Montessori dini inancını bütün fikirlerine yedirmiş. Çocuğa olan ilahi bakışı, olumsuz diyemem, ama bir yerden sonra fazla olmaya başlıyor gibi hissettim.
Montessori okumaya başlamadan önce biyografisini okumuştum ve bu, Montessori’nin anlattığı olayları daha rahat kavrayabilmeme olanak sağladı. Montessori, tıp doktoru olduğundan dolayı çoğu olaya fizyolojik bakmakta ve çocukluğun sırrını bilimsel olarak anlayabilmek açısından nitelikli bir bakış açısı sunmaktadır.
Henüz 20. yüzyılın başlarında Montessori’nin çocuk temelli bakış açısı ve kurduğu Casa Dei Bambini (Çocuklar Evi) büyük ses getirmiştir. Bununla beraber çok fazla eleştiriye de maruz kalmıştır. Montessori ise metodunu durmak bilmeden geliştirmiştir. Yoksul ve bakıma muhtaç çocukların bu evde gelişimleri gören herkesi hayrete düşürmüştür. Kısacası Montessori, onlardan ümit kesilmiş olmasına rağmen o çocukları toplumun üyeleri haline getirmiştir. Metotlarını ne kadar denerse denesin, bir türlü emin olamamış fakat sonrasında metotlarının çocuklara çok iyi geldiğini görmüştür.
Çocukluğun Sırrı, Montessori’nin çocuğa bakış açısını çok net bir şekilde sunmaktadır. Bununla beraber onun yoğun dini duyguları da görülmektedir. Çocuğun fizyolojisinde yaratılışa ve anlama çok önem vermiş, özellikle çocuğun, bebeğin yaratılışı için Montessori bu konuda şöyle demektedir:
“Yeni doğmuş bir bebeğe karşı hissetmemiz gereken duygu, hasta ya da güçsüz insanlara karşı hissettiğimiz şefkat duygusu değil, yaratılış esrarı karşısında duyduğumuz hayret ve hürmet duygusu olmalıdır.”
Çocuğun doğasına uygun olanı sayısız araştırmalarla ortaya koymaya çalışmış ve çok ilginç tespitler ortaya sunmuştur. Örneğin çocukların çalışmayı sevdiği çok dikkatimi çekmiştir. Çocukların da acil işlerinin olduklarını çünkü büyüdüklerini daha, Çocuklar Evi’nde göstermiştir:
“Okulda ciddi anlamda muhteşem oyuncaklar bulunmasına rağmen çocuklar bu oyuncakları hiçbir zaman seçmedi. Bu beni öylesine
Montessori yönetimi bugün çocuk eğitimi konusunda en önde gelen isim olduğu kabul edilir. Montessori yönteminin oluşum hikayesini ve bu yöntemin temel ilkelerini açıklayan, çocuk eğitimi ile ilgilenenlerin severek okuyacakları bir kitaptır... Maria Montessori
Montessori kitaplarını çok heyecanla alır, bir çırpıda okurum.Fakat bu kitap tam bir hayal kırıklığı oldu benim için.Kitabı yarıda bırakmamak (kitabı yarıda bırakmak en nefret ettiğim şeydir) için kendimi çok zorladım
Çok güzeldi bence bu kitabı tüm anne-babalar ve öğretmenler okumalı. Bazı konulara karşı bakış açımı değiştirdi diyebilirim, diğer kitaplarını da okumaya çalışacağım.
İnanın bu kadının kitabı harika.Bir anne olarak silkelenip kendinize gelmenizi sağlıyor.Çok samimi,doğru tespitleri var çocuklar hakkında.Çocuğun dünyasına çocuğun gözünden bakmanızı sağlıyor.iyi ki kızım daha küçükken bu kitabı okumuşum diyorum...
Her anne baba, her anne baba adayı, her anne baba olmasa da içinde çocuk sevgisi olan okumalı bu kitabı.
Okurken de;
Çocuk eğitimi, çocuk hakları, çocuk psikolojisi hakkında bildiklerinizi unutmaya hazır olun.
