Orijinal ismi "Caribou island" (Karibo/u adası) olan kitap Almancaya "Die Unermesslichkeit" diye girmiş. Nedir peki "Unermesslichkeit"?
Ölçülemezlik.. Deniz gibi, gökyüzü gibi, evren gibi devasa boyutlara yakışır en güzel tanım bu aynı zamanda.
Bence orijinal isminden çok daha isabetli olmuş, çünkü kitapta birkaç yerde bu ölçülemezlik konu edilmekle beraber, bir yerde hatta ebediyete benzetiliyor haklı olarak.
Ya peki arzuladığımız ve mümkün olmadığını bildiğimizden dolayı bizi mutsuz eden ebedi olmama, mutsuz bir yaşam sürüyorsak, her nefes alış verişe sonsuz acılar eşlik ediyorsa, ne büyük bir felakettir, öyle değil mi?
Kitapta bu durumu yaşayan bir kadınla iliklerimize kadar hissediyoruz bu duyguyu.
Ama baştan alalım. Alaska'dayız, evli ve emekli olmuş bir çift, büyümüş, evden ayrılmış ve kendi hayatlarını kurmuş olan iki evlat ile karşı karşıya getiriyor bizi yazar. Medeniyetten kaçan, soluğu eşiyle Allah'ın Alaska'sında doğaya yakın, medeniyetten uzak bir yaşamı tercih eden bir adam ve onu memnun etmek için her dediğine eyvallah demiş olan, seven bir kadın. Çocuklar Alaska'dan başka bir yeri bilmemişler, oğul hayatını kanıksamış bir şekilde yaşarken, kızları ara ara ebeveynlerinin medeniyetten uzak yaşama kararlarını sorgulamakta. Babanın ancak gemiyle ulaşabilinen ve 30 sene hayalini kurduğu Karibo adasında kulübe hayatına orada bir kulübe inşa ederek geçmek istemesi ve medeniyetten ufak kasabayı terk ederek daha da çok uzaklaşmak istemesi, annenin gittikçe kocanın sevgisini sorgulaması ve onunla yüzleşmeye başlaması, kulübe macerasını evliliklerinin dönüm noktası kılacaktır. Cehenneme dönüşmüş bir evlilik, daha da çok yalnız yaşanarak kurtarılabilir mi? Yoksa sonun başlangıcı mı olacaktır? On yaşında bir çocukken annesini intihar etmiş olarak bulan ve tekrar