Çocuk ve yetişkin arasındaki çatışmanın tıpkı dingin bir suya taş atıldığında gitgide yayılan dalgacıklar gibi insan yaşamında neredeyse sonsuza dek artıp yayılacak sonuçların başlangıç noktasıdır. Bu tip sonuçlar bir daire şeklinde her tarafa yayılan titreşimler gibidir.
Montessori Metodunun kurucusu olan Maria Montessori, 1870 yılında İtalya'nın Chiaravalle kentinde dünyaya gelmiştir. 1896 yılında İtalya’nın ilk kadın doktoru unvanını alarak tıp fakültesini tamamlamıştır. Montessori bir bilim insanı olarak sahip olduğu özelliklerin dışında, bir kadın olarak da zamanının değer yargılarının ilerisinde yaşamış ve kadın hakları için mücadele etmiştir. İtalya’nın ilk kadın doktoru olarak, 1896’da Berlin ve 1900’de Londra’da iki kadın konferansında İtalya’yı temsil etmek için seçilmiş ve bu konferanslarda kadınlara eşit ücret için çağrı yapmıştır.
Üniversiteden mezun olduktan sonra asistan doktor olarak atandığı Roma Psikiyatr kliniğinde zekâ özürlü çocuklarla çalışmıştır. 1899 yılında ise Roma’da zekâ geriliği olan tüm çocukların yollandığı yeni orthophrenic okuluna yönetici olarak atanır. 1896 -1907 yılları arasında sağlık, antropolojisi, felsefe, psikoloji ve eğitim çalışmalarını devam ettirir. 1907 yılında Roma’nın San Lorenzo bölgesinde, çalışan ailelerin çocuklarından oluşan 60 kişilik grupla çalışmak için üniversitedeki kürsüsünden ve tıbbî uygulamalarından vazgeçer. Burada ilk Casa dei Bambini’yi yani Çocuklar Evi’ni kurar. 1907 yılından itibaren dünyanın birçok ülkesinde Montessori metodu hakkında çalışmalar yürütmeye devam eder. 1922’de okul müfettişi olarak atanır. Fakat 1934 yılında Mussolini faşizmine muhalefetten dolayı İtalya’dan ayrılmaya zorlanır ve Barselona’ya gider. 1936’da İspanya Savaşı sırasında İngiliz gemisiyle kurtarılır. Aynı yıl evini Hollanda Laren’e taşır. 1940 yılında, Hindistan 2. Dünya Savaşına girdiğinde, O ve oğlu Mario düşman yabancılar olarak gözaltına alınır. 2. Dünya Savaşı boyunca Montessori’nin Hindistan’dan ayrılmasına izin verilmez ve bu zamanı bebekleri araştırmak ve gözlemlemekle geçirir. 1946 yılında Hindistan’dan Hollanda’ya döner. 1947’de ise Londra’da Montessori Merkezi’ni kurar. 1950 yılında UNESCO konferansına katılır. 1940, 1950 ve 1951’de Nobel Ödüllerine aday gösterilir.
1952’de Noordwijk Zee de Dutch sahilindeki bir köyde arkadaşlarının sahip olduğu bir evin bahçesinde otururken hayatını noktalar. Oğlu ve şef asistanı Mario ile Afrika’ya gidip gitmemeyi görüşüyorlardır. 80 yaşında birisi olarak seyahat için oldukça güçsüz olduğunu, bir başkasının onun yerine gidebileceğini ve konferans verebileceğini söyler. Bir saat sonra beyin kanamasından ölür. Her zaman öldüğü yere gömülmek istediği için Hollanda'da Noordwijk Katolik Mezarlığına gömülür.
Bir eğitim emekçisi olarak, dünyanın birçok ülkesinde konferanslar, eğitimler vermiş, kitaplar yazmış, yeni okullar ve öğretmen eğitim merkezleri açmış, bir yandan da çocukları gözlemleyerek kendi eğitimine devam etmiştir. Bir dünya vatandaşı olarak yaşamıştır. Dünya genelindeki çabalarının ürünü olarak metodu dünyanın birçok ülkesinde uygulanmaktadır.